Bir futbol muharebesinden notlar...

19 Mayıs Stadı önceki gün son birkaç sezonun en tuhaf maçlarından birine ev sahipliği yaptı. Ankaragücü-Beşiktaş maçında tribünler açısından bakıldığında sahada oynanan futbol ikinci sırada kalıyordu.
Haber: ERAY ÖZER / Arşivi

ANKARA - 19 Mayıs Stadı önceki gün son birkaç sezonun en tuhaf maçlarından birine ev sahipliği yaptı. Ankaragücü-Beşiktaş maçında tribünler açısından bakıldığında sahada oynanan futbol ikinci sırada kalıyordu. Büyük çoğunluk, güneşli bir başkent pazarında o stada maç izlemeye değil, karşı takım taraftarına bir koltuk fırlatmaya, bir küfür etmeye gelmişti.
Ne mutlu ki sahadaki 22 adam, tribünlerden gelen vahşet çağrısına kulak asmadı. Sadece futbolunu oynadı, rakibini tekmelemedi. Sahanın içi, tribündeki şiddete tenezzül etmedi. Ya aksi olsaydı! Bir de saha içi karışsaydı. Bugün yaralılar ve gözaltına alınanlar yerine, ölenlerden bahsediyor olabilirdik.
Önceki gün sahanın dört bir yanı o kadar karışıktı ki, yaralıları toplamaya ambulans yetişmedi. Kavgaların nerede neden çıktığını tespit etmek bile mümkün olmuyordu. Zira özellikle devre arasında birbirine paralel olarak pek çok yere polis müdahale ediyor, ambulans bir tribünden bir diğerine hareket ediyordu. Üstelik olaylar sadece Ankaragücü ile Beşiktaşlılar arasında geçmiyor, araya sözde misafir olarak gelen Bursasporlular da karışıyordu.
Saha içi sürekli karıştı
Güvenlik önlemlerinin aslında ne kadar yeterli olduğuna dair pek çok
açıklama duyabiliriz bundan sonra... Fakat tribünde olan birisi olarak bu önlemlerin yeterli olmadığını söyleyebilirim. Polis, Beşiktaş taraftarları ile Ankaragüçlülerin tribünlerinin kesiştiği bölgelerde daha geniş bir hat oluşturabilirdi. Keza diğer tribünlerin arasında, merdivenlerde polisler olaylara müdahale etmek üzere tek sıra halinde sıralanabilirlerdi. Oysa öyle olmadı.
Bu duruma bir örnek: Devre arasının sonunda polis Beşiktaş tribünlerine müdahale ederken basın tribününün hemen yanında bir taraftarın gözaltına alınması üzerine neredeyse bütün tribün sahaya atlamak istedi. O esnada o bölgede yeteri kadar polis olmadığı için, taraftarları Ankaragücü Teknik Direktörü Hikmet Karaman ve
oyuncuları göğüsledi. Beşiktaşlılarla uğraşan grup bir anda dönüp diğer tarafa doğru koşmaya başladılar. Bütün bunları devletin en üst düzey üç bakanı da gördü. Dışarıda çokça polis olabilir ama stat içerisindeki sayı yeterli değildi.
Maç sonrası ise tam bir felaketti. Beşiktaş taraftarının henüz stattan salınmadığı (nitekim yaklaşık 1.5 saat içeride tutuldular) esnada dışarıda adeta küçük bir kıyamet kopuyordu. Ve maalesef bu satırların yazarı da o kıyametin tam ortasında kalmaktan kurtulamadı.
Tam stattan çıkmış yürüyordum ki 50 metre önüme polisin biber gazı attığını gördüm. Aslında arbede birkaç dakika önce çıkmış, 'Gecekondu' diye bilinen Gençlik Parkı tarafındaki kale arkasından çıkarken bir taraftarla polis arasında başlayan kavga ilk kıvılcımı ateşlemeye yetmişti. Orada polisle taraftarlar çatışmaya başlamış, polis de biber gazıyla müdahale etmişti. Yerlerde sürünen taraftarlar, yaralanan polis memurları vardı.
Taşlar kafamıza yağıyordu
Geri dönmeye çalışmama rağmen başarılı olamadım. Polis, gazeteci de olsam beni yeniden protokol tribününün olduğu bölgeye alamayacağını söyledi. Ortalık yatışır gibi olunca, biber gazından ötürü gözlerimden yaşlar akar, boğazım yanar bir halde stadın Gençlik Parkı tarafından çıkmak istedim. Tam stat girişindeki geniş kapıya gelmiştim ki, karşıdan 500 kadar Ankaragücü taraftarının geldiğini gördüm, bir de hemen önümde kafasını tutan polis memurunu.
Sonrası tam bir felaketti. Gençlik Parkı'na 'püskürtülen' Ankaragüçlüler, 'cephane' toplayarak geri gelmişlerdi. Havada elma büyüklüğünde taşlar uçuşuyordu. İşin tuhafı polisleri hedefleyen bu taşlar stattan henüz çıkmakta olan diğer Ankaragüçlüleri vuruyordu. Taş yağmurunun altında kaldık. Ağlayan kadınlar, kafasını, bacağını tutanlar... Ben taş yağmurundan çantamla korunmaya çalışarak TSYD Lokali'ne sığınabildim. Beş dakika kadar sonra dışarının durumuna tekrar baktığımda hala insanlar ağlıyordu ve polis kameramanları, yan taraftaki Gençlik Spor Genel Müdürlüğü binasına kaçırıyordu. Bir saat sonra lokali terk ederken 'Gecekondu' tarafında stadın dışı çatışma sonrası boş kalmış savaş alanı gibiydi. Her yerde taşlar, demirler, tribünden atılmış kırık sandalyeler... Bu kez gelen bilgiler polisin Ankaragüçlüleri Ulus Meydanı'nda kovaladığı yönündeydi. Bizse canımızı ucuz kurtarmıştık.



