Asla yalnız söylemeyeceksiniz!..

Asla yalnız söylemeyeceksiniz!..
Asla yalnız söylemeyeceksiniz!..
Tribünlerdeki tezahüratlar bir yana futbol söz konusu olunca müzikal olarak repertuvarımız da genişliyor. Bugüne kadar 'sınır ötesi'nden çok şarkıyı futbolla ithal ettik. Cüzi bir kısmını sunuyoruz...
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

Kulağımızın işittiği her an hayatımızda olan müzik, bazen öncelik listemizin ön sıralarına yerleşerek daha ‘farkedilir’ olur. Ruh hali, bulunulan ortam ya da meşguliyet tepkiyi belirler. Tabii insanın tabiatına da bağlı bu. Mesela kimisi ‘kapı gıcırtısına’ oynarken başkası yanında Ciguli de çalsa ‘donukkanlılığını’ korur. Ancak bir yer vardır ki orada kayıtsız kalmak mümkün değildir: Stadyumlar.

Bu, konser için gittiğimiz stadyumla aynı yer ama görevi farklı. Görevi futbol müsabakasına evsahipliği olan stadyumlardan bahsediyorum. Konu futbol sayesinde haşır neşir olduğumuz musiki. Tezahüratlar, marşlar, şarkılar... Tribünlerin gözdeleri zamanla değişiyor fakat futbol konu olunca bazı eserler böyle dünyaya yayılıyor. Ya da şöyle diyelim, zaten çokça seveni olan grup ve şarkılar futbola bulaşınca görünür oluyor.

Özellikle ‘Sınır ötesi’ne rahat ulaşılamayan dönemlerde müzik ithalatının bir kısmı futbolla gideriliyordu. Aranjmanları kenara bırakırsak yabancı şarkı ve marşların bir kısmı Türkiye ’de çok sevildi. Kimi uyarlanıp tezahürat oldu, kimi ‘öylece’ kaldı. Konuyla ilgili internette sınırsız kaynak mümkün elbette ama yerli alternatifler için ‘Tribün Dergi’ forumunda 2007 yılında açılmış olan ‘Hangi tezahürat hangi şarkıdan’ konusuna göz atmanızı tavsiye ederim. Bu da linki: http://tinyurl.com/cpzggoe
Yabancı futbol müsabakalarından tanık olduğumuz kadarıyla repertuarımıza kattığımız şarkılardan bir kuple sunarak sözü tribünlere bırakayım. Önerilerinizi beklediğimizi, yolladığınız videolarınıza internet sitemizde yer verebileceğimizi de ekleyeyim. İyi pazarlar...

We are the champions: Futbol dünyasının tümüyle hâkim olduğu nadir eserlerden. Dün onsuzluğun 21. yılını geride bıraktığımız Freddie Mercury’nin sesinde hayat bulan ve onun yazdığı Queen ölümsüzü hâlâ kupa seromonilerinin vazgeçilmezi. Bir anlamda Queen daha iyisini yapana kadar en iyi seromoni şarkısıdır, yani en iyisidir. 1977 tarihli şarkının diğer özelliği müzik araştırmacılarınca kişiyi ‘en iyi yakalayan’ şarkı olarak seçilmesi. Tribünlerin bu kadar tutmasının altında bu neden de yatıyor olabilir. 

Nessun Dorma: Giacomo Puccini’nin Turandot operasının en bilinen aryası Nessun Dorma’nın sahalara inişi İtalya’daki 1990 Dünya Kupası’na denk geliyor. Her ne kadar turnuvanın resmi şarkısı Edoardo Bennato ve Gianna Nannini’nin Un’estate İtaliana’sı olsa da Nessun Dorma daha çok turnuvayla özdeşleşmişti. Luciano Pavarotti’nin seslendirdiği aryanın ‘Vincero’ (Kazanacağım) haykırışı seyircide en az futbolcu kadar heyecan uyandırmıştır, eminim. Zaten Pavarotti’nin bu seslenişinden sonra sıkıysa yenilin! Aryanın adının ‘Kimse uyumasın’ olmasının defansa ‘uyursanız gol yeriz’ mesajını veriyor olabileceğini de şaka yollu iddia edebiliriz pekala... Bu aryayı Real Madrid’in Santiago Bernabeu’da oynadığı kimi müsabakalar öncesi duymak mümkün. 

