Almanların savunma gerçeği

Yeni sezon, yayıncı kuruluş ayrıcalığıyla ekrandan yansıyan alışılagelmiş gayri ciddi ahkam kesmeler, yine gözümüzü, kulağımızı kirleterek faaliyete başladı. Fenerbahçe'nin açılıştaki bozgununa bahane olarak 'Almanlar'ın dörtlü savunmayı bilmedikleri' ithamı, uzun süre ekranı dolduran başmakale oldu.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

İSTANBUL - Yeni sezon, yayıncı kuruluş ayrıcalığıyla ekrandan yansıyan alışılagelmiş gayri ciddi ahkam kesmeler, yine gözümüzü, kulağımızı kirleterek faaliyete başladı. Fenerbahçe'nin açılıştaki bozgununa bahane olarak 'Almanlar'ın dörtlü savunmayı bilmedikleri' ithamı, uzun süre ekranı dolduran başmakale oldu. Dile getirilmeyen gerçekse Bundesliga'daki 18 takımın da dörtlü savunmayla oynamasıydı. Hadi rast gele...
Yine hazan mevsimi geldi, mağluplar için. Başrol, geçen sezonun 'acıların takımı' ilan edilen Fenerbahçe'nin, taraftarlarını bıraktığı yerden, belki de daha beter kahırlara gark etmesindeydi. Cuma ve cumartesi akşamları Lucescu ile Terim'in talebeleri geriye düştükten sonra galibiyeti koparmayı başardı. Tıpkı Elazığ ve Rize gibi. Beşiktaş'ın maçında 'Kaç puan bir can eder' pankartı gecenin sorusuydu. İnsana verilen önemi dile getiren levhanın asıldığı tribünlerden sahaya pense atılması ise hümanizmanın sadece pankartta kaldığının göstergesiydi. Galatasaray'ın yeni Ali Sami Yen'i sayılan Olimpiyat Stadı'nda oynanan maçta skor olarak Hakan Şükür'ün ikiliği dikkat çekerken, organizasyon açısından ha babam kesilen elektrik ve maç çıkışındaki trafik zulmü gündemi oluşturdu.
Fenerbahçe hezimetiyle birlikte ekrana Almanlar'ın dörtlü savunmayı bilmedikleri, beceremedikleri, oynamadıkları yolundaki geyik muhabbeti yansıdı. Dakikalarca süren ahkâm kesmenin içine bir de uzun müddet 'kaleciyle önündeki savunmacıların aynı milletten olmaları gerektiği' münasebetsizliği eklendi.
Zavallı TRT, elindeki sadece ana kameranın görüntüsüyle geri al, orda kal çaresizliği içinde pozisyon değerlendirmesi yapmak için geceyarıları ter döker durur. Oysa yayıncının elinde yer kamerası, kale arkası, zum, profil, vesikalık filan derken sürüsüne bereket objektif zenginliği var. Yani tam bir haklı rekabet! Tüm sezona damgasını vurmaya aday olabilecek 'Almanlar ve dörtlü savunma' konusuna açıklık getirmek boynumuzun borcu oldu. Efendim 'dörtlü savunmadan zerre kadar haz etmedikleri' söylenen Almanlar'ın Bundesliga'daki 18 takımı da müdafaaya dört krampon dizerek çıkıyor düellolara.
Bu hocalar ne oynatıyor!
Bunlardan onbiri, 4-4-2 diye bildiğimiz ve bizim ligdeki pek çok takımın örnek aldığı dizilişi uyguluyor. Ottmar Hitzfeld'in Bayern Münih'i, Thomas Schaaf'ın Werden Bremen'i, Mathias Sammer'in Borussia Dortmund'u, eski Galatasaraylı Falko Götz'ün 1860 Münih'i, Jupp Heynckes'in Schalke 04'ü, Volker Finke'nin Freiburg'u, Armin Veh'in Hansa Rostock'u, Eric Gerets'in Kaiserslautern'i,Rainer Falkenhain'ın Eintracht Frankfurt'u, Klaus Augenthaler'in Bayer Leverkusen'i ve Felix Magath'ın Stuttgart'ı aslanlar gibi 4-4-2 diyor, başka bir şey demiyor. Üç kişilik orta alan görevlisine güvenen 6 ekip ise 4-3-3 formasyonuna talim ediyor. Peter Neururer'in Bochum'u, Kurt Jara'nın Hamburg'u, Ralf Rangnick'in Hannover'i, Ewald Lienen'in Mönchengladbach'ı, Jürgen Rober'in Wolfsburg'u ve Friedhelm Funker'in Köln'ü dörtlü savunma ve üçlü forveti tercih edenlerden. Huub Stevens de başka forvet bulamadığından mıdır nedir, 4-5-1 gibisinden kalabalık bir orta alana adapte ediyor Hertha Berlin'i.
Bir diğer anlamsızlık da, 'kaleciyle önündeki savunmacıların aynı milletten olmaları' ahkamından kaynaklanıyor. Fenerbahçe'nin Alman kalecisi Enke'nin önünde niye Brezilyalı Luciano ile Türk Ümit Özat varmış! Bu kahve muhabbeti sonucunda ipin ucu iyice elden kaçırılınca insanın aklı büsbütün karışıyor. Yani şimdi kaleci ve önündeki iki göbek savunucusunun aynı milletten olması diye bir kural duydunuz mu hiç! Dahası böyle bir şey olabilir mi, ya da insan nasıl olur da böyle bir argümana dayanarak eleştiri yapabilir. Hepsinin tek cevabı yayıncı kuruluş olmanın verdiği ayrıcalık deyip geçelim.
Bu hesaba göre Fener merkezi savunma sisteminin üçü de ya Alman
oyunculardan kurulacaktı, ya Brezilyalı ya da Türk... Yahu bunlar milli takım değil ki, kulüp takımı. Beşiktaş'ın da kalecisi Kolombiyalı Cordoba, göbekçileri Brezilyalı Ronaldo ile Zago. Bu galiba biraz daha tutarlıymış! Galatasaray'da kaleci yine Kolombiyalı Mondragon, merkezde ise Rumen Tamas ve Hollandalı Frank de Boer oynuyor. Benzer örnekler dilediğinizce çoğaltılır. Anlayacağınız yine sıkı bir futbol sezonuna girdik. Üstelik yayıncı kuruluş ayrıcalığımız olmadan ekran kirliliğiyle mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir türlü düzelmeyeceklerini bile bile...



