Anadolu hâlâ tarih yazabilir

Bir tarih bu kadar geç yazılabilir mi? İlginçtir, bunun kararını da yine tarihin kendisi karar verecek. Kalan 11 haftada, Sarı-Kırmızılıların göstereceği performans Türkiye liglerinin en unutulmaz anılarından birine mi hizmet edecek...
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Bir tarih bu kadar geç yazılabilir mi? İlginçtir, bunun kararını da yine tarihin kendisi karar verecek. Kalan 11 haftada, Sarı-Kırmızılıların göstereceği performans Türkiye liglerinin en unutulmaz anılarından birine mi hizmet edecek, yoksa umutlar sadece üretildiği yerde mi tükenecek? Bekleyip görelim...
Radikal Spor Servisi olarak 'uğursuzluğumuz' (!) kesin. Vestel Manisaspor'a zirvedeyken ulaştık, milli maçlar nedeniyle verilen arada gittik söyleşi yaptık, bu söyleşileri dört günlük yazı dizisine çevirdik. Sonradan olanları biliyorsunuz, ligin zirvesinde sayfalarımıza taşıdığımız Ersun Yanal ve öğrencileri sapır sapır döküldü, dökülmeye de devam ediyor. Dolayısıyla Kayserispor'a el atarken benzer tedirginliği yaşıyoruz. Hem kendi 'kötü' şöhretimiz adına, hem de onlar adına.
Ligin devre arasında Galatasaraylı Sabri ve Arda'yla başlayan, Kezman'la peşi sıra tersine çevrilen 'Yok aramızda bilmem kaç puan kaldı' teranesi, daha sonra araya yöneticilerin, özellikle de Adnan Polat'ın girmesiyle sevimsiz bir hal aldı. Spor basınının da ucuz tiraj kaygılarıyla hep gündemde tuttuğu bu konu, artık neredeyse takımlar arasında 'FIR Hattı' ya da 'Karasularının ihlali' derecesinde savaş nedenine dönüştü. Çok da espriye açık bir toplum olamamamızdan kaynaklanan hoşgörüsüzlüğümüz biliniyor. Azgelişmişliğimizi hep 'Ama bizi de çok tahrik ettiler' bahanesine sığınarak legalleştirdiğimiz de aşikâr. Yine de bu kötü ve ucuz mantığı, yani 'puan farkı' meselesini bir Anadolu takımı lehine kullanmak istiyorum. Kayserispor'un lider Fenerbahçe'yle arasında kaç puan fark var? Yedi. Sarı-Lacivertlilerin o ünlü terane nedeniyle olası kayıp puanlarına bakalım; Beşiktaş ve Galatasaray'la dışarıda oynayacaklar.
Bu maçların kaybedildiğini düşünelim; fark iner mi bire. Eh, liderle sen de evinde oynuyorsun, otur çalış dersine, ne yapıp edip rakibini yen, ki zaten bu sezon deplasmanda hiç de iyi bir performans sergilemiyor. İki puan öne bile geçebilirsin... İstanbul'un diğer iki büyüğünün kötü
oyunları da malum; işte size tarih yazma fırsatı. Olur mu? Olmaz. Ama kâğıt üzerinde en azından böyle bir ihtimal var.
Kim iyi oynuyor ki?
Peki Kayserispor böyle bir unvanı hak ediyor mu? Bu sezon ortaya koydukları oyunla pek hak etmiyorlar. Ama benim için şu kriter de önemli; Fenerbahçe'nin onca büyük bir bütçeyle oluşturduğu takım, AZ Alkmaar karşısında beş atıp beş yiyor ve UEFA Kupası'na veda ediyor. Daha önceki turlarda aynı takımla eşleşen Anadolu ekibi ise üç atıp dört yiyor; demek ki biraz takviyeyle neredeyse Fenerbahçe kadar temsil gücüne kavuşacaklar. Ayrıca gelecek sezonda muhteşem bir stat kompleksine kavuşacaklar ve üstelik, kötü oynama kriterini, bu sezon futbolseverler olarak rafa kaldırmalıyız; çünkü kimse iyi oynamıyor. Dolayısıyla da kötülerin iyisi kabulümüz olmalı. Kayseri de bu tarife uyuyor. Takıma ilişkin ciddi itirazım ise Gökhan Ünal'a. Geçen hafta Gençlerbirliği'nden Isaac, bu hafta da hakem Selçuk Dereli'nin çok saçma bir kararla endirekt vuruş verdiği pozisyon öncesinde Çaykur Rizespor kalecisi Zdravkov'a bir girişi vardı ki, bu tür 'vahşimsi' hamleler ne meslek ahlakına, ne de futbol hırsına yakışıyor. Ligimizde Lugano, Emre Aşık ve Mustafa Doğan yeterince sert oynuyor, İsmail Güldüren ise bazen 'Materazzi standartları'na ulaşıyor, dolayısıyla bu futbolcular listesine eklenmek için çaba gösterilmemeli.
Son olarak Kayseri'nin futboldaki diğer temsilcisi Erciyesspor da 'Cesuryürek' Bülent Korkmaz'la kendi halinde çok önemli işler yapıyor. Ligde kalmasalar bile tarihe önemli bir notu çoktan düştüler bile...