'Beddua'dan kırmızı kart gördü

Dünya futbolunun tek tanrısı,tartışılmaz patron FIFA'nın yayınladığı bir 'Oyunun Kuralları' risalesi var. Bu tıpkı kadı efendilerin 'kara kaplı' kitabına benzer.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Dünya futbolunun tek tanrısı,tartışılmaz patron FIFA'nın yayınladığı bir 'Oyunun Kuralları' risalesi var. Bu tıpkı kadı efendilerin 'kara kaplı' kitabına benzer. Bu kitapçıkta bulunmayan durumlar, FIFA'ca 'gayri vaki' sayılır. Trabzonspor'un genç kaptanı Fatih Tekke, fazla enerjisini meşin yuvarlağa olduğu kadar, yönetici 'Siyah Adamlar'a da yönlendiren
'hiper aktif' bir eleman. Sezon öncesinde, hazırlık maçında yardımcı hakeme göz göre göre saldırma suçundan beş maç ceza yedi. Yatıp çıktıktan sonra bir hafta uslu durabildi. Pazar günü Beşiktaş karşılaşmasında ilk yarının sonuna doğru, Zago'nun kendisini çekmesini görmeyen Koray Gencerler'e dönüp hiddetle söylendi.
Yardımcı, hemen Serdar Tatlı'ya koşuşturarak şikayette bulundu. Sonuçta, 'Allah belanı versin' diyerek beddua eden Fatih, doğrudan kırmızıyı görüp arkadaşlarını eksik bıraktı. FIFA'nın kitabındaki 12. kural, faul ve fena hareketlerle ilgili cezaları belirtiyor. 'İhraç verilecek haller'in 6'ncı şıkkında "saldırgan, hakaret edici veya küfürlü bir şekilde konuşursa" deniyor. Fatih'in kırmızısı olsa olsa bu maddeden verilebilir. Genç oyuncuyu savunma açısından değil ama yasaların düzgünce çalışması ilkesinden hareketle, ortalıkta direkt ihraca yol açabilecek
'saldırganlık', 'hakaret' ya da 'küfür' durumu yok. Bence bu eksiklik, FIFA hukuk kurulundakilerin 'beddua' kavramının ne olduğunu iyice bilmemelerinden kaynaklanıyor. Aslında ihtara verilecek hareketlerin ilk maddesindeki "sportmenliğe aykırı davranış suçu", sahayı enine yorumladığınızda Fatih'i sanık iskemlesine oturtmaya yeter. Yeter de bunun cezası kırmızı değil sarı kart olarak gösteriliyor 'Kara Kaplı Kitap'ta.
Tekke, eğer İngilizce bela okumak isterken 'God curse you' gibisinden bir şeyler söylemişse işte o zaman başı fena halde dertte demektir. Çünkü Redhouse sözlüğüne göre bu 'curse'un bir anlamı da bizim Süreyya Ayhan'la gündeme gelen o meşhur 'regl' demekmiş. Yani maçın gürültü patırtısı içinde size de bağıra bağıra 'Allah reglini versin' deseler haklı olarak alınır, patrona şikayet edersiniz.
Çocukten 'bela' okumak en büyük suçtu. Büyüklerimiz 'sakın ha!' diye tembihlerdi. Tesadüfen ağzımızdan bela kelamı çıksa, ardından mutlaka
'selamünkavlenrabbanirahim' gibisinden, bir çocuk için hayli çetrefilli sayılabilecek bir günah çıkarma deyişi şarttı ki, beceremediğimizden
'selamünkavlen' demekle yetinirdik. Büyük sözü dinlemeyinin sonu bu olur işte. Boşuna 'bela okuyan, belasını bulur' dememişler. Bakalım Trabzon'un genç kaptanının bu yeni tür suçuna kaç haftalık ceza gelecek... Kitaba uymadığından gelmezse de şaşmayın, 'Selamünkavlen...'
Penaltıya baraj kurulur mu!
Bu hafta kurallara kafayı fena taktık. ikinci sıradaki davada, Fenerbahçeli Van Frikik'in, Gençler karşısında kaçırdığı penaltı var. Hollandalı skorer, kayıp düşerken iki ayağıyla birden vurunca gol kaçtı. Ertesi gün medyada 'önüne baraj kursalardı, Van Hooijdonk golü atardı' geyiği yer aldı. Yüksek, yüksek tepelere ev kuruyorlar da, penaltının önüne niye baraj kuramasınlar yani! Kara Kaplı'nın 14'üncü kuralında penaltı vuruşunu anlatırken topun 9.15'te beyaz tebeşirli noktaya konulacağını yazıyor. öne, sağa ya da sola konulduğunda hakem düzeltiyor. Ancak daha geriye koyana şimdiye dek rastlanmamış. Yani adam kalecinin burnuna kadar yaklaşmışken ne diye uzaklaşsın. Pierre, topu 18'in dışına dikse, önüne de Fenerbahçeliler'den baraj yaptıktan sonra golünü atsa bu sayı sayılır mıydı! Biraz 'Temel bir gün penaltı atarken'e benzedi.
Ne var ki 'Uçan Hollandalı'nın 'Düşen Hollandalı'ya döndüğü komikçe pozisyonda, vuruştan önce Gençlerbirliği 18'inin içi, iki taraftandan da doluşan kramponlar yüzünden ana baba günü gibiydi. Penaltının mutlak surette tekrarlanması gerekirdi, önüne baraj kurulsa da kurulmasa da...



