Bir adet şemsiye bulunmuştur

Kim canı kadar sevdiği davulunun tokmağını, 24 saat boyunca elinden düşürmediği yavuklusu cep telefonunun pilini, belki de kaynanasının doğum gününde armağan ettiği şemsiyesini sahaya fırlatır ki... Kendini bilmez, provokatör ve aynı zamanda tahrik olmuş binlerce taraftarın dışında tabii...
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Kim canı kadar sevdiği davulunun tokmağını, 24 saat boyunca elinden düşürmediği yavuklusu cep telefonunun pilini, belki de kaynanasının doğum gününde armağan ettiği şemsiyesini sahaya fırlatır ki... Kendini bilmez, provokatör ve aynı zamanda tahrik olmuş binlerce taraftarın dışında tabii... Saracoğlu'nda tribünlerin böylesine galeyana gelmesindeki baş müsebbib bizzat başvekildir. Trabzon maçındaki olaylar yüzünden Disiplin Kurulunca verilen saha kapatma cezasını haksız bulduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan'ın bu ikazı, federasyon ve ardından futbolun anayasa mahkemesi sayılan tahkim kurulunca münasip biçimde 'süzüldü' ve kesilen ceza 'siyasi affa' uğradı. Pazar akşamı Kadıköy'de RTE'yi yere göğe sığdıramayan Fenerbahçeliler'in tümü ampul partisi taraftarı oldukları için mi tezahürat yapıyordu! Hiç sanmam! Sadece kıyakçılığa karşı bir vefa borcu gösterisiydi.
Sahaya atılan maddeler yüzünden gelen anonsların Kanaryalar'ın başka stada göç etmesi ya da boş tribünlere oynamasına yol açacağı söyleniyor. Federasyon, RTE'nin iki dudağı arasından çıkacak yeni talimat karşısında bekliyor. Malum, emir demiri keser. Başvekil 'Seyirci tahrik olmuştur. Suçlu aranacaksa hakemle kaleci Ömer yargılanmalıdır. İşte o kadar' fermanını çıkarırsa yetkililer n'edecek! Olmazlanabilecekler mi!
Fenerbahçe yönetim kurulundaki demokrasi anlayışı cümleye örnek olmalı. İdarecilerden Hakan Bilal Kutlualp, tribünlerden yağan zerzavat konusunda Antep kalecisi Ömer'i suçlarken "Bu oyuncu maç sırasında şov yaptı. Taraftarlarımızı tahrik etti. Sahamızın kapanmasını gerektirecek kadar önemli bir olay yaşandığını düşünmüyorum" demiş. Miş diyorum, çünkü gazetelerden okudum. Bizzat kulağımla duymadım. Bu Hakan Bilal beyin, her sabah işe giderken kafasına şemsiye, davul tokmağı, cep telefonu pili filan yağıyor galiba. Belki de o yüzden rakip kalecinin kafasına şemsiye atılmasını doğal karşılıyordur. Haklı da! Sahaya davul tokmağı, cep telefonu pili, şemsiye atılması, maç sırasında taç atılması kadar normal bir şeydir zaten...
Fenerbahçe ikinci başkanı Nihat Özdemir ise Kutlualp'le aynı görüşü paylaşmamış. Dahası tam aksini vurgularken "Seyircimiz çok daha dikkatli olmalıdır. Maç yarıda kalabilir, hatta hükmen mağlup ilan edilebilirdik" demiş. Yani saha kapatma ya da seyircisiz oynamanın çok daha ötesine gitmiş. Demokrasi adına güzel şeyler...
'Van Frikik'in başka marifetleri...
Duran toplardaki skor üretkenliği sayesinde 'Van Frikik' lakabını kramponunun hakkıyla kazanan Hollandalı, sadece frikiklerde değil 'pas
arası' yapmaktaki ustalığını da yine 'şemsiye oyunu'nun birinci perdesinde gösterdi. Ömer, şemsiyeyi havaya kaldırmış, hakeme doğru giderken, Van Hooijdonk elinden kaptığı suç aletini tribüne atarak delili yok etmeyi başardı. Ne var ki yağmurdan korkan kahraman, şemsiyesini ikinci kez Ömer'e fırlattığında delil hakeme ulaştırılırken Bay Frikik bu kez pozisyonu zorlayamadı.
Ekrandan duyduğumca, bir başka yönetici de sahaya cisim yağdıranların Fenerbahçeli olmadıklarını, provokasyon yaptıklarını dile getiriyordu. Bu ifadeye göre madde bağımlıları büyük ihtimalle Antepli, daha içten temennilere göreyse garanti Galatasaraylıydı. Yahu o tribünlere girebilmek için tayyare meydanından beter aramalardan geçiyorsun. Adamın kokusundan anlarlar provokatör mü, fabrikatör mü olduğunu! Ahkâmcıbaşının, kalelerin arkasına 40 metrelik tel germe önerisi de geçerli sayılmaz. Fenerbahçe'de öyle 'provokatörler' var ki, değil 40, 140 metrelik teli bile aşan şemsiye atışları yaparlar alimallah... Bir de ilerleyen saatlerde 'adamı kalçasından ısıracaksın, genç adamsın' gibisinden bir şeyler çalındı kulağıma. Genç adamın niye ısıracağını anlayamadım doğrusu. Zira işin sonunda kuduz aşısı olmak da var... En iyisi genç futbolcuları erkenden yatırarak, böyle vahşi tembihleri duymalarını engellemek.



