Çalıma kaçmak, çalımdan kaçmak

Yaz aylarında oğlan çocuklar ne yapar? Birçokları, mümkün mertebe top oynar. Mahallede ya da 'yaz futbol okulu'nda. Futbol okuluna gidenler, top kontrolü, koordinasyon bilgisi vesaire öğrenir. Mahalledekiler ise, nâmütenâhî 'çalıma kaçarlar'. Çalım, karadüzen top oynamanın en şenlikli unsuru, futbolun vahşi doğasının bir parçasıdır.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Yaz aylarında oğlan çocuklar ne yapar? Birçokları, mümkün mertebe top oynar. Mahallede ya da 'yaz futbol okulu'nda. Futbol okuluna gidenler, top kontrolü, koordinasyon bilgisi vesaire öğrenir. Mahalledekiler ise, nâmütenâhî 'çalıma kaçarlar'. Çalım, karadüzen top oynamanın en şenlikli unsuru, futbolun vahşi doğasının bir parçasıdır.
Daha doğrusu, modern futbol çağında öyle sayılıyor. Aslında çalım, futbolun 'medenîleşme' sürecinin bir olgusu idi. Futbolun, bugün 'Amerikan futbolu' da denen 'rugby'den ayrışmasıyla yapılabilir hale geldi ancak çalım. Ondan önce, tekme atmak, rakibi itip kakmak, sarılıp indirmek serbestken, mümkün müydü topu alıp sürüp gitmek? Faul icad olup oyuncuların fiziksel temasına kurallar getirilmesi, şut çekmek ve koşmak gibi kuvvet gösterilerinden başka tür maharetlerin öne çıkmasını sağladı. Top sürme ve çalım becerisi de bunlardan biriydi. Hatta belki başlıcası... Onyıllar boyunca, dünya futbol yıldızları, öncelikle usta çalımcılardı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan, özellikle 1954 Dünya Kupası'ndan sonra modern futbol şekillenmeye başlayıp, fizik kuvvet ve taktik örgütlenme ağırlık kazandıkça, çalım becerisi eski büyüsünü yitirdi. Eski moda, fuzulî, hatta
abes bir sirk numarası gözüyle görülür oldu. Çalımı verimlilik düşürücü bir ilkellik olarak görenlerin başında, elbette Almanlar vardı. Almanya'da küçük yaş kategorilerinde altyapı hocaları, topla fazla oynayan oyuncuya anında "Oynaşma! Ver artık!" diye höykürürler hâlâ.
'Çalım'ın Almancasının (fummeln) anlamları, modern futbol ideolojisinde günah gibi lânetli ve günah gibi cazibeli bir yeri olan bu müessir fiilin nasıl tahayyül edildiğine dair ipuçları veriyor bize. 'Fummeln', Flamanca kökenli bir sözcük. Sözlüklerde, üç anlamı sayılıyor: 1. Elleriyle yoklaya yoklaya bulmaya çalışmak. 2. Bir şeyi zar zor bir yerden bir yere taşımak. 3. Okşamak, elleşmek, oynaşmak. Çalım, böyle bir şey işte; daha doğrusu böyle bir şeyler... Yerine göre, bunların biri veya öteki. Yerine göre, hepsi. Bazen, elleriyle değil de ayaklarıyla tabii, yoklaya yoklaya rakip oyuncuda veya defansta bir gedik aranmak... Bazen, hakikaten, topu döke saça bir yerlere sürüklemek...
Ama üçüncü anlam, hep sabit sanırım: Elleşmek, oynaşmak, okşamak... Çalımın, yapanda da, izleyende de bir şehevî zevk uyandırdığı kesin. Nitekim, dar alanda koparılan bir çalım tufanı, üç oyuncuyu birbirine dolayan bir vücut aldatmacası, ya da rakip savunma hatlarını kapı geçer gibi ekarte eden bir slalom koşusu, en ultra-modern futbol nizamlarında dahi seyirciyi ayağa kaldırıyor, tribünü uğuldatıyor, televizyoncuları tekrar çekimler yayımlamaya sevkediyor. Maradona'nın 1986 Meksika Dünya Kupası'nda İngiltere'ye attığı golün öncesindeki o 60 metrelik slalomun, dünya futbol tarihinin en şâhane on manzarasından biri olarak kalacağı kesin değil mi?
Dar alandan esenliğe çıkmak
Dahası çalımın, modern futbolun yeni evresinde lüzumlu bir iş, hatta zorunlu bir beceri olarak yeniden itibar kazandığını da söyleyebiliriz. Birçok futbol adamı şunu söylüyor: Temponun olağanüstü arttığı ve takımların imara açılan arazide parsel kapatan müteahhitlerin hırsıyla alan daralttığı oyun yapısında, asgarî bir çalım becerisi, şart oluyor. Topu dar alanlardan esenliğe çıkartmak için, sahaya yerleşim düzeni ve pas mekikleri her zaman yeterli olmayabiliyor ve o karambolde adam geçerek açığa çıkabilen oyuncular özel bir değer kazanıyor.
Bu carî işlemler için, 'çalım' yerine modern bir ifade kullanılıyor biliyorsunuz: Adam eksiltmek. İşlevsel ve araçsal bir tanım bu. Hareketin kendi estetiğini değil, satranç benzeri bir diziliş ve karşılıklı hamleler müsabakasında taşıdığı stratejik değerini gözetiyor. Zaten 'adam eksiltmek', ancak eksilen rakip ve boşalan alanın behemahal muayyen bir iş için değerlendirilmesi durumunda değer kazanıyor. Adam eksiltenin, adam eksiltmiş olmanın zevkiyle eriyip gevşememesi, adam eksilttikten hemen sonra atacağı şutu veya vereceği pası hesaplamış olması bekleniyor; zaten
adam eksiltme ameliyesi de ancak o şut veya pas uğruna meşru sayılıyor! Oysa çalım, biliyorsunuz, sahanın neresinde ve ne için yapılıyor olursa olsun, kendi başına değerlidir.
Memleketimiz, geleneksel olarak, 'çalıma kaçan' bir futbol kültürüne sahip. Zaten 'kültürcü' futbol yorumlarında, çalım, bir Akdeniz ve Latin 'olayı' olarak konumlandırılıyor. Fakat son yıllarda Türkiye futbolu bu bakımdan da modernleşti. Rakibini göbeğinden topu geçirmeye çalışan ya da (Okan Koç gibi) karşısına bir rakip almadan topla yola koyulamayan oyunculara tribünler tepki gösteriyor. 'Çalım'dan, 'adam eksiltme'ye geçiş diyebiliriz buna... Memleket futbolundaki ilerlemede bu geçişin özel bir yeri var: Dar alanda hızla adam eksiltebilen (ve ortaya çıkan kısa zaman ve alan boşluğunu olumlu biçimde değerlendirebilen) 'yere yakın' adamlar, Eurosport yorumcularının sempatiyle izlediği 'The Turks'un alâmet-i farikâlarından biri değil mi?