Alex hiç üzülmesin

Alex hiç üzülmesin
Alex hiç üzülmesin
Fenerbahçe'deki 8 yılın ardından ülkesine dönen Alex de Souza ve ailesi önceki gece uğurlandı. Hüzünlü geceden geriye iyi niyetler kaldı.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Cuma iş çıkışı trafiğine rağmen Kadıköy’den bindiğimiz otobüslerle Sabiha Gökçen Havalimanı’na doğru gidiyoruz. Bazı dönemeçlere fon müziği olarak eşlik edecek bir şarkı da varsa o dakikalar ölene kadar aklınızdan çıkmaz. Kafamın içinde Fikret Kızılok çalıyor. Gidiyorsun: “Gidiyorsun, beni bana bırakıp, ayrılığa katlanıp. Gidiyorsun, sen de benim gibi ayrılığa katlanıp...”
Havaalanına varmadan önce ‘işaret fişekleri’ni görüyoruz gökyüzünde. Kırmızı her yer. Görkemli bir kutlama yapılıyor, her halinden belli. Sonunda olay mahalline varıyoruz. ‘De Souza’gilleri uğurlarken gördüğüm manzara şu: Akın var Alex’e akın! Binler vardı sanırsam. Eski Fenerbahçe Başkanı Ali Şen, “Bir gün Fenerbahçe, Avrupa Kupası kazanarak inecek bu havaalanına (Kastettiği Atatürk Havaalanı idi)” demişti. Eğer o gün yaşanırsa yine bu kadar kalabalık olur bana göre... Kalabalığı anlamışsınızdır.

Öfke ve hüzün
Meşaleler, bayraklar, illa ki herkeste Fenerbahçe’yi temsil eden şeyler var. Ancak bir ‘öfke’ de var hüznün yanında. Öfkeden nasibini alanlar ise belli: Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman.
İki isme ayrılık kararında ‘kusurlu’ olduklarını düşündüklerinden bir tepki gösterdi taraftarlar. “İstifa” sesleri yükseldi. Bu arada Fenerbahçe Kulübü’nün Alex De Souza’yı uğurlamak isteyen taraftarlar için otobüs kaldırılacağını açıklayıp bunu da yapması taraftarca samimi bulunmamış. Çubukluya gönül verenler, ne o hareketi ne de o otobüsle Alex’i uğurlamaya gelenleri ‘samimi’ bulmuş.
Beşiktaş ’tan da veda
Fenerbahçe’de 8 yılını geçiren Alex’in herkesçe sevildiğinin ispatı da dün yaşandı. Oyuncunun vedasına gelenler arasında Beşiktaş formalı olanlar gördüm (Daha başka formalar da olabilir, ben sadece Beşiktaş’a şahit oldum). Sabiha Gökçen Havalimanı’nın şehirden uzaklığı gözönüne alınırsa içten gelen bir hareket olduğunu söyleyebiliriz Beşiktaş’a gönül vermiş bu taraftarın yaptığının...

‘Gözetleme’yin bizi!
Kalabalık kitlede tabii ki kalabalıktan faydalanıp işi ‘abartanlar’ da vardı. İşaret fişeklerinin atılmaması konusunda uyarılmalarına rağmen bu eylem devam etti. Fakat bir kişi tepkisinin dozunu kaçırdı: İşaret fişeğini ‘gözetleme kulesi’ne attı. İsabet de ettirdi. Neyse ki ‘yangın’a varan bir durum ortaya çıkmadı. Bir başka isim ise ‘ışıklandırma direği’ne tırmandı elindeki Fenerbahçe bayrağıyla. Belli bir süre durdu -yaklaşık 15 dakika- sonra bayrağı orada bırakıp aşağıya indi. Işıklandırma direği de fethedilmişti artık!
Saatler 21.15’i gösterdiğinde ise artık Alex De Souza ve ailesi İstanbul ’dan ‘çok uzaklara’ uçtular. Fakat dışarıdaki taraftarın bunu öğrenmesi biraz zaman aldı. Zira ben de onların arasında yer aldığımdan uçağın kalktığını içeride görev yapan arkadaşları arayarak öğrendim. Kadıköy’den kaldırılan otobüslerde bir organizasyon hatası olduğunu da söylemeliyim. Uçak kalktıktan sonra havaalanına gelmekte olan Fenerbahçe’nin tahsis ettiği otobüsler vardı. Yani 21.15 sonrası Sabiha Gökçen’e insan akını devam ediyordu.
Bir arkadaşı, dostu, akrabayı gurbete yolcu eder gibi uğurladık Alex’i. Ona iyi dileklerimizden başka bir şeyimizi sunamayız elbette ama kafamda hâlâ Fikret Kızılok çalmaya devam ediyor ne yalan söyleyeyim: “Artık bir ömür boyudur, seni bana çağıran, kalbimin kuruntusundan... Oysa içimden kopan bir sen değilsin, umutlarım anılarım inançlarım var. Kendine gülümseyen bir halim olsa da, için için akan gözyaşlarım var.”

