Dersler her yerde de, alan yok...

'Bir basın toplantısına girdim, anlata anlata haftalardır bitiremedim, ya Bağış gibi röportaj yapsaydım, hayatımın sonuna kadar onu mu anlatacaktım acaba?'...
Haber: BANU K. YELKOVAN / Arşivi

'Bir basın toplantısına girdim, anlata anlata haftalardır bitiremedim, ya Bağış gibi röportaj yapsaydım, hayatımın sonuna kadar onu mu anlatacaktım acaba?' Michel Platini'ye, o meşhur toplantıda sorulan en enteresan sorulardan biriydi, "UEFA kriterleri ne zaman gerçekten hayata geçecek?" sorusu... Önce "Anlamadım..." dedi UEFA Başkanı, sonra "Hangi kriterler?" diye detay istedi... "UEFA Kriterleri..." diye daha yüksek sesle tekrar etti sorusunu gazeteci arkadaş... Hani anneler eve getirdiğiniz yabancı misafirlerle, yeteri kadar yüksek sesle ve tane tane konuştuklarında söylediklerinin anlaşılacağını zannederler ya, o hesap... "Çok kriter var bizde... Bildiğim kadarıyla hepsi de yürürlükte..." diye yanıtladı Platini soruyu... Neden sonra 'club licensing' prosedüründen bahsedildiği ortaya çıktı da, o işin federasyonların denetiminde yürüdüğünü hatırlatmak suretiyle, belki soran kişinin istediği şekilde olmasa da, cevaplandırdı soruyu.
Fransa'da işler çok bürokratik yürür, bir şekilde 'hallediliverdiği' de görülmez pek... Bu yüzden herkes kuzu kuzu bekler uzun kuyruklarda, sesini çıkarmadan, kaynak yapmadan... Postanede de, bankada da, cafede de... Çünkü o işin başka türlü yapılabilirliği yoktur... Her şeyin 'halledilebildiği' bir ülke için "Kriterler ne zaman yürürlüğe girecek?" sorusu normaldir belki ama kriterlerin çıktığı anda 'zaten' yürürlüğe girdiği bir ülkeden gelen birinin şaşkınlığı da anormal karşılanmamalıdır yani.
Devenin neresi doğru ki?
Devenin neresinin doğru olduğu topraklarda, işleri toparlamaya nereden başlayacağımızı bilmiyoruz, toparlamak istiyor muyuz o da belli değil... Bir günah keçisinin bulunup kurban edilmesiyle içlerin rahatladığı, bir kurtarıcının çıkıp her şeyi halledivereceğinin zannedildiği, o da olmazsa insanların kendilerine yeterli süre verildiği takdirde zaten her şeyi unuttuğu yerde yaşıyoruz. Sorunlara çözümümüz eylem değil, çene... Kim daha çok ve hiddetli konuşursa, o haklı...
Oysa o çok öykündüğümüz büyük liglerde değil, bize çok pulsuz payetsiz gelen Fransa Ligi'nde bile orta yerde duruyor dersler, almak isteyene... Orada kulüpler senede iki kereden az olmamak üzere mali kontrolden geçiyorlar. Kontroller federasyon ya da lig birliği tarafından değil, bağımsız bir denetleme şirketi tarafından yapılıyor. Giderleri, gelirlerden çok olan cumburlop alt liglere düşüyor... Bütçeyi denkleştirmek için kasaya açıktan para koymak yasak; koyan değil müteahhit Ahmet Efendi, Monaco Prensi Albert bile olsa... Fransa'da transfer sezonunda eksi bakiye veren kulüp yok. Yıldızları çıkarmak, satın almaktan daha enteresan geliyor 'endüstriyel futbola Fransız' Fransızlara... Fransa'da her şehirde bir kulüp var. Zamanında amatör sporları destekleme misyonundaki belediyeler, verdikleri para kırka bölünmesin diye kulüpleri tek bir çatı altında toplanmaya teşvik etmişler çünkü. Kulüp sahibi 'belediye' yok, adama 'Transfer yapacağına, amatör saha yapsana' derler çünkü... Fransa Ligi'nde o haftanın maçlarını kimin kazanacağı önceden belli değil. 'Büyüklerden' Marsilya ve PSG'nin düşme hattı civarlarındaki ikametleri kimseyi galeyana getirmiyor, son üç sezonda en 'az' futbolcu devirdaimini yapan kulüp Nancy'nin üst sıralarda oluşu kimseyi şaşırtmıyor, Bordeaux'da maç günü, maç olduğunu bilmemek ayıp sayılmıyor... Fransa'da bizim kadar futbol bilen de konuşan da yok, çünkü onlar futbol konuşacaklarına gidip belediyenin çim sahasında futbol oynuyor...
Almasını isteyene dersler her yerde ama herkes verip kimse almadığı için bir türlü ilerleyemiyoruz herhalde...