Atam, tutam, sahamı kapatam...

Yerli malı holiganlarımızın ipe sapa gelir tarafları kalmadı. Takımları iki farklı öndeyken bile Galatasaray tribünlerinden cep kanyağı, pet su şişelerinin yağmasının sebebini izah edebilecek bir delikanlı varsa, çıksın konuşsun.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Yerli malı holiganlarımızın ipe sapa gelir tarafları kalmadı. Takımları iki farklı öndeyken bile Galatasaray tribünlerinden cep kanyağı, pet su şişelerinin yağmasının sebebini izah edebilecek bir delikanlı varsa, çıksın konuşsun. Hava soğuktu da, ısınsınlar diye mi kanyak şişesini attılar. Üstelik içip boşalttıktan sonra. Dolu olsa neyse...
Fenerbahçelilerin değil korner, her taç atışında sahaya fırlatılan plastik su şişeleri, eskiden olsa 'milli serveti tahrip etme' maddesinden hapislik ceza kesilmesine bile yol açabilirdi. Fatih Akyel'e hiç ara vermeden yapılan çirkin tezahürat öylesine ayyuka çıktı ki, eski Galatasaraylı futbolcu, tıpkı Barcelona'yı terk edip Real Madrid formasını giydiği için Nou Camp'ta çapraz ateşe alınan Figo gibi hissetti kendini. Bir tür 'hakareten onurlandırma' desek, olmuyor.
Tribün terörünün başkomutanları, medyaya yansımalarında 'sütten çıkmış ak kaşık' olmaya kararlı olduklarını, geçmişteki gençlik hatalarından dolayı ömür boyun hüküm giymek istemediklerini vurguluyor. Hemen hemen hepsi, üç aşağı beş yukarı aynı mantığı kullanıp 'Olaylar grupların dışında meydana gelen münferit tedhiş hareketleridir. Ardında belirli bir örgütlenme aramayın. işte o kadar' deyip kestirip atıyor. Oysa kendi aralarındaki işaretleşmelerde şeflerin duman işaretleri bambaşka mesajlar yolluyor.
Telekomünikasyondaki dev hamleler en çok kimin işine yaradı sorusunun cevabı, hemen her ülkede 'holiganların' oluyor. Kulüplerinin çoğunun Internet'teki forumlarında yapılan hoş sohbetleri okuyunca, insan kelime-i şehadet getirmeden bu vahşete bulaşmaktan irkiliyor. Ekrana yansıyan tartışmalarda futbol baronu ülkelerde de sahalarda benzer, hatta daha beter olayların yaşandığından dem vuruluyor. N'olmuş yani, Hitler de çıktı sonuçta 62 milyon insanın canından olduğu bir vahşetin alemdarlığını yaptı. Onu örnek gösterip 'Biz hiç değilse 61 milyon kişinin canını aldık' demenin teselli götürür bir yanı var mı! Batı'da da tribün dehşetinin yaşanması, Türkiye'deki statlarda da aynı kepazeliğin tekrarlanmasını haklı gösterecek bir argüman sayılabilir mi hiç! Böylesine hımbılca bir yaklaşım, yerli holiganizmin giderek daha da serpilmesinden başka hiçbir işe yaramaz.
Sahaya şişe atanlara, atmayanların tepki göstermesi, 'otur bakayım yerine terbiyesiz çocuk, küfür eden ağzına acı biber süreyim de gör gününü' diye azarlaması isteniyor. Bu futbol cellatlarının arasına tesadüfen düşen 'normal' seyircilerin nice aşağılandığından haberleri yok zinhar! Hangi kulüpten olursa olsun fark etmez, tribün bitirimleri, aralarındaki dayanışmanın anayasasını 'herkes maçı ayağa kalkarak seyretmek, saatlerce sesi kısılarak bağırmak, karşı tarafın moralini bozacak her eylemi gerçekleştirmek zorundadır' dayatmalarıyla kabul ettiriyorlar. Belki sonuna 'gerekirse kulübümüz aleyhine çıkabilecek kararların alınmasına da boşvererek' notunu eklemeleri de gerekir. Zira, daha önceleri de pek çok örneğinde görüldüğünce bilmem kaç numaralı anonslardan sonra takıma mutlak ceza geliyor.
'Kandilli Kız Lisesi maçı mı?'
Federasyon'un gönlüne göre ya tarafsız saha ya da seyircisiz maç uygulanıyor. Şimdi bunlar mı 'seni sevmeyen ölsün' yaveleriyle takımlarına sahip çıkan taraftar. Bunlar mı kulübün ceza göreceğini bile bile, üstelik maçı önde götürürken peşpeşe anonsların yapılmasıyla sonuçlanan vandalizm yanlısı 'delikanlı taraftar' yayıncı kuruluşun hakem tayin etme komiseri, futbol etiğinin allamesi, Trabzon maçında Beşiktaşlı Sergen'in arkasındaki rakibinin böğrüne bile bile dirsekle gayet sert vurmasına 'olur böyle şeyler abicim, Kandilli Kız Lisesi maçı mı yani' yorumunu getiriyor. Tabii ki inhisarcılığın verdiği avantajla üstelik göğsünü gere gere... Sonra gelsin 'aman küfür etmeyelim' nakaratı.
Tribünlerdeki ateşi, taraftar kadar kulüp başkanlarında da aramak gerek. Ankaragücü maçında, Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav'ın dakikalarca rakiplere karşyı yaptığı hareketin bir izahı var mı! Yaşlı başlı birinin böylesine ısrarla 'kol böreği' peşrevine soyunmasının tribün vahşetini körüklemesinde hiç katkısı olmayacak mı! Olacak ki hem de ne kadar. Stada rakip taraftar alınmaması uygulanması çığ gibi yayılıyor. Bunun sonucunda taraftar karşı tribüne gösteremediği öfkeyi sahadaki rakip oyuncudan çıkarıyor. Ve böylece futbolumuz da giderek can çekişiyor. El fatiha...