Yönetim ‘Alex iddialarını’ yanıtladı Fenerbahçe, önceki akşam Alex’i uğurlamak için Kadıköy’de toplanan taraftarlara az sayıda otobüs gönderildiği iddialarına şu şekilde yanıt verdi: “Taraftarlarımız için tahsis ettiği 10 otobüs, 19.30-20.00 saatlerinde hareket etmiş, ayrıca 3 otobüs de boş olarak gönderilmiştir. Alex’in uçağının, hava trafiği güvenliği dolayısıyla saat 22.00 yerine 21.00’de havalanmasının kulübümüzle bir ilgisi bulunmadığı açıktır.”

Böyle uğurlandı böyle karşılandı
Önceki akşam binlerce Sarı-Lacivertli taraftarın meşale ve havai fişekler eşliğinde Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan, büyük bir hüzünle ülkesine uğurladığı Alex de Souza’nın Brezilya’daki karşılanışı da görülmeye değerdi. Daha önceden organize olan Coritiba’lı taraftarlar, takımlarıyla anlaştığı iddia edilen tecrübeli futbolcuyu coşkulu bir şekilde karşıladı.

‘Tebaasını son kez selamladı’
Alex De Souza için 5 Eylül’de ‘Alex artık bir Alex değil mi?’ başlıklı bir ‘portre’ kaleme alan Tanıl Bora’nın bu yazısını kısaltarak tekrar sunuyoruz:
“Kel kafasıyla çelimsiz bir kopil gibi duruyor formanın içinde. Gözlerindeki cin ışıltısını görmeseniz, başının üzerindeki halenin farkına varmasanız, futbolcu endamıyla dikkatinizi çekecek biri değil. Zaten çok zaman kuytularda eğleşir, eski sıkıyönetim lisanıyla: ‘boşta gezer bir kişidir’. Ama hiçbir şey yapmasa bile, güdümlü frikiklerle, tek vuruşlarla iş bitirir. Böyle gol arsızı orta saha oyuncusu az bulunur. Uzak mesafeli pütürsüz şutları da var, eski nesil beleşçilere mahsus pis burunları da. Asistler amiri: Takım arkadaşları, onun böğürtlenli paslarını sürpriz doğum günü pastası misali önlerinde bulabilirler her an. Coğrafya bilgisi: Karşısındaki piyadelerin hiç bakmadığı bir istikamete dönüverip topun iskânına yeni alanlar açışını izlemek, etkileyici.
‘Hiçbir şey yapmasa bile…’ yaptığı bütün bu işlere rağmen, ‘hiçbir şey yapmıyor olduğu’ kuşkusu hep takip etti onu.
Parma’daki iki başarısız yılın ardından Cruzeiro Belo Horizonte’de oynar ve bol tutulan milli takım kadrosunda yer alırken, Brezilya’da Alexotan lakabını takmışlardı ona. Uyku ilacı Lexotan’tan mülhem.
Pek cool durmasıyla ilgili bir latifeydi bu biraz da. Sadece cool değil; burnu düşse almaz bir hali de yok mu Alex’in? Basbayağı nadan. Faul için özür dileyenin bile yüzüne bakmaz. Rakiplerini hiç görmüyor gibidir. Banu Yelkovan’ın geçen haftaki yazısında bahsettiği gibi, işine odaklanmaktan, konsantrasyon cezbesinden ötürü mü acaba? Yoksa oligarşik Fener mütehakkimliğiyle taçlanan bir tür kibir mi?
Coşkun bir hırsla kendinden geçtiği anlar da var pekâlâ. Hakemi bağıra çağıra azarlarken... Bir de gollerde. Bütün çehresi ve elleriyle kollarıyla, Tardelli stilinde kutlama yapar. Müstesna gollerinden sonra Saracoğlu Stadı kale arkası çaprazındaki inananlarına koşuşu, empresyonist bir tablo: ‘Kralex tebaasını selamlıyor.’
Yaptığı iş üzerine, oyun üzerine düşünen biri. Lafı sözü dinlenir biri, belli. Teferruatlı maç analizlerini dinlemek isterdim.
Pek üstün yetenekli denemeyecek bir takım arkadaşını idmanda alaycı bir hiddetle, ‘Bak bu top’ aşamasından başlayarak, meslek öğrenmeye davet ettiğini anlatmışlardı. Bilmem doğru mudur? Her halükârda, ‘işi bilmeyenlere’ ve öğrenmeyi ciddiye almayanlara tahammül edemeyen bir zanaatkâr asabiyesini yakıştırabiliriz ona...”