Beş yıldızlı kumandan Lucescu...

Galatasaray'ı geçen sene üç yıldızıyla yüzbaşı rütbesine yükselten Mircea Lucescu, Pazar günkü 1-0'lık derbi zaferinin ardından Beşiktaş'ı da yüzbaşılığa terfi ettirirken kendi apoletlerindeki yıldız sayısını beşe yükseltti.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Galatasaray'ı geçen sene üç yıldızıyla yüzbaşı rütbesine yükselten Mircea Lucescu, Pazar günkü 1-0'lık derbi zaferinin ardından Beşiktaş'ı da yüzbaşılığa terfi ettirirken kendi apoletlerindeki yıldız sayısını beşe yükseltti. Rumen çalıştırıcı, daha önce de defalarca dile getirdiğim gibi elindeki mütevazı malzemeden son derece mükemmel ziyafet sofraları hazırlamasını bilen çok hünerli bir aşçıbaşı.
Geçtiğimiz mayısın ilk haftalarında, Galatasaray'la iplerin kopmasına saatler kala, ayağının tozuyla Avrupa Süper Kupası'nı kazanmanın ardından, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finallere kadar varan başarılı iki yılını bir de Türkiye şampiyonluğuyla kutlamanın tadını yaşayamamış olmaktan yakınıyordu Mircea hoca. 6 Mayıs'ta Florya'dan ayrılmadan önce, İtalya'da da benzeri davranışlarla karşılaştığını hatırlatırken 'Inter'de başladıktan ve gol rekorlarını kırdığımız beş haftanın sonunda başkanın Lippi hastalığı yeniden nüksetti. Büyük gelişme gösteren performansı daha başında terk etmek zorunda kaldım' diyerek, aslında Sarı-Kırmızılı formadan ayrılmak istemediğini ortaya koyuyordu.
Terim, UEFA Kupası'nı kazandıktan sonra apar topar İtalya'ya yelken basarken, Lucescu da Çizme'de yaşadığı hayal kırıklıklarına merhem aramak için Türkiye'ye çıkarma yapıyordu. Tıpkı memleketlileri Hagi ve Popescu gibi. Üç yıllık kısa serüveni boyunca Lucescu'nun Türkiye seçimindeki kararının ne kadar yerinde olduğu ortaya çıkıyordu. Solmaya başlayan Rumen çiçeklerinin yeniden açması için Boğaz'ın atmosferi bire bir geliyordu.
Sezon boyunca Lucescu-Terim karşılaştırmalarının her türlüsü kaleme alındı. Sosyolojik, psikolojik, etnografik, psikoterapik, liderlik ve daha bunlar gibi bir dolu 'jik-fik-lik' son ekleriyle biten uyar uymaz her türlü kıyaslamada, genelde Fatih hocanın 'dediğim dedikçi', mösyö Mircea'nın ise 'hoş görsenci' yanlarının ağır bastığı ifade edildi.
Lucescu'dan inciler
Sanırım şampiyon teknik patronu yeterince iyi tanımıyoruz. Beşiktaş'ın yenilmezliğini sürdürdüğü yıl sonuna doğru yapılan bir söyleşi, deneyimli Rumen çalıştırıcıyı biraz daha yakından tanımamıza yardımcı olabilir düşüncesindeyim. Beş yıldızlı komutanın antrenörlük, futbolcu psikolojisi, zaferler ve bozgunlar karşısındaki yorumu özetle şöyle:
"Galip geldiğiniz bir maçtan sonra oyuncuların aklında hemen zaferi kutlamak vardır. Antrenör ise eğlenmek yerine önündeki karşılaşmayı düşünmek, yeni oyun planları geliştirmek zorundadır. Bu yüzden bizim meslek gerçekten çok streslidir. Ben yıllardır bu baskı altında yaşadım, takım çalıştırdığım sürece de yaşayacağıma inanıyorum. Öyle ki bu stres giderek bir yaşam biçimi bile oluyor".
"Antrenörlük aslında dünyanın en nankör mesleklerinin başında gelir. Kazansan da kaybetsen de gün gelir 'yaptıkların için çok teşekkürler ama...' diye başlayan bir cümleyle işinin bittiğini anlatıverirler insana..."
"Skora değil spora bak, sloganı aslında içi boş sayılabilecek iyi niyet temennisinden başka bir söylem değildir. Bizim işte ne yazık ki gözler hep tabeladadır. Zira son söz skorda biter".
"Oyuncularımla sürekli birlikte yaşarım. Onları her an hissederim. Zorlandıklarında sahaya girip yardım edememenin acısını çok iyi bilirim. Ancak bildiğim bir başka şey de maçın başlama düdüğüyle birlikte, antrenörün de görevinin sona erdiğidir. Bundan sonrası sahadaki oyunculara kalır. Hafta içinde yaptığımız çalışmalar, rakiple ilgili etütler sonucu göstereceğimiz performansın tatbikatı artık onların beyin ve kramponlarındadır".
"Bence antrenör, oyuncularını kendi zekalarını özgürce ortaya koyabilmeye yönlendirmelidir. Genelde maçlarda kulübede dikkat çekici hareketler yapmamaya çaba gösteririm. Bunu yapan meslektaşlarımdan bazılarının, gereksiz yere rol yaparak seyirci, hakem ve medyayı etkilemeyi amaçladıkları da açıkça ortadadır".
"Rakiple aramızdaki taktik mücadelesi futbolun en önemli zafer silahlarının başında gelir. Aslında hemen tüm hocaların, ellerindeki
oyunculara göre uygulayacakları taktik, öyle birbirinden fersahlarca uzak değildir. Ufak tefek ayrıntılar, yerinde ve zamanında tam olarak uygulandıklarında olumlu sonuçlar elde edersiniz. Maçları da işte bu neredeyse gözden kaçabilecek kadar küçük üstünlüklerle kazanırsınız".
"Artık tek süper starla maç alma devri geçti. Yine de çok yetenekli bir oyuncu her antrenör için bulunmaz nimettir. Tabii onu takımla bütünleştirmeyi başarabildiği taktirde. Aksi taktirde star tek başına doğmaya heveslenirken takımı oyundan düşürebilir".
"Zaferleri oyuncularımla paylaşırım. Yenilgilerde ise sorumluluğu tek başıma üstlenirim. Sonuçta sahada bir hata yapıldıysa bunda büyük pay oyunculardan ziyade benim oyun planlarımdan kaynaklanmıştır".



