Başkan'ın filmi: Bir avuç dolar için

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, cumartesi akşamı Gaziantepspor maçı öncesinde yaptığı açıklamayla haftanın gündemini kaptı. Yıldırım'ın kulüp yönetimi ya da eski idarecilerle ilgili suçlamaları aile içi sayılabilecek sorunlardır.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, cumartesi akşamı Gaziantepspor maçı öncesinde yaptığı açıklamayla haftanın gündemini kaptı. Yıldırım'ın kulüp yönetimi ya da eski idarecilerle ilgili suçlamaları aile içi sayılabilecek sorunlardır. Aralarında halleder, olmazsa kongreye giderler. Bizi ilgilendiren asıl önemli nokta, başkanın onca itham yumağının sonunda, gazetecileri de töhmet altında bırakarak "...benden bin, ikibin dolar alanlar, şimdi aleyhime konuşup 'gitsin' diyemezler..." şeklindeki utanç verici suçlamadır. Pazar günü ekranda, dün de gazetelerde gösterilen ortak tepki, Yıldırım'ın bu açıklamasıyla medyayı karaladığı yolundaydı haklı olarak. Yıldırım, maç öncesi mikrofona anlattıklarında insanları aşağılamak yerine, kendisinden para isteyenlerin isimlerini açıklamak basiretini de göstermeliydi. Ayrıca daha önceleri aynı başkanın gazetecilere yüz milyonlarca dolarlık villalar armağan ettiği söylentileri giderek yerini 'dört çeker' cip hediyelerine bırakmıştı. Aziz Yıldırım'ın medyaya saçtığı bunca servetin ardından 'bir avuç dolar' için cümle gazetecileri karalaması, medyatik barometrenin düşmesinden mi kaynaklanıyor, yoksa Yıldırım'ın basına ayırdığı harcırahı azaltmasından mı, bilinmez!
Bin dolar dediğin nedir başkan, gazetecilerin ciplerini bıraktıkları lüküs dükkânların park kahyalarına gecede verdikleri bahşiş olur icabında... İşlerin skalası böylesine tepe takla olduktan kelli, başkanın gelecek suçlamalarında 'yetmiş sent verdiğim' gazetecilere geliyor sıra zahir... Latife bir yana da Aziz Yıldırım'ın, yine tekrar ediyorum, ithamlar serisinde birkaç bin dolar aldıklarını ileri sürdüğü kişilerin kimliklerini, ne zaman, kaç para olarak ödeme yaptığını bir an önce açıklaması şart.
Yok eğer borç verdi ya da inayet olsun diye bağışta bulunduysa böylesi bir karalamayı milyonların önünde ifşa etmesi kocaman bir ayıptan başka bir şey değil. Bu açıklamalar, tıpkı insanın, zora düşmüş bir yakınına, komşusuna yaptığı yardımı veya yoksul talebelere okumaları için bağışladığı tahsil desteğinin uluorta açıklanmasına benziyor. Yardım ettiğin muhtaç kişileri daha sonra suçlamanın iyilikle en ufak bir alâkası olabilir mi başkan!
Dün sabah çarşıya indiğimde bakkal, kasap, manav ve bilumum esnaf "Hop gazeteci, Yıldırım abimiz sana da kıyak yaptı mı! Kaç paps götürdün, bin mi , ikibin mi! At bi sakal, yüz yeşil yeter sayın abicim" diye alayı beni makaraya sarsa ne cevap verebilirdim ki! Yıldırım'ın ayan beyan hedef gösterdiği 'kışkırtıcılar' arasında eski başkan Ali Şen de vardı. Şen'in kafasının tepesine rakı bardağı koyduğu kişi de eski yöneticilerden Vefa Küçük'ten başkası değildi. Lafı gediğine oturtmasını da bilen Ali bey, dün konuyla ilgili tepkisi şöyle dile getirmiş: "Bunlar ilkokul öğrencisinin söyleyeceği sözler. Benhur'u beğenmediğini söylüyor. Nasıl olur. Bütün dünya hayran kaldı, 11 Oscar aldı. Ayrıca insan bir dostundan borç isteyebilir. Bunu yıllar sonra söylemek ayıp ve rezilliktir" dedi.
Gerçek spor yazarları ve diğerleri
TSYD Başkanı Onur Belge'nin tepkisi de farklı değildi. Belge, bir gazetede "Eğer bir dostunuza iki bin dolar borç veriyorsanız bunu açıklamak
hoş değil. Ama bir gazeteciye iki bin dolar borç verip, aleyhinize yazmamasını istiyorsanız, bu da Fenerbahçe Başkanı'na yakışmaz. Sayın Yıldırım'ın gerçek spor yazarıyla, diğerlerini ayırması lazım" yanıtını verdi. Belge dün bir kez daha konuyla ilgili bilgi sundu. Sayın Yıldırım'ı aradığını ve Fenerbahçe Kulübü Başkanı'nın, konuşmasında bir basın mensubunu değil, bir kongre üyesini kastettiğini belirtti. Ama ne olursa olsun bu söylemler son dönemde fazlasıyla gündeme gelmeye başladı.
Aslında meselenin kökü, spor yazarlığı mesleğinin başıboşluğunda yatıyor. Kamuoyunun büyük bölümünün de bildiği gibi spor yazarı olmak hiçbir ön koşul yok. Herkes spor yazarı olabilir yani. Artık bundan sonra 'köşe dönme yazarı'mı olur, 'köşe başını tutan yazar' mı, orası kişisel yeteneklerine kalmış. Eleman aranıyor ilanlarında bile 'vasıfsız işçi' tabiri kullanılırken, spor yazarlığında ne yazık ki bu evsaf bile aranmıyor. Bu saatten sonra da spor yazarlığı kursu açtırıp sadece buradan iyi dereceyle mezun olanlara köşe tanımak olanaksız. TSYD'nin yaptırımı sadece derneğe üye olmak için aranan kriterlere uygun olmayanları camia içine almamakla sınırlı. Bunun dışında TSYD üyesi olmayan çok sayıda eleman, spor yazarı olarak haldır haldır kalem oynatıyor. Ayıbını gazeteciler yükleniyor. TSYD'nin kadim üyelerinin, bırakın köşe yazısı yazması, bir türlü iş bulamaması da meselenin ayrı bir hali pür melâli...