Aslan, Almanca kükrüyor
Adana deplasmanının dönüşünde, tayyarede Galatasaraylı futbolcuların arasında koltuk bulabildim. Solumda Stuttgart'tan gelen genç eldiven Aykut'la eski Bayern Münih'li Berkant, sıkışmış durumda zor koşullarda pişpirik oynarken, Almanca konuşuyorlardı. Önümüzdeki sırada Hollandalı milli Frank de Boer de sık sık arkaya dönüp onlara katılıyordu. Sağ yanımda Hannover doğumlu Volkan da PSV'den transfer edilen Hollanda doğumlu Suat da Germen-Dutch lisanlarından muhabbeti sürdürüyordu. Aslanlar Almanca kükrerken içlerinde bir tek Prates sessiz sedasız kalıp yalnızlığı yeğliyordu. Galibiyetsiz geçen üç maçın ardından üç puanla tanışmak Cim Bom'a biraz moral getirmiş. Şimdi önemli olan bu geceki Real Sociedad sınavından sonra İspanyolca 'Ole' diye sevinç çığlıkları atabilmek.


Ne oldum deme...
Geçen sene bu zamanlara dönelim. Yedinci haftanın sonunda -ertelenen 6-0'lık Fenerbahçe bozgunu da eklendiğinde- Sarı-Kırmızılılar 16 puanla liderdi. İkinci G. Antep'le averajla bir basamak aşağıda yer alan Beşiktaş'ın puanları 15'ti. Fenerbahçe bir puan eksiğine dördüncü, Gençler de 13 puanla beşinci sıradaydı. Eteklerdeyse tek puanlı Kocaeli sonuncu, 3 puan toplayan Diyarbakır 17. sıradaydı. 6 puanlılardan Göztepe ve Elazığ'ın bir üstündeki Trabzon 14'üncü basamakta kabus görüyordu. Altay 8 puan ve averajla 12. sırada kendini güvende hissederken, sezon sonunda Süper Lig'e veda ediyordu. Kocaeli de cümle felakete direndikten sonra daha fazla tutunamayıp bir alt kümeye tenzil ediyordu. İlginçtir, zirvedeki ilk üç içinde şu anda geçen sezona oranla en büyük sürpriz, bu hafta yenilmelerine rağmen İstanbulspor.