'Ben sevinemedim...'

'Ben sevinemedim...'
'Ben sevinemedim...'
Fenerbahçe ve Beşik-taş'ta forma giymiş eski milli futbolcu Tayfun Korkut, 'teknik adamlık' kariyerini sürdürse de mazi kalbinde yara... 2002 Dünya Kupası kadrosundan son anda çıkarılan oyuncu, 'orada olamadığı' için sevinmemiş.
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

22 Mayıs 2002 tarihi, çoğu insan için ‘kaydadeğer’ olmayabilir ancak bir kişi için unutamayacağı günü temsil ediyor. “Kırgın değilim desem yalan olur, Ama önemli olan Milli Takım’ın başarısı. Kimse kadro dışı kalmamı spekülasyon yapıp Milli Takım’ı yıpratmasın. Hedefimiz ben olsam da olmasam da bu takımın başarısıdır.” Bu ifade, o tarihte dönemin Fenerbahçeli futbolcusu Serhat Akın, Kocaelispor’da top koşturan Cihan Haspolatlı ve Trabzonspor kalecisi Metin Aktaş ile beraber 2002 Dünya Kupası kadrosundan çıkarılan Tayfun Korkut’a ait.
Ülkemizde Fenerbahçe ve Beşiktaş formaları giyen, Avrupa’da da Real Sociedad’da Espanyol’da oynamış olan Korkut, kariyer seyrindeki en önemli hedefine erişememiş olmanın burukluğunu hâlâ yaşıyor. Şu anda kendini mesleki olarak geliştirmekte olan ve kariyeri için hamleler yapan 39 yaşındaki Korkut, Kenan Başaran ile beraber Lig Radyo’da yaptığımız Paslaşmalar programına konuk oldu ve 2002 macerasının / hayalkırıklığının derinlerine inme fırsatı bulduk. 

‘Sürekli o maçı düşünmüştüm’

Öncelikle o günün kendisinde yarattığı yarayı şöyle anlatıyor Korkut: “Ön bilgi vermem gerekiyor. İlk maçımız kime karşıydı? Brezilya. Ben hangi ligde oynuyordum? İspanya’da Real Sociedad’da oynuyorum. Real Madrid’e karşı bırakın ligin başını ligin sonunda Roberto Carlos’a karşı direk oynuyorum ben. Ve Dünya Kupası’na yakın bir süreç ve biz onları yeniyoruz. Çok iyi bir maç çıkarıyoruz. Buna bakınca bırakın kadrodan çıkarılmayı yedek olacağımı bile düşünmüyorum. O düşünceler içindeyim. Sürekli kafada oynuyorum. ‘Karşıma ne gelebilir, ne yapabilirim’ diye kafamda oynarken kadro dışı kaldım. Şok oldum. Orada kalmamı istedi ama ayrılmak istediğimi söyledim.” Bu arada Tayfun Korkut’un bahsettiği, 27 Nisan 2002 tarihinde oynanan ve Real Sociedad’ın 3-0 kazandığı müsabaka. Milli oyuncu bu maçta 90 dakika forma giymişti.
Turnuva süresince yaşadıklarını ise çoğu sporcunun itiraf etmekten kaçınacağı bir samimiyetle anlatıyor. Ailesinin yazlığına İzmir’e döndüğünde yaşadığı depresyon mesela: “Basında benim için inanılmaz pozitif tepkiler oldu öncelikle. Benim hatalı şekilde kadrodan çıkarıldığım yazıldı. Milli Takım’ın ilk maçlarını izledim. Sonra bir dönem geldi. Gruptan çıktıktan sonra maçları izleyemedim. İtiraf edeyim. Çünkü her maçla sıkıntıya girdim. ‘Ben orada olmalıydım. Bu Türkiye için tarihi bir olay olacak’ diyordum, takım başarılı gidiyor ve ben ailemle İzmir’de Özdere’de oturuyorum. Bunları da uzaktan kabul etmek zorunda kalıyorum.”

Güneş’i hiç haklı bulmadım!

“Çok zor dönem geçirdim” diyen Korkut, Şenol Güneş’in bu kararını o günden beri kafasında tartmış. Peki hiç Güneş’i haklı bulmuş mu? “Hayır. Cümleni bitirmene bile izin vermedim dikkat edersen. Hiçbir şekilde haklı değildi. Sadece şunu düşündüm: Acaba Fenerbahçe’de oynuyor olsaydım, dışarıda kalır mıydım? Bilemiyorum... Ama artık bu kadar da kolay olacağını düşünmüyorum.”
Gruplaşma söylentileri için öyle bir ihtimal olmadığını söylerken, Şenol Güneş’le bu konuyu kamp sonrası bir daha konuşmadığını, “Milli takıma çağırdı beni daha sonra. Ama sitemimi hiç dile getirmedim. Bana kamptan giderken bir şey demediği için de söylediklerinde haklı bulmadım onu” şeklindeki sözlerle ifade ediyor.
Son tahlilde Güney Kore’yi 3-2 mağlup ederek Dünya 3.’sü olan Milli Takım’a uzaktan bakarken ‘sevinemediğini’ söylüyor: “O kadar üzüntü içerisinde olduğum için sevinemedim ben. Türkiye’nin Dünya 3.’sü olmasına sevinemedim. Takım arkadaşlarım için sevindim. Ama haksız şekilde dışarıda kaldım o nedenle sevinemedim. Adam -Şenol Güneş- sana haksızlık yaptı onun başarılı olmasını istemiyorsun diğer türlü de takım arkadaşların var. Sevinmen gerekiyor ama içim izin vermedi buna. Sonra kabullendim sadece...”

Hem ‘okuyor’ hem ‘yiyor’...

UEFA Pro Lisans’ını Köln’deki akademiden almış, teknik direktörlük çalışmaları için 1 yıl İspanya’yı dolaşıp gözlemlerde bulunan Korkut, geçen yıl Abdullah Avcı’nın Milli Takım’daki yardımcılarından birisiydi. Fakat başarısız geçen bu serüvenin ardından kendini geliştirmek adına çalışmalarını sürdürdü. Türkçe, Almanca, İngilizce ve İspanyolca bilen Korkut, evinin olduğu San Sebastian’ın kültürüne çok hakim. Mutfağına varacak kadar: “Bizim orada mutfak bambaşka. ‘3 Michelin yıldızı’ olan 4 tane restaurant var. Tabii futbolcu olduğum için aylar öncesinden rezervasyon yapmama gerek yok. Rahatça gidebiliyorum. Bu da bizim avantajımız...”
Roberto Mancini’nin Metin Oktay Tesisleri yakınındaki kendisine ‘Futbol takımına daha yakın olması için’ tahsis edilen evi reddetmesine Cesar Luis Menotti sözüyle cevap veren futbol dünyamızın pek alışık olmadığı bir figür. Soruyu yanıtlarken “Sadece futboldan anlayan futboldan da anlamaz. Hocanın kendi hayatı olmalı. Biraz uzaklaşıp olaylara farklı bakabilmeli” dedikten sonra Menotti’nin 1986’da yazdığı kitabın başucu kitabı olduğunu söylüyor ve İspanyolca kitaplar öneriyor Tayfun Korkut. Tüm bu özellikleri bir yana onun tek derdi Dünya Kupası görebilmek. Program sonrası “Abdullah Hoca’nın yardımcısıydım yine gidemedim Dünya Kupası’na. Galiba ben hiç gidemeyeceğim oraya” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Umarız tarih Tayfun Hoca’yı yanıltır ve futbol sahalarımızda görmek istediğimiz genç teknik adam, bir gün istediği alanlara erişme fırsatı bulur...