Aşırı mücadele etmek suçtur!

İzmir'in Siyah-Beyazlıları'nda kaleci antrenörü olduğu söylenen tombalak
eleman, İstanbullu Petkov soldan ceza sahasına girerek mutlak gol pozisyonuna yaklaştığı sırada sahaya dalıp sağ bek gibi peşinden koştu.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

İzmir'in Siyah-Beyazlıları'nda kaleci antrenörü olduğu söylenen tombalak
eleman, İstanbullu Petkov soldan ceza sahasına girerek mutlak gol pozisyonuna yaklaştığı sırada sahaya dalıp sağ bek gibi peşinden koştu. Atletik yeteneği yetersiz kalıp yetişemeyince bu kez 'delikanlı' gibi arkadan yumruk sallaması da futbol tarihinin özel bölümünde genişçe yer alacak bir başka 'menfi' ilkler arasındaydı.
Evet, 2003-2004 mevsiminin açılışını beklerken vakit geçirmek için sona eren sezonun bilançosuna bir göz atalım. Evvela Beşiktaş'ın 'üç puanlı sisteme geçilmesinden bu yana en fazla puan toplayan şampiyon' olduğu yolunda defalarca tekrarlanan malumatın, yanlış değil ancak eksik olduğunu bir hatırlatalım.
'Üç puanlı sisteme geçmek' puan toplamayı olumsuz değil doğal olarak önemli biçimde etkiler. Örneğin 1. Lig'in başladığı ilk topal sezon sayılan 1959 mevsiminde maçlar iki grupta oynandı. Finalin ilk ayağında 1-0 yenildiği Galatasaray'ı rövanşta 4-0'la haklayarak ilk şampiyon unvanını kazanan Fenerbahçe topu topu 28 puan toplayabilmişti. Sekiz takımlı gruptan 14 maçta 12 galibiyet artı iki eşitlik sonucunda zaten ağzınla kuş tutsan daha fazla hasılat yapamazdın. Önemli olan galibiyetin üç puan getirmesi değil, oynadığın maç sayısıdır. Şöyle ki kazanmayı teşvik amacıyla uygulanan bu sistemin ilk sezonunda şampiyon Galatasaray 90 puandaydı. Ancak o seneki lig 20 takımla oynanıyor, ekipler bugünkünden dört fazlasıyla 38 maç yapıyordu. Ertesi sezon finişi önde bitiren Fenerbahçe'nin ise tam 93 puanı vardı. Üstelik lig bu kez 19 takımdı. Sarı-Lacivertliler'in kazandığı 29 maçlık rekora da daha yaklaşan olmadı. Ligin 18 takımla oynandığı 1989-90 sezonundan bu yana Beşiktaş'ın en fazla puan kazanan şampiyon olduğunun altını çizelim...
Cumartesi günü 16.30'da başlayan maçlarla 'radyo günleri'nin heyecanı da yeniden sahaların baş köşesine yerleşti. Özellikle Diyarbakır-Güngören-Bursa üçgeninde yaşanan adrenalin çılgını tavan yaptı.
Elazığ, Altay ve Bursalılar'ın ayağı sahada, kulağı radyodaydı. Timsahlar sezon boyunca ölüp ölüp dirilirken, 'yılın flaş takımı' yakıştırmasıyla nazara gelen Gençler'i yenip dinlemeye geçti. Bursalı futbolcuların maç bittikten sonra, saha içinde kulaklarını radyoya yapıştırıp uzatmaları oynanan İstanbulspor-Altay maçına kilitlenirken, tansiyonlarının nasıl yükseldiği ekrandan bile fark ediliyordu. Tıpkı Güngören'den gol sesi gelmeden karşılaşmanın son düdüğü çalındığında sevinçten havalara zıpladıklarındaki emsalsiz sevinç gösterisi gibi.
Anadolu derbisinde komşuları Diyarbakır'ı 2-1 yenerek uçurumun kenarından dönen Elazığlı taraftarların tezahüratı da bir başka alemdi. Elazığ'ın Eren'le kazandığı ilk golü tekrar tekrar yansıttırdıktan sonra 'şike' kelimesini kullanmadan 'Kimse bana bir şey demesin arkadaş' diye kendince konfirmasyonda bulunan ekran allamesi, belki de Altaylılar'a mahkeme kapısı araladığının farkında değildi. Siyah-Beyazlılar tutup o görüntü ve yorumu mahkemeye-tahkim kurulu yani-verseler, hakimler de onları iddialarında haklı bulsa, hadi bakalım ayıkla pirincin taşını...
Altın Kayısılar
Bence mevsimin ekibi Ziya hocanın talebeleridir. Malatya, sezon başından bu yana sürdürdüğü mücadeleyi son olarak Trabzon'u da deplasmanda net biçimde yenerek yüceltti. Altın Kayısılar bunun ödülü olarak da ilk kez Avrupa macerasına atılmaya hak kazandı. Fenerbahçe'nin durumu iyi değil. En büyük takımların başına bile böyle şeyler geliyor işte. Talihsiz dönemler de hayat bilgisi derslerinin üniteleri arasında olanca gerçekliğiyle yer alıyor. Futbolun kanununda, sevinçle üzüntü kesin kez birlikte dans etmeleri mecburi kılınan bir tezatlar tablosu. Sarı Lacivertliler, sadece UEFA hakkını yitirdi. Avrupa biletleri Intertoto ayağında da geçerli. Ayrıca UEFA Şampiyonluğu'na kadar giden bu meşakkatli yolculuk hiç de öyle burun kıvrılacak bir organizasyon sayılmamalı. Haftalar önce küme düşmesine ramak kalan Barcelona, kendini biraz kurtarır gibi olunca "Intertoto'da başarılı olmayı hedefliyoruz" derken taraftarıyla kafa bulmuyor, gerçeği dile getiriyordu.
Bu işleri en iyi Kırkpınar cazgırı anlatır: "Futbolcu... Futbolcu... üste çıktım diye sevinme, alta düştüm diye yerinme".
Haklısın te be aga!



