A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle...

A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle...
A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle...
Yazı dizimizin bugünkü bölümünde bir kupa efsanesi olan Lüleburgazspor'un 1979-80 sezonunda yazdığı destana göz atıyoruz. Bir başka konu başlığımız da 2. Lig takımı olmasına rağmen kupayı kazanan Ankaragücü. Sarı-Lacivertliler'in bu başarısını '12 Eylül cuntacıları', "Buyurun Birinci Lig'e" diyerek taçlandırmıştı.
Haber: Sezgin RIZAOĞLU / Arşivi

“Bir takım çıktı. Mütevazı bir kent takımı... Hani fotoğraf çektirmek için bile İstanbul'un üç büyüklerinin yanına sokulamazdı bu takım... Fakat Türkiye Kupası'nda kura cilvesi karşı karşıya getirmişti onları. O mütevazı takım geldi, İstanbul'un göbeğinde o üç büyüklerden birini kupanın dışına itiverdi... Sonra da ikincisini...” der Halit Kıvanç ‘Gool diye diye’ kitabında, 1979–80 sezonundaki Türkiye Kupası’nı anlatırken.

35.000 nüfuslu bir kentin temsilcisi olan o takım, Lüleburgazspor’dur. O yıl, İkinci Lig’deki ilk sezonlarıdır. Mütevazı kadrosuyla takım ligde küme düşmeme mücadelesi veriyordur. Türkiye Kupası ise ikinci plandadır. İlk turda evlerinde Karabükspor'u 4-0'la geçer. İkinci turda ise Boluspor'u 3–2 mağlup ederek tur atlar ve Serpil Hamdi Tüzün’ün çalıştırdığı Beşiktaş ’la eşleşir. Artık mücadele iki maç üzerindendir. Trakya temsilcisinin toprak sahasında oynanan ilk maç golsüz berabere biter. Hatta Beşiktaşlı Mehmet Ekşi’nin saha toprak olduğu için karşılaşmaya çıkma konusunda nazlandığı söylenir.

İstanbul’daki rövanş için Lüleburgaz’a şans verilmez. Ama 90 dakikanın sonunda İnönü’deki skor tabelası 2–1 ile Lüleburgaz’ın bir üst tura çıktığını gösterir. Üstelik takım, daha 18. saniyede Beşiktaş’a gol atmayı başarır. Büyük başarıya imza atan o takımın unutulmaz oyuncularından biri olan İsa Gabralı, bir dergiye verdiği röportajda o maçtaki galibiyet taktiğini şöyle anlatır: “O yıllarda en iyi yaptığımız işlerden biri Hollanda Milli Takımı'nın kullandığı ofsayt taktiğini uygulamaktı. Bu tuzağa Beşiktaşlılar ve özellikle de bugün aramızda olmayan santrfor Bora sık sık düştü.”

Lüleburgazspor bu büyük zaferin ardından Mersin temsilcisi Tarsus İdmanyurdu ile eşleşir. Sahasında ilk maçı 2–0 kazanan Trakya ekibi rövanşta 2–1 yenilmesine karşın çeyrek finale yükselir. Rakip Ziya Şengül yönetimindeki Fenerbahçe’dir. İlk maç evlerindedir ve 0–0 biter.

19 Mart 1980'de oynanan rövanş maçının yeri, Lüleburgazlı futbolcuların yakından bildiği İnönü Stadı’dır. Fenerbahçe maça iyi başlar, daha 10 dakikada Raşit Çetiner’le golü bulur. Ama Trakya ekibi yılmaz. 38 dakikada Musa Gabralı’nın golüyle cevap verirler. İlk yarı 1–1 berabere biter. İkinci yarı Fenerbahçe yine saldırır. Akın üstüne akın ama Lüleburgaz kaleyi sonuna kadar savunur. Kadrosundaki Musa ve İsa’dan dolayı “Peygamberler Takımı” denilen Lüleburgazspor’u sanki ruhani bir güç koruyordur. Mücadele 1–1 biter ve Lüleburgazspor averajla yarı finale çıkar. Küçük bir kasaba takımı, aynı sezonda iki İstanbul devini saf dışı bırakır. Ertesi gün bir gazetede “A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle…” başlığının atılmasına vesile olur. Ardından yarı finalde Galatasaray ’la eşleşmeyi bekleyen takım, Altay’la oynar. Sahadan 4–1 ve 2–0 mağlubiyetlerle ayrılan takım, kupaya veda eder ama Türkiye Kupası tarihine geçer.

