Cim-Bom 9'uncu kez

Galatasaray, İstanbul'daki ilk maçta 3-0 yendiği CSKA Sofya'yı deplasmanda da 3-0 yenerek dokuzuncu kez Şampiyonlar Ligi'ne katılmaya hak kazandı.
Haber: AHMET ÇAKIR / Arşivi

İstanbul'da Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yaklaşık 66 bin seyircinin oluşturduğu muhteşem tablodan sonra Galatasaray'ın, CSKA karşısında Sofya'da altı, yedi bin kişilik topluluğun gürültü patırtısından etkilenmesi söz konusu dahi olamazdı. Sahaya gök mavisi mi, buz beyazı mı olduğuna karar verilemeyen, ama kolaylıkla 'bu Galatasaray forması değil', denilebilen bir formayla çıkan Sarı-Kırmızılı ekip, ne kadar deneyimli bir Avrupa takımı olduğunu karşılaşmanın başlamasından çok kısa süre sonrasında gösterdi. Gerçi 7, 9 ve 12. dakikalarda rakibin gol denemeleri olmadı değil, ancak bunlar Cim Bom'u korkutacak kalitede girişimler de sayılmazdı.
İlk on dakika geçtiğinde Galatasaray, öncelikle rakibinin ne yapacağını merak eder bir oyun sergiledi. Onun için hemen atak yapmak yerine temkinli oynamayı seçti Sarı-Kırmızılı takım. 14'te Galatasaray ilk şutunu Hasan Şaş'la attı. Bunun ardından yağmurun kayganlaştırdığı zeminden de yararlanmayak isteyen evsahibi ekip CSKA Sofya'nın hızını, sahaya alışan Galatasaray iyice kesti.
Bu arada Ergün Penbe ve Batista gibi iyi oynayan iki adamın yanında birşey yapmıyormuş gibi gözüken yeni transfer Tamas ve tecrübeli golcü Hakan Şükür de oyuna ağırlıklarını koydu. Genç Tamas belki oyuna ağırlığını koyamadı ama İstanbul'daki ilk maçta sonradan oyuna giren ve rakibin en etkili adamı olarak gösterilen Lima'yı oyundan düşürdü. Hakan Şükür de, tek başına savunmada üç adamı meşgul ederek, bu anlamda eski parlak günlerinden örnekler getirdi.
Taktik tıkır tıkır işledi
Aslında teknik direktör Fatih Terim'in bu karşılaşma için hazırladığı taktik, ilk 45 dakikada kusursuz işledi. Karşılaşmanın ilk yarım saati dolarken artık sıra Galatasaray'ın golü bulmasına gelmişti. Hakan Şükür'ün yarattığı endirekt vuruşta Cesar Prates'in müthiş şutu, kalecinin müdahalesine rağmen filelerle buluştu. CSKA'nın zaten varolmayan umutlarını tümüyle yok etti. Ama bundan sonrası sanki daha tehlikeliymiş gibi göründü. Çünkü artık kupaya veda eden CSKA düpedüz Galatasaray'ı 'dövmeye' yöneldi. Neyse ki, İtalyan hakem buna seyirci kalmadı kartlarını çıkararak sakatlıkları önledi.
Bu maçın ilginç yanlarından biri de Terim'in dörtlü savunmanın önünde Batista ve Tamas'la çift ön liberoya yer vermesiydi. Gerçi Tamas, Lima'yla ilgili görevi nedeniyle oyunda fazla görünmedi ama Batista'nın mücadeleciliği ve onun futbol oynama becerisi, gelecek maçlar için iyi bir denge oluşturabilir. Ayrıca Ergün'ün de serbest oynaması, bu oyuncunun verimini artırdı; Galatasaray topa daha çok sahip olup oyunu denetim altında tutmayı bildi.
Emre'den sonra Sabri
İkinci yarıda da oyunun değişmesi mümkün değildi. Çünkü iki takım arasındaki çok ciddi kalite farkı, artık tümüyle ortaya çıkmıştı. Ancak Galatasaray adına beklenen güzelliklerden biri, bu yarıda ortaya çıktı. 54. dakikada gelişen atakta genç Sabri'nin attığı müthiş gol, belki de bu karşılaşmanın en önemli yönüydü. Emre Belözoğlu'ndan sonra kesintiye uğramış gibi görünen özkaynak düzeninden oyuncu gelmesi, Sabri ile en parlak temsilcisini buldu. Üstelik Sarı-Kırmızılılar onun müthiş çalışkanlığı sayesinde sağ kanatta yaşadığı arızalardan da kurtulmuş göründü. Bu arada 47'de Ergün'ün orta sahada verdiği pasla, rakip takımın maç boyunca en önemli gol pozisyonunu yaratması da karşılaşmanın ilginç yanlarından biriydi.
Bu maçı kazanmak, Galatasaray'ın zaten kendi Avrupa serüvenine karşı bir borcuydu. Ancak Mondragon'un göz tırmalayan formsuzluğu ve 59'da yok yere gördüğü sarı kart ile 68'de de Batista'nın yine olmayacak biçimde aynı işi yapması Sarı-Kırmızılı takım adına yaşanan tatsızlıklardı. Umudunu tamamen yitiren ve oyun disiplininden kopan CSKA Sof ya karşısında Arif Erdem'i, hızlı hücumlar için oyuna süren Terim'in bu hamlesi de, semeresini çabuk verdi. Gelişen bir Sarı-Kırmızılı takım kontratağında ver kaç sonrasında topla buluşan tecrübeli Arif, topu iki hamlede de olsa CSKA Sofya takımının ağlarına göndererek, skoru Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanan ilk karşılaşmanın tabelasına çevirdi.
Sonuçta Sarı-Kırmızılı takım zaten gediklisi olduğu Şampiyonlar Ligi'ne 9. kez ve oldukça fiyakalı biçimde merhaba derken, takımın ve camianın da moralini yükseltiyordu.