Panathineke: Yorgos Muzakis ve Yorgos İkonomidis’in ortak çalışması ya da Yunan ekibi Panathinaikos’un marşı desem hatırlayamayabilirsiniz. Onun yerine ben ‘Panathinaikos’un ıslıklı gol marşı’ tanımını kullanırsam hatırlanacaktır. Türkiye’deki tanınırlığı Fenerbah-çe’yle karşılaştıkları 2002-03’e rastlar. İstanbul’da Sarı-Lacivertliler Yunan ekibiyle 1-1 berabere kalmış, rövanşta ise hezimet gelmişti: 4-1. Her gol sonrası giriş kısmı çalınan bu marş ise hâlâ kimi Fenerbahçelinin canını sıkan, bazı gayrı Fenerbahçelilerin yüzünde ise tebessüm oluşturur. Yunan ekibinin tezahüratlarından ‘Horto Magiko’ da çok sevilen ancak ‘kanon’ nedeniyle Türkiye’de hakkıyla uyarlanamayıp olduğu gibi kabullenilen bir eser. 

You Will Never Walk Alone: Liverpool’un resmi marşı, birçok takım tarafından benimenen ve İngiltere haricinde de çok sevilir. Şarkının Liverpool’un kale arkası tribünü ‘KOP’ tarafından seslendirildiği hali Pink Floyd’un 1971 tarihli ‘Fearless’ şarkısına konulmuştu. Parçanın girişi ve sonunda ‘Kop’un You’ll Never Walk Alone’u söyleyişini duyabilirsiniz. Türkçe’ye adapte etmedik, iyi yaptık. Çünkü kimi şarkılar ‘kendi dilinde ağırdır...’

 

Rumba de Barcelona: Manu Chao’yu tanımayıp sadece bu şarkıyı bilenler, hatta bu eseri Barcelona marşı zannedenler olabilir. Nasıl olmasın ki? Barcelona maçlarını yayımlayan kanalın anonslarda kullandığı eser, Türkiye listelerinde bir numaraya kadar çıkmıştı.

 

Tubthumping: Futbolu biraz da ‘sanal’ olarak oynayan neslin en çok aşina olduğu şarkılardan birisinden bahsedeceğim. FIFA 98 adlı oyun Fransa 98 Dünya Kupası öncesi satışa çıkmıştı ve Türkiye’de oldukça popülerdi. Oyunu oynayan nesil Chumbawamba isimli grupla tanışmıştı. Buna vesile oyunun başlangıcında çalan Tubthumping isimli şarkıydı. Menüde çalan 24 yılını deviren Blur’un Song 2 şarkısı oyun vasıtasıyla ülkemize geldi. Zaten bilinen Blur’un daha da tanınmasına yol açtı.

 

A Drinking song: Helldorado grubunun şarkısı tarihimizin en başarılı Avrupa Futbol Şampiyona-sı’nın marşı olmuştu. Euro 2008’de ‘Comeback Kings’ unvanını heyecanlı maçlar sonucu elde eden Ay-Yıldızlılar, üçüncülük alırken, görüntülerin yer aldığı her klibin müziği grubun Türkçeleştirilmiş şarkısı olmuştu.

Shake your head: İsmini anınca çok kişide bir anlam ifade etmeyecek olan şarkıyı ‘Oooooo Galatasaray’ şeklinde tanımlayınca, “Aa o mu” cevabını alabiliriz. Ozzy Osbourne ve Kim Basinger’ın vokal yaptığı Was Not Was grubunun şarkısı hâlâ her tribünlerimizde.

 

We Will Rock You: Listedeki ikinci Queen şarkısı rakibe meydan okuma eseri. Şarkı Queen’in efsanevi gitaristi Brian May imzalı. Her haliyle tribün şarkısı olmayı hakeden bu şaheser de hakkını fazlasıyla almış olanlardandı. Bu arada, şarkının ‘rock you’ kısmı üzerinde oynama yapan tek millet biz olabiliriz!

La Mano de Dios: Şarkının futbolun en büyük yıldızı -bence- Maradona’yı anlattığını bilmeyen yoktur. ‘Tanrı’nın eli’ni Maradona, Emir Kusturica’nın (Maradona by Kusturica) belge-selinde seslendirmişti. Söylerkenki coşkusu tribündeki her duyguyu barındırıyor. Zaten listenin 10 numarasına da başka birini koyamazdık.