Çocuktan al eleştiriyi!

Çocuktan al eleştiriyi!
Çocuktan al eleştiriyi!
Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı, 'Futbol Köyleri' ziyaretinde 'Geleceğin yıldızları'nın şaka yollu eleştirileriyle muhatap oldu.
Haber: BANU YELKOVAN - banu.yelkovan@radikal.com.tr / Arşivi

İSTANBUL - Yine Riva’dayım. Bu defa TFF-Ülker Futbol Köyleri’nden seçilen 41 minik sporcuyu izlemek için. Milli Takım Tesisleri’ne vardığımızda çocuklar maç halindeler. Hepsi 11-12 yaş aralığındalar belki ama (uzaktan) baktığınız zaman abilerinden hiçbir farkları yok. U15 Milli Takım antrenörlerinin yönetiminde eğitim alıyorlar. Şanslı olduklarının (herhalde) farkındalar.
Kenardan onları izleyenler arasında Pazarlamadan Sorumlu TFF Yönetim Kurulu Üyesi Serhat Soysal, Milli Takımlar Teknik Sorumlusu Abdullah Avcı, TFF Futbol Gelişim Direktörü Tolunay Kafkas, Yıldız Holding Kurumsal İletişim Genel Müdürü Zuhal Şeker de var. Henüz federasyonla ya da sponsorla ilişki kurmanın önemini anlayacak yaşta değiller; gözleri milli takım hocalarından başkasını görmüyor. Abdullah Avcı’ya telefonla ulaşmanın mümkün olmadığı günlerde onu bulmanın yolu yine altyapılardan geçiyor.
Maç bitiminde Abdullah ve Tolunay Hoca’nın yanına geliyor çocuklar. O kadar küçükler ki yüzlerinde maç yorgunluğunun izi bile yok. Bütün gün sokakta top tepip, anneleri çağırınca “Ama anneee.. Tam maç yapıyorduk!” diye sızlanma yaşındalar.
Önce Abdullah Hoca kısa bir konuşma yapıyor. Çocuklara futbolun yanı sıra sosyal anlamda kendilerini geliştirmenin, kitap okumanın öneminden bahsediyor: Onlara takıma, kadroya giremeyecekleri dönemler olacağını ancak kendilerini geliştirmeye devam etmeleri gerektiğini öğütlüyor. Sabreden ve çok çalışanın sonunda mutlaka kazanacağını ama sabrın da lazım olduğunu söylüyor. Örnek kendinden: Hiç milli takıma seçilemediğini ama bunun hayallerine ulaşmasına engel olmadığını anlatıyor. Abdullah Hoca’nın yüzünde daha birkaç gün öncesinin gerginliğinden eser yok. Çocuklarla doğal bir iletişimi var, güler yüzle konuşuyor.
Sıra çocukların sorularında: “Teknik soru sormayın” diye şakalaşıyor onlarla. Ama ilk soru daha da zor yerden: “Hocam neden hiç milli takıma seçilemediniz, o kadar kötü mü oynuyordunuz?” Hoca önce kahkahayla gülüyor, sonra “Zamanımızda bir tek genç milli takım vardı ve sadece Bulgaristan ve Romanya’yla maç oynardık. Şimdi 14-20 yaş arası her kategori var. Senede en az 15 maç var. Sizin hedefiniz de 1.5 sene sonraki bölge seçmeleri olmalı” diye detaylandırıyor. “Hırs önemli ama kendinizi geliştirmek için kullanırsanız” diyor.