Konuşan çok, sorumluluk alan yok
Çıkan olaylar sonrasında dün ajanslara yetkililerin ağzından pek çok açıklama düştü. Hemen hepsi, üzüntülerini dile getiriyor fakat taşın altına elini sokmaktan imtina ediyordu. Kimse yaşananların sorumluluğunu üstlenmiyor, tüm yetkililer sıkışınca topu taca atıyordu. İşte sadece üzüntü belirten demeç trafiğinden seçmeler:
Levent Erdoğan (Beşiktaş Asbaşkanı): Bu olayların olmaması gerekirdi. Bunlara biz sebep olmadık. Maç öncesi gerekli uyarılarda bulunmuştuk. Sanıyorum bu çirkinliklerin önlenmesi açısından emniyet güçleri ve devlet gerekli önlemleri alacaktır.
Cemal Aydın (Ankaragücü Başkanı): Devre arasında yaşanan küçük olaylar dışında temiz bir maç olmuştur. Ama yazılanları okuduğum zaman, kendimi sanki Ankaragücü-Beşiktaş maçını değil de başka bir karşılaşmayı izlemiş gibi hissettim. Ankaragücü olarak en güzel özelliğimiz misafirlerimizi iyi ağırlamaktır.
Levent Kızıl (Bursaspor Başkanı): Olaylarda hiçbir şekilde müdahil olmamamıza rağmen kulübümüzün ismi kasten geçirilmektedir. Ankara Emniyet Müdürümüzün açıklamalarında da belirttiği üzere Bursa'dan hiçbir taraftar Ankara'ya gitmemişken, 'Bursaspor yönetimi taraftarlarına sahip çıkamıyor' gibi söylemler, ucuz ve kendi kulüplerini nasıl yönettiklerini ortaya sunan söylemlerdir. 'Gel' deyince gelen, 'Git' deyince giden bir taraftar grubuna sahip değiliz.
Mehmet Ulusoy (Bursaspor tribün lideri): Olaylar bilinçli olarak Bursasporlu taraftarlara bağlanıyor. Eğer (Ankara'ya) gitmiş olsaydık da bunu söylerdik. Olaylara karışsaydık, yaptığımız işin altına imzamızı atardık.