Bunu hiç hak etmemişti....

Bunu hiç hak etmemişti....
Bunu hiç hak etmemişti....
Şölen havasında başlayan Beşiktaş-Galatasaray maçı, konuk ekip 2-1 öndeyken 90+3'te çıkan olaylar sonrası tatil edildi.
Haber: BAĞIŞ ERTEN / Arşivi

Önce taraftar. O nasıl başlangıç, o nasıl son öyle. Başta ‘yok böyle’ diyen bir tribün şovu, sonda ise kaos ve olmadık işler. Oysa şapka çıkartmaya nasıl da hevesliydim. Simsiyah bir Venceremos pankartı asan da, kara ve kızıl bayraklar da, Muse grubunun ‘uprising’ (isyan) şarkısına selam eden ‘They will not control us’ (bizi kontrol edemeyecekler) diyen de, Hırvatça Biliç’e ilanı aşk eyleyen de (zelimo ostariti s tobom Biliç: Seninle yaşlanmak istiyoruz)... Bir de üstüne ‘Her yer Taksim her yer direniş’in tüm repertuarı olunca insan etkileniyor haliyle. Bir çuval inciri berbat edene dek tabii. Gene de bu ahval ve şerait içinden Galatasaray ’ın galibiyetle çıkmasını takdir etmeli. Doğru zamanda doğru maçı kazandı Sarı-Kırmızılılar. Takdir etmek şart.
Maç tam anlamıyla sert, diri, akıl dolu, sıkı ve mücadeleci başladı. Önce 6’da Burak’ın şutunu defans blokladı, ardından 7 dönülürken Beşiktaş etkili geldi, ama top Almeida’ya gelemedi. Asıl pozisyon ise 13’te Hutchinson’un ‘Godzilla’ presiyle kazandığı topun Almeida’nın önüne bomboş düşmesiyle geldi. Atamadı Portekizli. Peşi sıra gelen Burak girmeyen kafasını ‘nazar’ diye düşünen Beşiktaşlılar 18’de haklı çıktılar. Nefis bir atak yaptı Siyah-Beyazlılar. Gole bu kadar güzel mi gidilir? Veli’yle başladı, Gökhan’la hızlandı, Serdar’la ortaya dönüştü, Almeida’yla da gole... Köln Spor Akademisi’nde giriş sorusu olabilecek kadar iyiydi. O golle yetinmeyip Almeida’nın 19’daki şutu da girseydi, taraftar yeni stadın yapımıyla ilgili yürütmeyi durdurma alır, Olimpiyat’a kalıcı olarak yerleşirdi. 33’te Hakan Balta’nın duran toptan gele topa vurduğu kafaya dek oyun olarak karşılık veremedi Cim Bom, ki o da bir atak falan değildi. Ama 40 dönülürken oyundaki hakimiyeti nihayet ele geçirdi konuk ekip. Burak 41’de maçın onlar adına ilk net imkanını buldu. Olmadı. Yenik bir takım için bundan fazlasına ihtiyaçları vardı. Soyunma odasına giderken Fatih Terim’in yüzündeki hırs ve öfke ta Olimpiyat Stadı tribünlerinden bile görünüyordu.
İkinci yarı artık sahne Galatasaray’ındı. Konuk ekip Bruma hamlesiyle bir anda hızlandı. Beşiktaş ise 47’deki kontratakta Gökhan topu kontrol edebilse golle başlayacaktı. Fakat sonrasında hücuma vurguyu iyice arttırdı Cim Bom. Belli ki Terim o meşhur konuşmalarından birini yapmıştı. 52’de Burak atması gereken kaçırdı, ya da doğru deyimle Tolga kurtardı. 59’da ise Serdar’ın hatasını Bruma iyi değerlendirdi ve Drogba’yla gol geldi. Olimpiyat Stadı’nın soğuk yellerini işte ilk o an hissettik. Biliç’im yaptığı Pektemek-Almeida ve Muhammed-Olcay değişiklikleriyle artık sahada yeni bir matematik vardı. Ama bu düğümü çözecek hamle de yine Drogba’dan geldi. Top yapmakta zorlanan Beşiktaş, Veli’nin büyük hatasıyla 72’de sahalarımızın futbol ikonundan golü yedi: 1-2. Bu gol hem tribünleri hem takımı şoke etti. Son dakikada hakemin kararlarına tepki derken ise kayış bir anda koptu. Tribün kavgalı, kırmızı kartlı ve sahaya ineriz’li bitti masal. Adeta meydan muharebesiyle... Şimdi oturup bunu tartışacağız uzun uzun.
NOT: Sayın dört savcım; maç boyunca taraftarı dikkat ve hassasiyetle izledim. Taksim-direniş teması da, memleketin polisine meydan okuma da vardı. Ama altı sene hukuk fakültesinde okudum, onlara isnat edebileceğiniz bir suç bulamadım. Ta ki son dakikaya dek. O noktadan sonra işler karıştı. Şüphesiz kovuşturacak pek çok şey vardır. Ama n’olur ‘Hrant davası’nda bir türlü görünmeyen örgütü burada aramayın. ‘Sahalarımızda görmek istemediğimiz’ hareketlerden ibaretti her şey. Klasik bir kendini bilmezlik örneği...