Bir spor efsanesi: Müthiş Adanalılar

Adana Büyükşehir Belediyesi, haziran başında bir kampanya başlattı: 'Yüzme bilmeyen çocuk kalmayacak, artık anaların yüreği yanmayacak'. Seyhan ırmağının anaforlarında, barajın ve kanalların akıntısında...
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Adana Büyükşehir Belediyesi, haziran başında bir kampanya başlattı: 'Yüzme bilmeyen çocuk kalmayacak, artık anaların yüreği yanmayacak'. Seyhan ırmağının anaforlarında, barajın ve kanalların akıntısında boğulmak, Adana folklorunun bir parçası. Kanalda boğulmuş bir yakını veya tanıdığı olmayan, yok gibidir. Annelerin masal repertuvarında dehşetli boğulma hikâyeleri ayrı bir fasıldır.
Ama bilmez miyiz ki, mesela dünya yüzme şampiyonu, 'Tarzan' Johnny Weismuller de, azgın Michigan Gölü'nde öğrenmişti yüzmeyi. Adana'dan da nice Weismuller çıkmadı mı zamanında? Kanlı Köprü'nün, Sifonlu Köprü'nün dibinde, ayaklarını makaslayarak debelenenlerden, kafa periskop gibi dışarıda, su yuta yuta, kendini suyun üzerine ata ata çırpınanlardan büyük şampiyonlar çıkmadı mı? Onlardan biri, Behçet Kurtiç, yayımlanmayı bekleyen anılarında o köpekleme usulü şöyle resmediyor: 'Yüzerken sağ elimizi havaya kaldırıp hızla suya vururken 'tak, tak' seslerini çıkardığımızdan, bu stile Adanalılar tokaçlama yüzme derlerdi. Hele bir de yüzerken, dudaklarınızın ucuyla suyu kuvvetlice üfürürken filler gibi 'Currrk!' diye bağırıyorsanız bu, kişinin, kanalda tokaçlama yüzmede usta yüzücü olduğunun kanıtı sayılıyordu.'
'Büyük adam' Gülergin
Gebeş gebeş 'currk'layan bebelerden başarılı sporcular çıkmasında,
özellikle iki kişinin emeği zikredilir. Adana'da 'yöntemli' yüzmeyi ilk öğreten, Galatasaraylı rekortmen yüzücü Halil Dalhan. Ve 'büyük adam', Muharrem Gülergin. 1924 yılında Adana'da demiryolu emekçisi bir aileye doğan Muharrem Gülergin, 1950'lerde onlarca Adana çocuğunu kenar mahallelerin sulama kanallarından toplayıp havuzlara çekmişti. Kardeşi Mecit Gülergin de azgın sulardan sporcu devşirmeye adamıştı kendisini. Hatta kış soğuğunda saatlerce kulaç sallamaktan tüm vücudu kireçlenecek, ölene kadar kambur kalacak, son yıllarını yatalak olarak geçirecekti. Aynı zamanda Türkiye sırtüstü yüzme şampiyonu olan bir yüzücüden bahsediyoruz.
Muharrem Gülergin sadece lider değil, komple bir sporcuydu. Onun hakkında bir belgesel hazırlayan Murat Ayman, 'Türkiye'nin gelmiş, geçmiş ve gelecek en büyük sporcusu' diyor. Abartı diyebilirsiniz ama
abartmaya değer. Can Bartu'nun hem futbol hem basketbolu üst düzeyde icra etmesini saygılı bir hayretle anıyoruz ya... Muharrem Gülergin, sutopu, yüzme, futbol, atletizm, masa tenisi, voleybol ve tenis branşlarında Adana Demirspor adına resmi müsabakalara katılmış ve dereceler almıştı. 1944'ten itibaren 17 yıl boyunca aralıksız Türkiye şampiyonu olan, bu arada 13 yıl boyunca yenilmeyen Adana Demirspor sutopu takımının kaptanıydı. 1954'te Türkiye futbol şampiyonu olan Adana Demirspor'un forvetiydi. Bir futbol maçının devre arasında, takım eksik olduğu için 400 metre koşup Adana birincisi olmuşluğu var. Aktif sporculuğu bıraktıktan sonra da Adana Demirspor'un her şeyiyle alâkadardı. 1976'da, sezon açılışına yetişmek için apar topar bindiği taksinin yaptığı kazada oğlunu kaybeden, sonra ağırlaşan şeker hastalığı yüzünden iki ayağı kesilen bu müstesna insan, 7 Ağustos 1995'te öldü.
Erdal Acet Manş'ı geçmişti
Gülergin'in 'elinden tuttuğu' nice yüzücü var. Mesela, 9 yaşında Adana Havuzu'nda 50 metre birincisi olduğunda alnından öperek 2.5 lira harçlık verdiği Erdal Acet. 1960'larda yüzme dünyamızın yıldızlarından olan Erdal Acet, 1976'da Manş Denizi'ni 9 saat 2 dakikada geçerek, tüm zamanların en iyi derecesini yapacaktı (halen tüm zamanların en iyi 10 derecesinden biridir). 'Acet kardeşler' olayı vardı o yıllarda. 23 Nisan'da kaybettiğimiz Mustafa Acet de, 1958'de Türkiye yüzme yarışmalarında tam yedi branşta Türkiye şampiyonu olmuştu.
1950'lerin sonlarından 1970'lerin ortalarına kadar, Adanalı yüzücüler, havuzda herkese köpük toplattılar. Acet kadeşler ve Behçet Kurtiç'in yanında, Şahin Şentürk, Ayhan Karataş, Engin Ünal, Ünsal Fikirci, Bora Özkök, Fahri Gez, Aytaç Pekkoçak, Tuncay Şenyüz'ü anmalıyız (unuttuklarımızdan özürle). Sadece erkeklerde de değil. Münire Taylan, yüzmede İstanbullu kadınların mutlak egemenliğini 1958'de kırmış, Gülşen Koşkun gibi, yine Manş'ı da geçen Nesrin Olgun Aslan gibi şampiyonlar çıkmıştı Adana'dan.
Murat Ayman, o altın çağda, 'şalvarlı insanların yüzme derecelerini takip edecek kadar bilinçli spor izleyicisi haline geldiğini' vurguluyor. Behçet Kurtiç, şehirde yüzmenin nasıl muazzam bir popülarite kazandığını hatırlıyor. Gerçek spor efsanesi bu; hatırlaması ve tasavvuru heyecan, sona erişi hüzün, unutuluşu kızgınlık veren...