Büyük Mustafa 'küçük' Gerets'e karşı

Önce geçen haftadan bir hesap: Erciyes-Galatasaray maçının ardından Mustafa Denizli, 5 Şubat tarihli Milliyet'te karşılaşmayı yorumluyor. Yazısının başlığı 'Maçı kaybet..
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Önce geçen haftadan bir hesap: Erciyes-Galatasaray maçının ardından Mustafa Denizli, 5 Şubat tarihli Milliyet'te karşılaşmayı yorumluyor. Yazısının başlığı 'Maçı kaybet.. Büyüklüğünü değil.' Neredeyse her tarafı buzla kaplı bir sahada oynanan oyun nasıl eleştirilebiliyor, bunu anlamak mümkün değil ama geçen hafta spor programları ve gazete sayfaları zaman ve yer doldurmak kabilinden bu işe soyundular. Denizli ise Gerets'in oyuncu tercihleri üzerinden yoruma girişiyor ve Galatasaray'ın bütün derdinin kaybetmemek olduğunu iddia ediyor. Bu mantıkla da Belçikalı teknik adamın Iliç ve Ayhan gibi isimleri oyundan çıkarıp Inamoto'yu sahada tutmasını yadırgıyor. Aslında yanlış bir teşhis, zaten Ayhan Erciyes maçında
oyundan çıkmadı, 90 dakika sahada kaldı.
Ama bence Denizli'nin yazısında asıl tartışılması gereken yer finali. Son noktayı şöyle koyuyor Denizli: "Galatasaray kaybedecekse bir maçı kaybetmeli... Ama kazanmak ve büyük takım felsefesini asla." Kâğıt üzerinde güzel duran, kulağa hoş şeyler çağrıştıran ama öz itibarıyla tamamen hamaset kokan bir yorum. Mustafa Denizli'nin futbol oynadığı zamanki lakabı 'Büyük Mustafa'ydı, gerçi futbolu Galatasaray'da bıraktı ama yıllardır formasını ıslattığı takım da 'Büyük Altay'dı. Dolayısıyla sayın Denizli'nin 'Büyük' sözcüğüne özel bir ilgisi olması doğal.
Hatırlatmayı bir borç bilirim ki, eleştirdiği Erik Gerets Türk futbolunun yerlerde sürüldüğü zamanlarda, Euro 80'in finalinde, Batı Almanya karşısında final oynayan ve 2-1 kaybeden Belçika Milli Takımı'nın sağ bekiydi. Keza 1987-88 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası (şimdiki Şampiyonlar Ligi) Şampiyonu olan PSV Eindhoven'ın da yine sağ beki. Açın bakın dünya futbol literatürüne, kim 'büyük' sözcüğüyle daha çok flört ediyor. Yurtdışında Alemannia Aachen, Pas ve Persepolis gibi takımları çalıştıran, İngiltere'den bir maçta sekiz gol yiyen Türkiye'nin teknik direktörlüğünü yapan ya da Şampiyonlar Ligi tarihinin en kötü performanslarından birini ortaya koyan Fenerbahçe'nin çalıştırıcısı Mustafa Denizli mi, yoksa Erik Gerets mi? Karar sizin...
Yine geçen haftadan bir mesele: Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, bir basın toplantısı düzenledi ve eteğindekileri döktü. Açıklamalarının hangisini eleştirsek vakit kaybı ama beni en çok "Bana inanmadılar, L'Equipe'e inandılar" teşhisi güldürdü. Evet, Fransa Bisiklet Turu gibi bir organizasyonun kurumsallaşmasını sağlayan, yüz yılı aşkın spor gazeteciliğinde hizmet veren, spor tarihinin neredeyse tamamına tanıklık eden bir müesseseye niye inanıyoruz da, size güvenmiyoruz? İşte biz bu kadar nankörüz.
Bizi dünyaya kim rezil etmişti?
Bu arada Ulusoy, kendisinden önceki Levent Bıçakcı yönetimini de topa tuttu ve İsviçre maçı ve sonrasını kastederek 'Bizi dünyaya rezil ettiler' dedi. İyi de 'Kadıköy Meydan Muharebesi'nin müsebbibi olanlar, yani teknik kadro ve oyuncular halihazırda milli formayla yine sahaya çıkıyor ve son Gürcistan maçı dolayısıyla, hiç de uslanmadıklarını göstermiyorlar mı? Madem sizin için bu kadar önemli bir mesele, yolları ayırsaydınız. Yepyeni bir teknik kadro, yepyeni oyuncu seçimleriyle yola devam etseydiniz. Bu nasıl eleştiri, anlamadım doğrusu.
Son olarak Gürcistan maçında rakibine vahşice saldıran Tümer Metin'in haletiruhiyesi nedir, bunu da çok merak ediyorum. Tamam, askerlik sorunu hâlâ çözümlenmemiş olabilir. Ayrıca oynadığı kulübe şaşaalı bir transfer şovuyla gelmiş, lakin kendisine ilk 11'de yer bulamamış da olabilir. Ama bütün bunlar onun kişisel sorunudur ve bu sorunlara bizi, milli forma giydiği bir maçta ortak etmeye hakkı yoktur. Değil mi?..