Heykeli dikilecek!
"Fenerbahçe'nin başa güreşmediği lig, lig olmuyor. Fenerbahçe'ye rakipleri dahil hepimizin -yayıncı kuruluşun demek istiyor- ihtiyacı var" diye her hafta söylenen türkü bir kez daha tekrarlandı. İyi de bu lig niye oynanıyor yahu! Yayıncı kuruluş istiyor diye Fener'in her sene şampiyon olması anayasal bir hak mı! Üstelik böyle şişire şişire Sarı-Lacivertliler'i buna inandıran da Fenerbahçe medyası değil mi! Yönetim hep suçu medyaya atıyormuş. Aziz Yıldırım'ın, yaptırdığı muazzam tesisler için heykelinin dikilmesi gerekirmiş ancak yönetimde çok büyük hatalar yapmış. Bunları anlatan başkana sağ kolundan da yakınmış. Yıldırım, her şeyi bir tek onunla paylaşıyormuş. Anlaşılan kara görüldü. Galiba Yıldırım'ın heykeli dikilmeden yıkılacak gibi...


Bu ateş sönmedi
Bursaspor üç büyüklerin ardından 1967-68 sezonunda siftah ettikleri 1. Lig'den düşme acısını yaşamamış beşinci takım. Dördüncü ise 1. Lige 1974-75 mevsiminde ayak basan Trabzon. Bu kez zarı iyi geldi. Düşmez dediler, düşmedi. Altay'dan gelen yiğitler, ezeli rakipleri Göztepe'yle ele ele tutuşup artık inip çıkmaya çok alıştıkları asansöre bir kez daha bindi. Yeni sezonda İzmir sıfır çekerken, Akçaabat'ın iltihakıyla Trabzon
ikiledi. Didiştikleri komşuları Rize de hesaba alındığında Trabzon havaalanı trafiği üç misli artacak görünüyor. Bu arada ne derece bilimsel bilinmez ama Tayyare meydanı olmayan takımların, 1. Lig maceraları uzun ömürlü olmuyor.