Mütekaid Aslanlar...
Eskiden emekliye 'mütekaid' derlerdi. Bu amcalar tekaüd olduklarında kendilerine yat olmasa bile kat alacak kadar ikramiyeye hak kazanırdı. Konya karşısında, ligin ilk dört haftasında da olduğunca bir türlü derin uykudan uyanamayan mütekaid Aslanlar, kör topal kazandıkları üç maçın efsanesini de maziye gömdü. Üstelik onların eline geçenle yat da alınır, kat da. Hatta üstüne bir de gömlek bile dikilir. Yarın Juventus, pazara en büyük sendrom sayılan Fenerbahçe var Cimbom'un önünde. Kazanırlar ya da kaybederler, belli olmaz. Daha önemlisi takımın beyni sayılan Fatih Terim'in yadırganacak denli ipin ucunu elinden kaçırması.
Oyuncularına kızıp azarlamak, isme cisme bakmayacağını söylemek maç kazanmaya yetmiyor ki! Zaten kimin oynayacağına, kimin tribüne çıkacağına karar vermek Fatih hocadan başkasının iradesinde değil. 'Sen hep beni, mazideki halimle tanırsın' türküsünden sıyrılması lazım patronun. Aklındaki takımla, sahadaki elemanları birbirinden ayırıp '17 Mayıs 2000 Kopenhag' rüyasından silkinerek '17 Eylül 2003 Torino' gerçeğine dönmesi gerek. Döner de, büyük ihtimalle...


'I love you siftahsız'
Akçaabat Sebatspor'un Elazığ'ı 3-1'le geçmesinin ardından, Hagi'nin Bursa'sı dışında süper ligin tüm formaları galibiyet şarabını tattı. 'Karpatlar'ın Pele'sinin -bence Pele, Maradona değil- Timsahları, beşinci haftayı da siftahsız kaparken düşme hattına postu serdi. Alınan üç beraberliği, sadece Galatasaray'a atılan iki golcük süslüyor. Hagi'nin, az da olsa istikbali ümitle bakmasına yol açabilecek tek olumlu yan olarak, fazla gol yememesi gösterilebilir. Ligin ilk iki sırasını paylaşan Beşiktaş ve İstanbulspor dörder kez santra yaparken Hagigiller onlardan bir fazlasını gördü. Bu hesapça üstündeki 13 takımdan daha az gol yedi Yeşil Beyazlılar. Ne var ki sadece gol yememek yetmiyor üç puan almaya. Az biraz da sayı bulmak lazım...