Bir hafta sonunun anatomisi...

'Şunu çekelim, bunu itelim, bunu atalım' hafta sonunda, evin her çekmecesine girilmiş, her dolabı dizilmiş, her kuytusu silinmiş olmazsa rahat edemeyen cinsten geldiğim için...
Haber: BANU K. YELKOVAN / Arşivi

'Şunu çekelim, bunu itelim, bunu atalım' hafta sonunda, evin her çekmecesine girilmiş, her dolabı dizilmiş, her kuytusu silinmiş olmazsa rahat edemeyen cinsten geldiğim için, bir noktada nicedir bir kutunun içine istiflenmekte olan Radikal yazıları arşivimle karşılaşmam normaldi aslında... Atmak üzere kâğıt ayıklamak, havalara bakarak yapmanız gereken bir iş, gözünüz bir satıra takılıverince kendinizi bir anda üç sene öncesinin gazetelerini okur halde buluyorsunuz ve sonunda sırt ağrısıyla birkaç senenin gözünüzün önünden film şeridi gibi geçme hali kalıyor...
Zaman ne çabuk geçmiş biliyor musunuz bu ülkenin ön sayfalarında; bombalar patlamış, insanlar ölmüş, devlet büyükleri gelmiş, devlet büyükleri gitmiş, bir gündem bir hareket... Oysa spor sayfalarında bir 'anı yakalama' hali... Aynı isimler, aynı olaylar, aynı demeçler, aynı tartışmalar... AYNI... Değişen sadece takımların başındaki teknik direktörler olmuş... Öyle ya da böyle, kaosta istikrarı yakalamışız...
İlhan Cavcav'ın lütfu(!)
Bu sorgulama hafta sonunda, sadece bunu değil, televizyonu gözünü dikerek seyretmekle, göz ucuyla bakmak arasındaki farkı da gördüm. 'Seyredince' parçası oluyorsun, göz ucuyla bakınca aslında mizah programı:

  • Sanki kulüpcek süper transferler yapmışlar, futbolcuları harikalar yaratıyor, onlar da inanılmaz dirayetli bir yönetim göstermişler, teknik direktörleri son dört yıldır aynı isimmiş gibi İlhan Cavcav'ın maçtan sonra, "Hakemler hakkında konuşabilirim ama konuşmuyorum" demesi çok komikti...
  • Bülent Korkmaz'dan çok başka şeyler bekliyordum; 'çarka' girmesi bir yana, 40 yıllık parçası gibi takılmasına fena bozulmuş durumdayım.
  • İtalya'da Sicilya olaylarının üzerinden bir yıl geçmeden yeni olayların patlak vermesi ilginç oldu. "Sadece bizde değil, her yerde oluyor bunlar" ekolünde düğün bayram...
  • Eşya itmek yerine maç seyretmeyi tercih eden fanatiğin tezahüratları arasında Eskişehir (en azından bizim evde) lider ilan edildi... Bir gol farkla ikinciymiş ne gam? "Sergen pres yapıyor..." dedi her şeyi tek başıma yaptığımı fark edip ters ters baktığımda... 'Sergen pres yapıyor' bir acaip geliyor kulağa.
  • Süper ligimizin süper maçları dışında, sadece Tuncaylı 'Boro' maçını radyodan dinler gibi takip ettim televizyondan... Seyrederken fark etmiyorsun da, dinlerken maç yerine sürekli, "Galatasaray'ın yeni teknik direktörü kim? Akşam, Verkaç'ta... Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ne açıkladı? Akşam Verkaç'ta..." anonsları sinir bozuyor... Verkaç kâinatın sırrını çözmüş de akşam açıklayacakmış gibi bir hava doğuyor... Ki tabii yok öyle bişi...
    Her şeye rağmen Beşiktaş maçını büyük bir dikkatle takip ettim... Çarşı'nın tavrının ne olacağını gerçekten merak ediyordum... Kendisinden bekleneni yaptı Beşiktaş tribünleri... "Taraftarlar futbolun bekçileridir; İngiltere'de futbol ofansif oynanıyorsa, bu kadar hızlıysa bunun bile sebebi taraftarlardır" demişti Wenger tamamını merak ediyorsanız FourFourTwo'da okuyabileceğiniz (sanal reklam uygulaması) röportajında... İlk cümlesini Çarşı'ya ithaf ediyorum... Bir kulüp her türlü değerini harcarken, Beşiktaşlı duruşunun ne olduğunu, zaman zaman kendi 'şovları' sahadaki 'şovun' önüne geçse de, dosta düşmana gösteriyor Çarşı... Da birileri neden anlamamazlıktan geliyor, orası meçhul...