Avrupa'da bir ilaç varmış...

Avrupa'da bir ilaç varmış...
Avrupa'da bir ilaç varmış...
Fenerbahçe için Avrupa maçlarının 'müsekkin' etkisi var. Her şey kötü giderken birden atıyorlar iki tane, ağrılar, sızılar bir nebze olsun diniyor.
Haber: BAĞIŞ ERTEN - bagis.erten@radikal.com.tr / Arşivi

Fenerbahçe için Avrupa maçlarının eski deyimle bir tür 'müsekkin' (sakinleştirici) etkisi var. Her şey kötü, kör-topal giderken birden atıyorlar iki tane, Avrupa maçı, ağrılar, sızılar bir nebze olsun diniyor. Hani bahsederler ya, 'Avrupa'dan bir ilaç varmış, iki günde turp gibi yapıyormuş', aynen öyle. Peki nasıl oluyor da ligde dökülen takım Avrupa'da hiç de fena gitmiyor? Bunun cevabı önümüzdeki günlerin gündemini belirleyecek gibi sanki...
Maç öncesi tribünler hıncahınç değilse de epey dolu. Üstelik bundan sonra hep böyle olacak. Kadın taraftarlı 'Sopranos' günleri bitti artık. Bas-bariton bir tezahürat tonu geri dönmüş, tribün akustiğinin tiz ayarı yapılmış, anfinin bası çalışıyor. Sezonun tam da kırılma noktaları yaklaşırken bu önemli bir kazanç. Ama etkisi ne düzeyde olacak? Onu asıl ligde, sıkışmış maçlarda göreceğiz.
Rahat bir ilk yarı oynarmış gibi başladı ev sahibi. Gerçi oyunun açılışını 2'de ve 5'te emektar Kıbrıs efsanesi Mihalis Konstantinu yaptı, fakat kaleyi bulamadı yaşlı kurt. Buna karşın Fenerbahçe'nin orta sahası maharetli günündeydi. Zaten ilk yarıyı belirleyen iki gol de bu beceri üstünlüğünden geldi. 11'de Sow, Stoch'un şık pasıyla dalıp iyi vurdu. Onun kornerinde ise Gökhan nefis 'topukladı', ortada kalan topu da Kuyt süpürdü: 1-0. Ardından 25'te Cristian'ın şutu geldi. Sarı-Lacivertlilerin kaleye her gidişi ekstra bir şıklık, ekstra bir maharet sonucuydu. Nitekim 41'deki 2-0 yapan gol de bir yetenek kabarmasıyla oldu. Bu sefer topuklama sırası Cristian'daydı. Şık vurma sırası ise Sow'da: 2-0.
İkinci yarı AEL Limasol'un istekli ama beceri düzeyi düşük makamında başladı. İstekliydi konuk ekip, top da yapıyordu. Ama kaleden uzaktaydılar. 61'de oyuna sonradan giren Edmar ayağını biraz daha çabuk uzatabilse heyecan katsayısı artardı. Baktılar oyun durağan gidiyor, tribünler ritmi artırdı. Önce meşaleler alev aldı, sonra ıslıklar, akıllı telefon fenerleri... Bu keyfi 68'de Kuyt'la başlayan Stoch'la bitmeyen gollük atak ya da 69'da rakibin on kişi kalması bile kesmedi. O kadar ki, sırtı dönük şov yüzünden bir de kontratak kaçırdılar. Olsundu. Maçtan daha güzel seyirlik anları onlar sergiliyordu ve alkışı hak ediyorlardı. Ta ki maçı bırakıp Beşiktaş ve Galatasaray 'a sallayana dek...
Son bölümde Aykut Kocaman soğutma sistemini açtı. Böylece rakiplerinden çok daha kaliteli bir kadro olarak maçın sonunu rahat getirdiler. Bu sayede 78 ve 79'da kaçırdıklarına hiç yanmadılar. Maç oraya gelmeden bitmişti. Önemli bir galibiyetti bu Fenerbahçe için. Aykut Hoca'yla ilk defa içeride bir Avrupa maçı kazanmış oldular ve seriyi kırdılar. Bakalım bunun olumlu etkisini ligde de hissedebilecekler mi?

NOT: Açıkçası tribünlerdeki renksizliği görünce üzüldüm. İlk maçta, Güney Kıbrıs'ta ne güzeldi. Kuzey'den gelen Fenerbahçeliler Sevim Ebeoğlu ve Lefter'in resimleriyle dostluk, kardeşlik mesajı vermişti. Ama dün Saraçoğlu bu jesti görmedi. Oysa ''Lefter'in Cumhuriyeti'' olarak bu eli görürler, hatta peyi de yükseltirler diye düşünmüştüm. Olmadı. Kuzey Kıbrıs'ta bile yumuşayan ortam memlekette karşılığını bulmadı.