1960'ların futbol coğrafyasına dönüş

2007/08 sezonunun önemli karakteristiklerinden biri, bölgesel dengesizlik. 'Tam Saha'nın son sayısında Nihat Özten ve Barış Mutlu'nun, bellibaşlı Avrupa liglerinin futbol coğrafyasına da bakan araştırmaları gösteriyor ki...
Haber: TANIL BORA / Arşivi

2007/08 sezonunun önemli karakteristiklerinden biri, bölgesel dengesizlik. 'Tam Saha'nın son sayısında Nihat Özten ve Barış Mutlu'nun, bellibaşlı Avrupa liglerinin futbol coğrafyasına da bakan araştırmaları gösteriyor ki, 18 takımlı dönemde bayilik ağının en daraldığı sezonu idrak ediyoruz: 1989/90'dan sonra ikinci kez, 'canlı' 1. Lig futbolunun dağıtımı sadece 11 şehre yapılacak. Bugüne kadar 18 takımlı lige 14, 19 takımlı ligde ise 15 şehre kadar yükselmiş bu sayı. Şimdi, nasıl bir yerlerde CHP ve MHP, bir yerlerde DTP hiç yoksa, bir yerlerde de 1. Lig futbolu hiç yok. İstanbul'dan 5, Ankara'dan 4, Ankara haricindeki Orta Anadolu'dan 3, Doğu Karadeniz'den 2, İç Ege'den 2, Marmara'dan 1, Akdeniz-Güneydoğu eşiğinden 1 takım var. Koskocaman Akdeniz havzası ve Doğu-Güneydoğu, Batı ve Orta Karadeniz, Ege kıyısı, süperligden arındırılmış bölgeler. (İstanbul-Tekirdağ karayolu üzerindeki Atatürk Olimpiyat stadını mesken tutan İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u, hayatında 1. Lig görmemiş olan Trakya'ya yazsak mı?)

Derbilerden derbi seç
Lig mürettebatının yarısı, İstanbul ve Ankara'da mukim. 10 çeşit İstanbul, 6 çeşit Ankara derbisi ediyor bu; zaten uluorta kullanılan derbi adının suyu çıkacak. 34 haftanın 24'ünde, en az bir İstanbul-Ankara seyahati var (12. haftada, üç İstanbul-Ankara maçı). 5 İstanbul, 4 Ankara takımı... Böyle bir şey, en son 1969/70 sezonunda görülmüştü! İstanbul'dan GalatsarayFenerBeşktaş'a ilâveten İstanbulspor ve Vefa, Ankara'dan Ankaragücü ve Gençlerbirliği'ne ilâveten PTT ve Ankara Demirspor vardı o zaman.
Velhâsıl, İzmir'in hazin eksikliğiyle, 1960'lı yılların futbol coğrafyasını andıran bir durumla karşı karşıyayız. Malûm, 'Milli Lig' 1959' da sadece üç büyük şehrin takımlarıyla kurulmuştu. Anadolulular, yavaş yavaş geldiler: 1960'da (sadece bir yıllığına) Adana Demirspor, sonra tâ 1966'da Eskişehirspor, 1967'de Bursa, Mersin İdman Yurdu, 1969'da Samsun, 1970'te Bolu, 1971'de Adanaspor, Giresun... Üç şehrin takımları, böyle böyle seyreldiler. Bu işin doruğu, 1980/81 sezonudur: O sezon üç büyük şehirden toplam sadece dört takım vardı (Üç İstanbullu + Altay). 1976-80 arasında da üç şehir toplam 5 takımla temsil edildi. Ankara, dört sezon (76/77, 78-81 arası) 1. Lig'de hiç yoktu. İzmirlilerin makûs talihi malûm; 1983'te ve 1990'da düşüp hemen geri çıkan 'Büyük Altay'ın binyıl dönümü senesindeki düşüşünden beri, bellerini doğrultamadılar. Göztepe iki (2001-3), Altay bir sezonluğuna (2002/3) misafirliğe geldi, o kadar. İstanbul'un durumu ilginç. 1974'te Vefa'nın düşüşünden sonra, 1982'ye kadar GalatsarayFenerBeşiktaş yalnız kalmışlardı. 1982'de Sarıyer İstanbulluları dörtledi. O zamandan beri, tâ 2005'e kadar İstanbul'un dört takımdan aşağı düştüğü sezon olmamıştı. 2005'te İstanbulspor'un vedâsından sonra iki sezondur yine üçe düşmüşlerdi; derken bu sezon biri çaylak, öteki 1960'larda Milli Lig tozu yutmuş iki İstanbul takımı birden çıkageldi.
Yenilerden Kasımpaşa, taşıdığı semt kimliğiyle bir renk olacak. İstanbul Büyükşehir Belediyespor, öncelikle, teknik direktör Abdullah Avcı'nın hünerlerini Süper Lig ortamında görmemizi sağlayacağı için ilgi çekici.

Oftaş da aramızda
En 'enteresan' olanı ise, Gençlerbirliği Oftaş'ın aramıza katılması. Gençlerbirlikliler, 'Bir, iki, üç, daha fazla Gençlerbirliği' veya 'Bir gün bütün takımlar Gençlerbirliği olacak' gibi sloganlar imal edebilirler! İki akraba takımın aynı ligde yer alması, etik açıdan kabul edilemez, ancak Türkiye'nin idare-i maslahat düzeninde mümkün bir durum. İşin öteki cephesinde, Gençlerbirliği-Junior kadrosunun göz yaşartıcı başarısı var. Dört sezonda üç küme atlayarak en üst lige çıkan, tahsil yaşında bir çekirdek kadrodan söz ediyoruz. Eski başkanları Suphi Yalçınkaya, 'normali kulübün takım kurmasıdır, biz takıma kulüp kurduk' demişti! Bu genç sıfatlı, genç ruhlu takımı izlemek, futbolsevere hediyedir.
Futbola batmazdan evvel, son bir yüzme notu: Yaşayan en mühim
Adanalılardan Hayri Kozanoğlu, Adanalı altın nesil hakkındaki yazımda adını anmakla yetindiğim Ayhan Karataş'ın ehemmiyetini hatırlattı bana. Soyadınca Karataşlı, çocukken 1 kilometre ötedeki adaya yüze gele idman yapan şampiyon. 15 sene üst üste Türkiye şampiyonu olduğu 100 metreyi, ilk kez bir dakikanın altında yüzdü. Yüzme ve sutopunda 150 kez milli oldu. Lisanslı basketbol, voleybol, futbol oynamışlığı, güreşçiliği var. Adana Demirspor'da, tabii ki. 23 yaşından beri kas erimesinden mustaripti. 13 Aralık 2004'te yoksulluk içinde öldü. Bıkma ey okur, bunlar kadri bilinmeyen spor efsanelerimizdir!