Emre: Gel köfte benden
Bu kamp esnasında diş kontrolü de olacağını öğrenen bir çocuk hafif panikle karışık, “Benim iki dişim kırık” itirafında bulunuyor durup dururken. Dişini elektrik direğine çarparak kırmış. Abdullah Hoca, “Siz de mi elektrik direğini kale yapıyorsunuz?” diye soruyor. Bir yanı direk, diğer yanı taş kalelerde futbol oynayarak ve taş tarafına atılan goller hep geçti-geçmedi tartışması yaratığı için sürekli direk hedeflenerek oynanan mahalle maçlarından bahsediyor. Ama yok, günümüz çocukları artık sokakta maç yapmıyorlar. Direğe maçta değil, dikkatsizce koşarken çarpılmış. Zaten çocukların hepsi şimdiden birer takımın bünyesinde.
Adıyamanlı Emre damardan giriyor: “Öğretmenim milli takımda oynamak için ne yapmak lazım?” Kendisine en yakın U14 değil bahsettiği, direkt A Milli olmak istiyor. Soru sürpriz, cevap değil: “Çok çalışacaksın”. “Tamam öğretmenim Adıyaman’a gelirsen ara, sana köfte ısmarlarım”. Özgüven konusunda doğal bir yetenek.
Hocanın futboldan kazandığı ilk parayla ne yaptığını merak eden var, yarım yevmiyesiyle eve tatlı aldığını söylüyor. Sonra soruyu tersine çeviriyor: “Sen ne yapacaksın?” “Annemi hacca göndereceğim öğretmenim. Beni antrenmana hep o götürüyor. Babam başının çaresine baksın.”
Devir değişmiş, çocukların hepsi ailelerinin kendilerine çok destek olduğunu söylüyor. Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin dedesi en büyük destekçisi. Anneler genelde getir-götür işlerine bakıyormuş. Ama bazı şeyler hâlâ aynı: Okul ve eğitim öncelikli. Tolunay Hoca, “O konuda çalışmalarımız var” diye müjdeliyor. Proje konusunda hiçbir eksiğimiz olmadığını, onları uygulamakta sorunlar yaşadığımızı söylüyor.

Avcı: Selçuk oynayacak
Çocukların soruları sertleşmeye başlıyor: “Öğretmenim Selçuk’u neden oynatmadın? Selçuk’u oynatsan daha iyi olmaz mıydı? Öğretmenim en çok hangi takımı seviyorsun? Gruptan çıkma oranımız yüzde kaç? Milli takımın en iyi oyuncusu kim?”. Belki sorularda fark yok ama Abdullah Avcı’nın tavrı bambaşka: Hepsini gülerek karşılıyor; Selçuk’un ilerdeki maçlarda oynayacağını, bütün takımları aynı sevdiğini, gruptan çıkma oranımızın önceden hesaplanamayacağını ama ellerinden geleni yapacaklarını, milli takıma yükselmiş bütün oyuncuların çok iyi oyuncular olduklarını, mevkileri farklı olduğu için karşılaştırılamayacaklarını anlatıyor. Çocuklar sıraya girip tişörtlerini imzalatıyorlar. Kaleci dertli: Formam yeni, imzalatamam. Arkadaşı eldivenlerini imzalat diyor: “Onlar profesyonel eldiven akıllım, daha kaç sene lazım bana”. Gerçekten de imza almıyor, hocanın elini sıkıp gidiyor.
Milli Takım hocaları gitmeden ayaküstü sohbet etme fırsatı buluyoruz. “Hocam sorular aynı ama sizin tavrınız ne kadar farklı” diyorum. Abdullah Avcı rahatsızlığının sorular değil, yaklaşım olduğunu anlatıyor: “Neden bir türlü saha içinden konuşamıyoruz?” diye soruyor. O sırada hemen arkamızda yeniden başlayan maçta gol yedikten sonra dönüp kendi kalecisine bağıran minik defans oyuncuları da benim dikkatimi çekiyor. Bu ülkede her meslekte yukardan aşağı birbirini tekrar eden birtakım yanlış kalıplar var. Bunları bir gün kıracağımıza dair inançsa ancak altyapılarda söylediklerinizi, öğrettiklerinizi can kulağıyla dinleyen o pırıl pırıl yüzlü çocukların yüzüne bakınca geliyor.

3650 çocuk eğitim aldı
Türkiye Futbol Federasyonu ve Ülker işbirliğiyle ilk olarak 2007 yılında gerçekleştirilen Futbol Köyleri Projesi’nde şu ana kadar 3650 çocuk ileri seviye futbol eğitimi aldı. Proje; farklı illerden gelen çocukları futbol çatısı altında birleştirerek, sosyal-kültürel-kişisel gelişimlerine katkı sağlamayı ve yaşamlarındaki mutlu anları arttırmayı hedefliyor. Aynı ikilinin “Çocuklar İçin Futbol Programı” ise 2007’den bu yana 220 binin üzerinde çocuğu buluşturdu.