Sevenin halinden sevenler anlar...
Cumartesi gecesi ateşinin sona ermesiyle soyunma odalarına giden Galatasaray ve Fenerbahçeli futbolcular arasında yaşanan sevgi yaklaşımları, pet şişe kirliliğinin ayıbını örttü. Yiğiter Uluğ, son 'pazar yürüyüşü'nde, sezonun en iyi maçının bitiminde futbolcuların birbirine sarılarak tribünleri alkışlamaları dileğinin gerçekleşmemesinden doğan üzüntüsünü dile getirdi. Dünya Kupası'ndaki üçüncülük maçının sonunda yaşanan dostluk çemberinin İnönü'de tekrarlanmamasının kaçan bir fırsat olarak değerlendirdi. Ali Sami Yen'de Galatasaraylıların özellikle Fatih Akyel'e, Fenerbahçeliler'in de bilhassa Revivo'ya sarılarak şefkatli bir teselli eşliğinde gitmeleri maçın en güzel görüntüsüydü. Yirmiikisi de kolkola girip tribünleri alkışlamadı ama yine de vahşetin ortasında açan bir barış çiçeğinin dostça kokusunu getirdiler. İyi de ettiler...


Çaylak rejisörden acemice eleştiri
Kaybedilen derbiden sonra basın toplantısında Fenerbahçe'nin 'takım elbiseden hükümlü' patronu Çetin'in 'Şahsiyetsizdik, ilk yarıda ortaya koyduğumuz haysiyetsiz ve korkak futbolumuz bu yenilgiyi getirdi. Defanstan çıkmakta zorlandık. Orta sahamız rakibin temposuna ayak uyduramadık' yolundaki açıklamasını hayretle dinledim. Bu tıpkı kendi çektiği filmin galasından sonra gazetecilere dönüp 'böyle kötü film hayatımda görmedim' diyen bir rejisöre benzer. Çetin'in özeleştiri yapayım derken ifade ettiklerinde aslında takımı değil bizzat kendini suçladığı ayan beyan ortada. Şahsiyetsiz, korkak, etkisiz oyuncularından yakınacağına telsizle talimat verip maçın gidişatına yön vermek işin doğrusu değil mi! Üst düzey yöneticilik şikayet değil, iş bitiricilik makamıdır Oğuz hoca...