Bir de izleyici eleştirisi

Geçen hafta bu sayfalarda sinema eleştirmenlerinin 'Eski Açık Sarı Desene' filmi üzerine eleştirilerini okuduk. Sinemasal ağırlıklı bu eleştirilerin ortak noktası, bu ilginç denemenin örneklerinin artması gerektiği olumluluğunun yanı sıra yönetmenin ne anlatmak istediğine karar verememiş olduğu olumsuzluğuydu.
Haber: MERTAY KUĞAY / Arşivi

Geçen hafta bu sayfalarda sinema eleştirmenlerinin 'Eski Açık Sarı Desene' filmi üzerine eleştirilerini okuduk. Sinemasal ağırlıklı bu eleştirilerin ortak noktası, bu ilginç denemenin örneklerinin artması gerektiği olumluluğunun yanı sıra yönetmenin ne anlatmak istediğine karar verememiş olduğu olumsuzluğuydu.
Ben bir sporsever ve sinemasever sıfatıyla izledim filmi. Hemen ilk noktayı koyalım:
Bu filmin çekilmesine izin verdiği için Galatasaray Kulübü'nü kutlamak gerektiği kanısındayım. Soyunma odaları her sporseverin merak ettiği mekanlardır. Orada maç sonrasında, devre arasında, maç sonunda neler konuşulur; sevinç ve üzüntü nasıl paylaşılır, kavga edilir mi, vb sorular hepimizin aklını kurcalar. Soyunma odasına bir sezon boyunca kamera girmesine izin vermek Galatasaray Kulübü'nü kutlamaya yeter.
Ama bir de işin altın makas bölümü var. Geçtiğimiz futbol sezonunun en fantastik olayı hiç kuşkusuz Kadıköy'deki 6-0'lık Fenerbahçe-Galatasaray maçıydı. Hala sokaklarımızda duvarlarda, elektrik trafo kutularında kocaman kırmızı spreylerle yazılmış 6-0 yazıları duruyor. Oysa 'şampiyon Beşiktaş' sloganı çok daha az çarpıyor göze.
Bu kadar gündemde kalmış bir maçın ardından ne bir soyunma odası görüntüsüne rastladık filmde, ne de başkan Özhan Canaydın'ın Fenerbahçe gollerinden sonra Aziz Başkanı kutlayışını. Oysa maçın gollerinden daha fazla merak edilen bu görüntülerdi. Fatih Terim'in maç sonrası bütün sorumluluğu üstlenen beyanı bile görüntüsüz, banttan verildi. Oysa oradaki bozguna uğramış takım futbolcu ve teknik ekibinin psikolojisini perdeye yansıtmak bu belgeselin gereklerindendi.
Yine buna benzer şekilde sondan bir hafta önceki şampiyonluk maçında David Brown'ın bile Chevy Chase'e ezberlettiği 'Sergen çakmacasının' ardından şampiyonluğu yitirmiş bir takımın soyunma odası matemi, oradaki kaptan Bülent konuşmaları hepimizin merakı. Bu karelerin makasa geldiğinden kuşkum yok. Oysa bu filmin çekimine izin veren Galatasaray Kulübü, yönetmeni de özgür bırakmalıydı ya da yönetmen taraftarlığına yenik düşmemeliydi.
Filmin Fatih Terim merkezli olduğu çok açık. Özellikle maç öncesi son motivasyon konuşmalarında hep aynı jargonu kullanması beni epeyce şaşırttı. Geçmiş başarıların geride kaldığını futbolcularına sürekli söyleyen Terim'in, bunu söylerken bile kendini o başarıların kazanılmasında nasıl ön plana çıkardığını gördük. Ve her galibiyetten sonra yaptığı kısa konuşmada da, yine kendi dehasını futbolcularına anımsatmaktan hiç geri kalmadığını hayretle izledim. Ve bir başka noktanın da altını çizelim:
Maç öncesi motivasyonunda çok daha etkili bir konuşmacı var; kaptan Bülent Korkmaz. Kaptan öylesine mütevazı davranıyor ki, o son derece etkileyici konuşmalarını sahaya çıkmaya hazırlanırken, formasını, şortunu üzerine geçirirken çaktırmadan ve resmi olmayan bir söylemle yapıyor. Ama teknik direktörüne göre çok daha yapıcı, rencide etmeden, korkutmadan. Etkisinin daha fazla olduğuna şüphe yok.
Hasan Şaş'ın mutsuzluğu, Arif'in soğukkanlı ve kendisiyle barışık tavrı da çok güzel yansımış perdeye. Ancak Hasan Şaş'ın tavla partisi kadar, futbolcuların gündelik yaşamı da bu filmin aktarması gerekenlerdendi. Futbolcu sokakta nasıl yürür, esnafla iletişimi nasıldır, gazeteciler onları ne kadar izler, ne kadar rahatsız eder...
Bülent yenilgiden sonra iki katlı evinin üst katından alt katına dahi inemediğini dile getirdiğine göre, sokakta yaşananlar pek de izleyiciden kaçırılacak cinsten değil. Saha dışında futbolcunun kız arkadaşıyla, eşiyle, dostuyla geçirdiği zamanlar, diğer takımlardan arkadaşlarıyla dostluğu bu filme daha fazla değer katardı.
Filmin az zaman bulan taraftara ilişkin bölümünde ise özcimbomlu Sezgin portresi göz yaşartıcı sahneler içeriyor. Hele Sezgin'in "Galatasaray olmazsa ben de olmam" söylemi, Türk futbol taraftarı çizgisinin tek cümleyle tanımı âdeta. Ve bir başka taraftar dramı da eski açığın bir daha hiç olmayacağı gerçeği.
Filmin sonuna doğru, bu sezonun başına ilişkin karelerde çok açık bir nokta var.
Frank De Boer'in kızlarının soyunma odasına girdiğinde, onlara sadece takımın diğer yabancı oyuncularının ilgi göstermesi, bu takımda Hagi-Popescu döneminin takımdaş ruhunun eksik kaldığının, futbolcuların tek vücut olamadığının göstergesi.
Acaba diyorum, o dört uzun yılda gelen başarılar ve ardından Fatih Terim'in hiçbir resmi başarıya kavuşamaması da anımsanırsa, başarının adresi Romanya mıydı? Birinci Terim döneminden sonraki Galatasaray başarılarının altında da Rumen imzası var da...