Bir futbol klasiği: Look at the tabela

Bir futbol klasiği: Look at the tabela
Bir futbol klasiği: Look at the tabela
Bugünkü maçı başı-sonu, özgün senaryosu, iyi bir yönetmeni olan bir film gibi düşünün. Hatta iki yönetmenli, iki perdeli bir kurgu gibi farz edin. Kime en iyi oyuncu ödülü verirsiniz? Başrolünde kim var bu filmin? Hangi yönetmen ödülü kapar?
Haber: BAĞIŞ ERTEN - bagis.erten@gmail.com / Arşivi

Güzel futbol filmi azdır, bir futbol maçı sahnesi güzel olan film daha da azdır. Aslında bu kategorik olarak pek mümkün değildir, olmaz, olamaz. Çünkü bu oyunun kendi kurgusu sinemayı kıskandıracak kadar gerçekçi ve güzeldir. Taklit edilemez. Futbol oynanır sadece. Rol kesilmez. O yüzden Victory (Zafere Kaçış) en iyi futbol maçı sahnelerine sahiptir. Orada da futbolcular, hem de Pele, Bobby Moore gibi efsaneler oynar, artistler değil. Yeteneksiz diye kaleye geçirmeseler Stallone'ye tahammül edemezsiniz! 

Bu maçı başı-sonu, özgün senaryosu, iyi bir yönetmeni olan bir film gibi düşünün. Hatta iki yönetmenli, iki perdeli bir kurgu gibi farz edin. Kime en iyi oyuncu ödülü verirsiniz? Başrolünde kim var bu filmin? Hangi yönetmen ödülü kapar? 

Dramatik kurgu meraklıları Dany diyebilirler. Eski takımına karşı oynuyorsun ve kötü bir penaltıyla yeni takımını geri düşürüyorsun. Al buradan yürü, Kaybedenler Kulübü'ne kadar gider.
Bilim-kurgucular, Mancini'ye bakacaklardır. Beklenmedik bir sağbekle oyuna başla, tam olmuyor derken senin işlemiyor denen mekik uçuşa geçsin, hem de o terse yatıran bek'in hamlesiyle. 

Filmin sonuna değil akışına bakanlar için yönetmenlikte Biliç kesin geçer not alır. Maçı kesit kesit izle, daha iyi akan taraf Beşiktaş 'tı sonuçta. Fakat Siyah-Beyazlılar önce duygusal dekadans tadı da yakalamıştır muhtemelen. Neredeyse tüm maç boyunca iyi kurgulanmış bir baskın var, işler tıkır tıkır, pozisyon var, hamle üstünlüğü var, ama geride bir açık kapıdan rakip içeri sızmış ve gol. 

Drogba'lı, Burak'lı, Selçuk'lu bir Ocean's Eleven bekleyenler ise pek istediğini bulamamıştır. Gene de seyretmekten zevk alırlar çünkü başroldekiler tutuk olsa da filmin çaylağı Telles spektaküler, Melo karakter oyuncusu, Veysel en iyi çıkış yapan, Sneijder jöndür. 

Kelebek etkisi meraklıları anlara takılacaktır. İkinci devrenin başında Almeida atsaydı, 57'de topu Atiba'ya bıraksaydı, Veli'nin ayağı biraz düzgün olsaydı, ah o Dani'nin sakarlığı vs.
Toplumcu-gerçekçilik arayanların gözü ise imgelerde değil sahada. Kimi iyi, kim kötü, gol nasıl oldu, aritmetik nasıl, akış nasıl. Anlam atfetmeyen bir netlik isteği. Gole ve oyuna odaklı. 

Romantizm arayanlara ise iki sahne yeter. Önce Almeida'nın iki kez karşı karşıya kaldığı (biri ofsayt) ve geçemediği Muslera'nın sırtını sıvazlama anı. Maçın en klas hareketi olarak Semih'in topun kendinden çıktığını söylemesi ve Cüneyt Çakır ile Almeida'nın onu tebrik etmesi. Yetmediyse, sakatlanan Cenk'in ayağa kalkmasını alkışlayan tribünleri verelim. Seyret art arda, gözyaşlarına boğul. 

Gelin görün ki böyle olmuyor. Yeşil sahada sinema senaryosu işlemiyor. Orada çok boyutlu, çok katmanlı, çok karakterli, tempolu, bambaşka bir akış söz konusu. Misal yukarıdaki her şey vardı dünkü maçta. İşbu sayede taklit edilemeyen bir kurgu ortaya çıktı. Tamam bir taraf sevindi, ama hikaye gene güzeldi. Soruyorlar ya, ne anlıyorsunuz 22 kişinin bir topun peşinde koşturmasından diye. İşte bundandır. Erman Toroğlu'nun ağzından çıkan ve şirin gözüken tek cümlenin tonunda söylüyorum: Bu yüzden bu oyunu seviyoruz 'argadaş'.