Haim'in taklaları
Haftanın kapanışında, en yeni Galatasaraylılardan Haim'in Bursa'da peşpeşe attığı 'taklalar' ile, İnönü Stadı'nda, Beşiktaş'ın içine düştüğü 'korku filmi' başrolü aldı.
Fatih Terim, bir tur geriden başladığı ligin ikinci bölümüne, yeni transferleriyle başlayıp Uludağ'ın eteklerinden farklı galibiyetle dönmeyi başardı. 4-0'lık Bursa zaferinin ortak kahramanı haklı olarak Revivo'ydu... Manşetlere gelince: Milliyet 'İlk hafta, üç takla' derken, Fanatik 'Revivo şov'da karar kıldı. Tıpkı 'Galatasaray'da Revivo şov'u tercih eden Hürriyet gibi. 'Ve sihirbaz iş başında', 'At taklanı Cim Bom' ve 'Revivo'dan sevgilerle' başlıkları da Aslan'ın yeni skorerine hoş geldin dedi.
Lucescu'nun kolejlileri, farkı erkenden ikiye çıkardıktan sonra fren yapmanın cezasını adrenalin yükselmesiyle ödedi. Ana fikir olarak 'korku ve gerilim' sahne alırken Milliyet, 'Siyah Beyaz korku filmi' dedi. Fanatik 'Yüksek gerilim', Hürriyet ise 'Fırtına kısa sürdü' manşetlerini yeğledi. 'Hitchcock İnönü'deydi', 'Kartal'ı ter bastı' ve 'Beşiktaş'ın ödü koptu' başlıkları da Beşiktaş'ın İstanbulspor önündeki 2-1'lik galibiyetinin zorluk katsayısını ifade etti.


'Hayat budur sevgilim'
Türkü, 'sevenler unutulur... Yare ömrünü versen, yine başka yar bulunur' diye devam eder. Pazar akşamı, Bursa Atatürk Stadı'nda Galatasaraylı Baliç'e, tribünlerin koro halinde ve doksan dakika boyunca yaptıkları 'klas ve moral verici' tezahürat, bu yaşamsal gerçeğin en derin ve somut ifadesiydi. Timsahlar'ın maç boyunca saldırdıkları Boşnak forvetin, Yeşil-Beyazlı formayla, yine Fatih Terim'in kumandasındaki Sarı-Kırmızılıları, süper oyunuyla (3-2) İstanbul'a geri postaladıkları çok çabuk unutulmuştu. Evet, gerçekten de 'hayat budur sevgilim, geçenler unutulur'...