NETEKİM, KUPA BAŞKENTE GİDİYOR
Türkiye, 12 Eylül 1980’de askeri darbeyle tanışır ve sıkıyönetim başlar. İnsanların topluca bir yerde bulunması yasaktır. Tek istisna ise futbol maçlarıdır. Otoriter bir baskı döneminin merkezi Ankara’da bile halk tribünlerdeki yerini alır. Futbol sanki her şeyi unutma aracıdır. Başkent ekibi Ankaragücü 1980–81 sezonunda 2. Lig’de mücadele etmekte, 1. Lig’i hedeflemektedir. Eski adıyla Türkiye Kupası, yeni adıyla Federasyon Kupası’nda da yoluna doludizgin devam etmektedir. Sırasıyla Düzcespor (2–0), son dakika golüyle Muhafızgücü
(1–0) ve Konyaspor (5–2) kupada saf dışı bırakılır. Sıra artık Birinci Lig takımlarıyla eşleşmeye gelir. Yine sırasıyla Orduspor (2–1 / 0–0) ve bir önceki sezonun Türkiye Kupası şampiyonu (deplasmanda atılan golün avantajıyla) Altay (1–0 / 2–1) elenir. Artık çeyrek finalde rakip Beşiktaş’tır. İlk maç İstanbul’da oynanır. Ankaragücülü oyuncular hakemin yanlı tutumundan şikâyet etseler de değişen bir şey olmaz: Beşiktaş maçı 2–0 kazanır.

Haksız bir şekilde yenildiklerini düşünen Ankaragücülü oyuncular 8 Nisan 1981’deki ikinci maça hırsla çıkarlar. 25 bin kişinin desteğiyle birlikte maçı 2–0 kazanırlar ve uzatmaya taşırlar. Uzatmada Büyük İrfan’ın kafa golüyle, yarı finale çıkan takım Ankaragücü olur. Yakın zamanda gördüğümüz bir sahne o dönemde de yaşanır. Hakemin bitiş düdüğüyle birlikte Beşiktaşlı futbolcular yerdedir. Şeref tribününde yerini alan Beşiktaşlı orgeneral de bu sonuca inanamaz.

O maçın sahadaki kahramanlarından ‘Bonhof’ lakaplı Nazmi Erden maç sonrasında başından geçen bir olayı Ziya Adnan’ın ‘Çünkü Biz Ankaragüçlüyüz!..’ kitabında şöyle anlatır: “Akşamleyin eve geldim, rahmetli babam "Sen nasıl yenersin Beşiktaş'ı" deyip, içeri almadı beni o gece. Ben de gidip kulüpte yattım.”

Ankaragücü yarı finalde bir başka İstanbul büyüğü Fenerbahçe ile eşleşir. O dönem sarı-kanaryaların ligde hiçbir iddiası kalmamıştır. Tek hedef Federasyon Kupası’nı kazanmaktır. İlk maç 22 Nisan 1981 tarihinde İstanbul’dadır. Seyircisini arkasına alan Fenerbahçe saldırır ama bir türlü gol atamaz. 72. dakikada Ankaragücü, Mehmet’in kafasından bir gol bulur ve maç 1–0 biter. Ankaragücü büyük bir avantaj elde eder. İkinci maç karşılıklı atılan gollerle 1–1 biter. Fenerbahçe de aynı Beşiktaş'ın akıbetine uğrar ve elenir. Başkent ekibi adını finale yazdırır.

Finalde rakip ise Boluspor’dur. Ankaragücü kendi evinde 2–1 kazanıp deplasmanda da 0–0 berabere kalıp kupayı kazanır ve Federasyon (Türkiye) Kupası'nı kazanan ilk ve tek 2. lig takımı olur. Devlet Başkanı -aynı zamanda Ankaragücü taraftarı olarak bilinen- Kenan Evren ise 19 Mayıs törenlerinde "Ankaragücü'nün yeri 1. Lig" der. Haziran ayında Futbol Federasyonu Başkanı, emekli General Yılmaz Tokatlı derhal başkent takımının 1. Lig'e alındığını açıklar. Ankaragücü kupayı almakla kalmaz, üst ligle de ödüllendirilir.

OTUZ DÖRT DEĞİL, OTUZ BEŞ BUÇUK!
Kendini İzmirli olarak görmeyen ve bunu her seferinde İzmir’in plaka numarası ‘35’ yerine ’35,5’ı kullanan Karşıyaka taraftarlarını Türkiye Kupası’nda 1983–84 sezonunda unutulmaz maçlar bekler. O sezon İkinci Lig’de mücadele eden Ege temsilcisi çeyrek finalde Galatasaray’la eşleşir. İlk maç İstanbul’dadır ve Adnan’ın ayağından Karşıyaka golü bulur ve 1–0 öne geçer. Ama sonradan yediği iki golle maçtan 2–1 yenik ayrılır. İkinci maç İzmir Atatürk Stadı’ndadır. Yağmur altında oynanan maçı, 84. dakika Zeki’nin golüyle Karşıyaka kazanır ve yarı finale çıkar.

Yarı finalde o dönemin fırtına takımı Trabzonspor’la eşleşir. 1–0 ve 0–0 skorlarla elenir. Elenir elenmesine ama o dönemde oynadığı futbolla, aldığı sonuçlarla ülke gündeminde fazlasıyla yer alır.

Yarın: Kupada 'Marmara Devrimi'