Deplasmanlarda neden ışıksız?

Deplasmanlarda neden ışıksız?
Deplasmanlarda neden ışıksız?

Fotoğraf: EMRE OKTAY

Fenerbahçe, bu sezon ligde 8 deplasmandan bir galibiyet çıkardı. Aynı takım Avrupa'da dış sahada '5'te 4' yaptı. Peki sebep nedir?
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

İSTANBUL - Önceki gün Galatasaray derbisinden 2-1’lik mağlubiyetle ayrılan Fenerbahçe bu sezon edindiği deplasmanda kazanamama ‘geleneğini’ sürdürdü. Şu ana kadar ligde 8 kez rakiplerine konuk olan Sarı-Lacivertliler yalnızca ligimizin yeni ekibi Akhisar Belediye’yi 2-1 mağlup ederken, 5 maçtan eşitlikle, Kasımpaşa ve Galatasaray karşılaşmalarından ise yenilgiyle evine döndü. Bu tablo Aykut Kocaman’ın göreve başladığı günden beri en karamsar rakamlara sahip. Zira 2010-2011 sezonu olan Fenerbahçe’deki teknik direktörlük başlangıcında Kocaman’ın kadrosu ilk yarıda oynadığı 8 deplasman maçında 3 galibiyet, 1 beraberlik, 4 yenilgi performansını haizdi. İkinci yarıda deplasmanda yakalanan ‘9’da 9’luk seri ise liderliği ve şampiyonluğu getirmişti. Geçen sezon da ilk yarıda 9 maçta deplasmana çıkan Kanarya’nın tablosu şöyleydi: 4 galibiyet, 3 beraberlik, 2 mağlubiyet.
Sarı-Lacivertliler Avrupa’da ise deplasmanda kazanıyor. Şampiyonlar Ligi önelemesinde Spartak Moskova’ya 2-1 yenilen Fenerbahçe, daha sonra çıktığı Vaslui, Mönchengladbach, AEL ve Marsilya maçlarını kazandı. Peki bu farkın sebebi nedir?

Gökçe: Mücadele noksan
Milliyet Gazetesi Spor Yazarı Attila Gökçe’ye göre ‘mücadeleci oyuncu’ eksikliği ilk etken: “Bu takım içinde güvensizlik, dayanışma noksanlığı var. Futbolcuların genel karakteri ne olursa olsun büyük savaşçı bulunmuyor Fenerbahçe’de. Mesela Gökhan Gönül Avrupa çapında bir oyuncu. Ama hiç onun güçlü bir sol açıkla düelloya girip kazandığını gördünüz mü? Hasan Ali de öyle. Cristian, Mehmet Topal, Raul Meireles de keza. Deplasmanlarda da ev sahibinin seyirci baskısına dayanamıyorlar.”

Mehmet Demirkol: Gidenlerin iyisi gelmedi
Avrupa’da vizyon farkının kazanmalarına sebep olduğunu belirten Gökçe, lider oyuncu eksikliğine de değiniyor: “Avrupa’da kazanmalarının sebebi yabancı oyuncuların o arenada kalmak istemeleri. Bu Türklere de sirayet ediyor. Oranın motivasyonu ayrı. Aykut Kocaman’ın da orada kazanmaya ihtiyacı var. Kocaman, Alex varken de Fenerbahçe’yi dönüştürmek, değiştirmek istiyordu. Bu yoldaki şifrelerini 10 km koşmak, bol pas yapmak şeklinde açıklıyordu. Ama bunları yapabilse bile yeterli olmuyor. Çünkü oyun lideri yok. Herkesi etrafında toplayan, oyuncuların ayağına baktığı isim yok. Beşiktaş örneğinde Manuel Fernandes var mesela. Böyle isim Fenerbahçe’de yok.”
Burada Fenerbahçe’nin oyun sisteminin payı ne kadar? Milliyet Gazetesi Spor Yazarı Mehmet Demirkol’a göre rakiplerin oyunu etkiliyor: “ Türkiye ’de Fenerbahçe’nin oynamaya çalıştığı denge oyunu, rakiplerin Fenerbahçe’nin stoperlerine yaptığı baskı sebebiyle ya da Fenerbahçe’nin stoperlerini orta sahaya çıkardığı zaman işe yaramıyor. Kontrollü oynanan Avrupa’da Fenerbahçe stoperleri baskı yemiyor. Kısa toplarla çıkarken de Türkiye’deki gibi hata yapmıyorlar. Avrupa’daki Marsilya, AEL ve Vaslui maçları kaybedilebilirdi. Sadece B. Mönchengladbach mücadelesi galibiyete yakın seyretti. İstatistik çok şey anlatır ama maç maç bakarsan farklı şeyler görürsün.”

Dizdar: Oynayana oynuyor
Demirkol da Sarı-Lacivertlilerin futbolcu kalitesine değiniyor: “Fenerbahçe, Alex ve Emre Belözoğlu’nun daha iyilerine ihtiyaç duyarken, Selçuk Şahin’in daha iyilerini transfer etti. Topu ileriye taşımak için isimlerden daha iyilerine ihtiyaçları var.”
Fanatik Gazetesi Yazarı Cem Dizdar da Avrupa’daki ‘oynama’ kültürünün Fenerbahçe’ye yaradığı, Türkiye’deki ‘oynatmama’ kültürünün ise dezavantajı olduğu görüşünde: “Takım müdafaası kavramının başaşağı edildiği bir ligimiz var. Takım müdafaası, hücum etmenin olmazsa olmaz koşulu ancak bizde her ne olursa olsun ‘rakibi bozma’ üzerine kurulu arkaik bir anlayış hâkim. O nedenle Fenerbahçe gibi top yapmaya çalışan ancak ciddi bir ‘hücum hızı’ sorunu olan takımlar bu ligde zorlanıyor. Çünkü, düşük frekanslı oynayıp daha çok da ‘tesadüfi gol pozisyonları’ arayan rakipleri hücum etmeme pahasına maç boyunca onları bozmayı hedefliyor. Ana fikir; topla oynayıp maçı zenginleştirerek kazanmaya çalışmak yerine, düşük hız ve güçlü bedensel temaslarla zaman çalarak iyice ‘fukaralaştırılan oyun’dan kapabileceğini kapmak... Avrupalılar ise planlarını ‘kazanma fikri’ üzerine kurguladıklarından ‘hızı düşük’ diye eleştirilen Fenerbahçe burada oyuncu performanslarını maksimize edebildi.”
Son maçta da bunun görüldüğünü aktarıyor Dizdar: “Fenerbahçe’nin bu ‘hız açmazı’nı iyi analiz eden Terim, tempo düşürüp Fenerbahçe’nin hızını iyice kıstı ve handiyse pozisyon vermeden maçı bitirdi.”