El sıkan başkan istemezlermiş!
Bu taraftarlara yaranmak zor. Özhan Canaydın, 6-0'lık Fenerbahçe hezimetinde Aziz Yıldırım'ın elini sıkarak kutladığı için 'fair play' hayranları (!) tarafından hararetle kınanmıştı. Pazar gecesi de benzeri tebriğin ardından, iyi niyet elçileri, bu kez Florya'da 'El sıkan başkan istemiyoruz', 'Centilmenliğe kupa verilmiyor' avazeleriyle Canaydın'ı protesto etti. Bu gerçek 'beyfendiler'i tanımıyorum ama hayatlarında bir kez bile özür dilemedikleri, lütfen demedikleri, geçiş üstünlüğüne sahip olsa bile bir araca yol vermediklerinden eminim. 'Sevgi ve barış sözcükleri'ne bu kadar uzak taraftarların, şampiyonluklarda sevindiklerine inanmak zor. Terim'in maçtan sonra rakip soyunma odasına giderek Beşiktaşlı oyuncuların tek tek ellerini sıkarak kutladığını bilseler, hocanın da ipini çekiverirlerdi.


'Böyle olacağı belliydi zaten'
Derbi sonrası, doğal olarak şampiyon ağırlıklı biçimde mikrofonlar uzatıldı. Galatasaraylı Ergün, bence olup biteni en özlü ve gerçekçi biçimde tek cümleyle toparlayıverdi: 'Böyle olacağı belliydi zaten' Sarı-Kırmızılı takımda paniğe uğramadan takı takır futbolunu oynayan ender kramponlardan biri sayılan Ergün'ün giderek futbolu kadar felsefesi de olgunlaşıyor. Bu mevsim erteleme maçlarının kurbanı olan Galatasaray, uzun süre lider götürdüğü seride, özellikle evinde saçtığı puanlardan sonra yine ipi ileride göğüsleme mucizesine bir ham hayal olarak sarılıp kaldı. Terim'in hakemi gösterdiği kartlar yüzünden suçlamasını da moral bozukluğuna verelim. İki takımın da hemen kolları sıvayıp Devler Ligi için gerekli tahkimata başlaması gerek. Geriye sayım çoktan başladı bile...