'Kargaburnu'nu düşüren var mı!
Samsun-Beşiktaş maçında tribüne gerilen 'Bir can kaç puan eder' gibi insanlık sevgisi kokan pankartın ardından sahaya atılan kırmızı saplı kargaburundan bahsediyorum. Pense denildi ama, ucunun sivriliğinden kargaburun diyeceğim. Lucescu önüne düşen potansiyel cinayet aletini dördüncü hakeme verecek yerde tuttu polise teslim etti. Memur da umursamaz bir hareketle, üstelik sırıtaraktan, adam öldürme kastıyla atılan çelik araç elinde kadrajdan çıktı. Hocayı birileri uyarsın da bundan böyle önüne düşen maddeleri, yasal işlemleri başlatması için hakeme teslim etsin. Mesele böyle hümanist levhaları tribünlere asmak değil, bu insancıllığı gerçekten yüreğinde hissetmek. Öyle değil mi kırmızı saplı kargaburnunu kaybeden sevgili Samsunlu tamirci kardeş...


Olimpiyat meşalesi asla sönmesin...
Sönmesin ki elektrikler kesildiğinde maç hiç değilse alaca karanlıkta ufak ufak oynansın. Cimbom'un yeni Ali Sami Yeni'nde ışıklar gittiğinde otomatik olarak devreye girmesi gereken jeneratörü bozukmuş. Stat müdürü Hüseyin Aydın'ın açıklaması bu yönde. Şehir cereyanını garantiye almak için GSG müdürü Mehmet Atalay bizzat Enerji Bakanı Güler'le görüşmüş ve 'maç saatlerinde stadın hatlarında kesinti yapılmayacağı' yolunda söz almış. Sarı-Kırmızılıların asbaşkanı Ali Dürüst ise ulaşımda büyük sorun yaşanmadığını dile getirmiş. Pazar günü çıkan haberlerin çoğu maç bittikten hemen sonra kaleme alınanlardı. Fenerbahçe maçına kadar yetişeceği ileri sürülen kilometrelerce yan yolu toz toprak içinde güç bela aşabildik.