Çimmek, yüzmek, köpük toplamak

26 Haziran Salı günkü Milliyet'te, Gaziantep'te şöhretli Alleben Deresi kıyısında, beline kemerle can simidi niyetine pet şişeler sıkıştırmış sabilerin fotoğrafı vardı.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

26 Haziran Salı günkü Milliyet'te, Gaziantep'te şöhretli Alleben Deresi kıyısında, beline kemerle can simidi niyetine pet şişeler sıkıştırmış sabilerin fotoğrafı vardı. Gerçi Antepliler, Ülkü Tamer ustanın kulağı çınlasın, 'cüttepik' dedikleri köpekleme stille vaziyeti idare etmeye alışıktırlar ama neme lazım.
Daha eski, kara bir haber: 2005 Eylülü'nde, 11. GAP Şenlikleri'nde Atatürk Barajı Gölü'nde düzenlenen triatlon müsabakasının yüzme etabında, yarışmacılar arasında panik çıkmış, tövbeler olsun, biri milli yüzücü iki gencecik insan boğularak can vermişti. Peşinden, katılan sporcular arasında yüzme bilmeyenlerin bulunduğu iddiaları ileri sürülmüştü!
Evet, sadece denizle değil, suyla şaka olmaz. Lakin, -aslında sadece Türkiye'de değil, tüm Akdeniz havzasında-, yüzme bilmeyenlerin oranının yüksekliği de, suyla ilişkimizi müşkülleştiriyor doğrusu. (Alleben'deki pet şişelerden evvel, ulusal icadımız, bir deniz vasıtası olarak 'şambrel'dir.) Süleyman Demirel, Yalova'daki yazlığında takım elbiseli, kravatlı oturmasına takılan gazetecilere 'Ben girersem deniz taşar' demişti.
Siyasi amfibiklerimiz
Gerçi hırs içinde denize açılıp gözden kaybolan Deniz Baykal gibi, 'ada vapuru' lakaplı Esat Kıratlıoğlu gibi, karnını içeri çekip şişinen Kürşad Tüzmen gibi, siyaset âlemimizin amfibik şahsiyetlerinin de halkı yüzmekten soğuttuğunu düşünmek için sebeplerimiz yok değil.
'Yurdum insanı', bir Eski Romalı bilgeliğiyle, yüzmekten çok suda eğleşmeye yatkındır. Çimmektir esas olan, yüzmek değil. Ayağın yere basabileceği 'çırpınma havuzu' ölçeği makbuldür. Erkek milleti, yağlı güreş el-ensesini andıran hareketlerle köpüklü anaforlar yaratan coşkun bir dalışın ardından, durgun suda yayılan mandalar gibi kendini koyverir. Havuzlar da birçoklarınca hamam/sauna sefasının serin versiyonu olarak 'deneyimlenmektedir'. Merdiven başlarında tünenir, kulvar iplerinde nadir deniz mahlukları gibi asılı durulur.
1972 Olimpiyatları'nın kahramanı, Türkiye'de televizyonun neşrettiği ilk spor yıldızlarından biri olan Mark Spitz, çocuklar ve ergenler arasında bir yüzme merakı hasıl etmişti. O günden beri gitgide azmanlaşan medyanın spor kataloğunda, yüzmenin en arkalarda yer aldığı kesin. Zaten utanılacak kadar düşük olan sporcu sayımız içinde, yüzücüler nadir deniz mahluklarından bile azlar. 1999'da Hürriyet'te Yavuz Harani'nin bir röportajında, dönemin Yüzme Federasyonu Başkanı Haluk Toygarlı'nın söyledikleri, hep tesisten yakınılan bir ülke için trajikomik değil mi? 'Yeterli tesis var ama havuzları dolduracak sayıda yüzücümüz yok'. Son istatistiklere göre Türkiye'de faal yüzücü sayısı 9 bin 557, bunlardan 'sporcu kartlı' olanlar sadece 1557. Federasyon yetkilileri mukayese için İsveç'i örnek veriyor: 9 milyonluk ülkede 30 bin yüzücü.
Böyle olunca, yüzme tabiriyle, 'köpük topluyoruz' tabii. Spor camiasının bütün mikro birimlerindeki gibi, iç çekişmeler, mevcut potansiyeli de hırpalıyor. Özellikle (yine!) Fenerbahçe-Galatasaray arasında, milli takıma kimin alınıp kimin alınmadığına, falan şampiyonanın neden o değil de bu havuzda düzenlendiğine dair didişmelere kulak verince, insanın tek kulaç atası gelmez. Ayrıca, 1990'dan sonra ödül çıtasının çok yükseltilmiş olmasının şevk kırıcı etkisinden, haşin ithamlarla küstürülen değerli sporculardan söz ediliyor.
İlginç bir rekor
Fenerbahçe yüzme takımının Ukraynalı üstat antrenörü Olexandr Yaremenko, kulüp sitesinde yer alan söyleşisinde, Türkiye'deki yüzme ortamının eksiklikleri hakkında önemli tespitlerde bulunuyor. 'Basitten zora' ilkesine uyulmadığını, küçük yaşlarda lüzumsuz zorlayıcı antrenmanlar yaptırılırken 17-18 yaşlarında eğitim sisteminin idmanları hakkıyla yürütmeye imkân tanımadığını, uzun süreli kamplar yapılamadığını, etkin bir rekabet ve ödül sisteminin kurulmadığını söylüyor: "Türkiye'deki yarışmaların düzeyi maalesef düşük. Çok yavaş ve genellikle büyük gecikmelerle geçiyor. Örneğin geçen seneki Ankara yarışlarında bir rekor kırıldı. Ama bu maalesef yavaşlık rekoru! Bir günde akşam yarışlarında sadece 18 müsabaka yapıldı ve bu tam beş saat sürdü."
2005 yılında federasyon başkanlığına gelen Sema Küçüksöz, yüzmeyi anaokul aşamasından itibaren okullara sokma planından söz etmişti. Şehirli orta sınıf ebeveynler arasında 'Çocuğum yüzme öğrensin' hevesinin yaygınlaştığı bir zamanda, bir tutamak olabilirdi bu. Aydın Karakuzu başkanlığındaki yeni federasyon da ümit verici vaatlerde bulunuyor. Bakalım; Can Yücel dizesiyle, 'kulaç attıkça mavi' olsun önleri.