Dillerde hep o tezahürat: Vur, kır, parçala...

"Futbol, fena halde hayata benzer." Serdar Akar'ın hem oyunun, hem de Türkiye'nin dinamiklerinin değiştiğine dair ince mesajlarla donattığı filminden, geride kalan en çarpıcı repliklerden biri buydu.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

İSTANBUL - "Futbol, fena halde hayata benzer." Serdar Akar'ın hem oyunun, hem de Türkiye'nin dinamiklerinin değiştiğine dair ince mesajlarla donattığı filminden, geride kalan en çarpıcı repliklerden biri buydu. Türkiye hoşgörü ülkesi, Türkiye medeniyetler beşiği, Türkiye kültürler mozaiği. Ama aynı Türkiye, bir linç ülkesi de. İlk dönem edebiyatında 'Vurun Kahpeye' gibi bir klasik bulunan bu coğrafya, insanlık tarihinde uygarlığın adımları ilerledikçe, nedense ilk çağlara yönelik özlemlerini artırıyor. Bu özlemleri de en basitinden tek bir kelimeyle özetlemek mümkün: 'Linç'.
Bu kültür, kendince gerekli gördüğü yerde yok etme refleksini üretiyor. Nerede mi? Sivas Madımak Oteli'nde onlarca aydınını yakarken, Trabzon'da TAYAD'lı gençlerine saldırırken ya da İstanbul İsmailağa Camii'nde bir meczuba 'tepki' verirken... Bu kültür, son olarak bir aydını yok etti. Nihayetinde bağlı bulunduğu dünya görüşü adına sokağa çıkan ve bir tür 'seçilmiş' mantığıyla davranan katil, çok uzun süredir linç eylemlerinin hedefi haline getirilen Hrant Dink'in hayatına kıydı.
Futbolun hayata benzerliğine gelince, malum biz 'öteki'den hoşlanmıyoruz. Fenerbahçeli Galatasaraylıdan, Galatasaraylı Beşiktaşlıdan, Beşiktaşlı Trabzonsporludan, herkes öbür herkesten hoşlanmıyor. 'Resmi' yazışmalarda, toplumsal sınavlarda 'Dostluktur, kardeşliktir, barıştır' önermeleriyle sunulan futbol, uzun süredir bu ülkede şiddetin belki de en önemli var olma alanlarından biri. Yakın geçmişte eşit sayıda seyirciyle izlenen maçlardan, 'Endüstriyelliğin mantığı budur' önermesiyle vazgeçilince ve tribünlerdeki çoğunluk ev sahiplerine verilince, işin rengi değişti.
Artık ne yönetici, ne spor yazarı, ne de taraftar 'rakip' sözcüğünü ağzına almak istemiyor. Bu oyunu herkes kendi başına oynamak istiyor. Rakibi gördüğünde de, 'saygı' sözcüğünü değil, 'yok etmeyi' hatırlıyor. Hatta öyle bir hatırlama ki bu, rakip olmadığında da tribünler kendi içinde şiddet oyunu oynamaya başlıyor. Taraftar grupları kendi içinde kapışmayı, ya da rakipsizlikten bir tür 'idman maçı' yapmayı yeğliyorlar. Bazen iş o denli abartılıyor ki, somut örnek vermek gerekirse 21 Kasım 2004'te İnönü'de oynanan Beşiktaş-Çaykur Rizespor maçının devre arasında 16 yaşındaki Cihat Aktaş, hayatında ilk kez bir maçı yerinde izlemenin bedelini, hayatını kaybederek ödeyebiliyor. Ne yazık ki genç futbolseveri öldüren, Fatih Sözüer adlı bir başka taraftardı.
Dayakla kurtulursanız ne âlâ
Linç kültürü ve şiddet her zaman öldürmüyor elbette ki. Çoğu kez 'dayakla' yetiniyor. Dayak kültüründen de bazen taraftarlar, bazen oyuncular, bazen menajerler, bazen de futbolcular payını alıyor. Misal mi? Milli kaleci Rüştü'yü, kendi taraftarlarınca saldırıya uğruyor. Ogün Temizkanoğlu, Trabzonspor formasını giydiği dönemlerde, Bordo-Mavili taraftarlarca, bir cenaze töreni sonrası sille tokat dövülüyor Aynı taraftar grubu, bir başka futbolcu Abdullah Ercan'ı, çocukları hasta olduğu 'gerekçesiyle' dövmekten vazgeçiyor. Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Türkiye'nin Belçika'ya 3-1 yenildiği maç sonrası Amigo Orhan'ın 'kafa darbesi'ne maruz kalıyor. Çok uzak değil, geçen sezon Diyarbakırspor-Konyaspor maçında ev sahibi takımın yöneticisi, rakip takım oyuncusu Bebbe'ye attığı gol sonrası sevindiği gerekçesiyle saldırıyor, maç sonunda da Kırmızı-Yeşilli taraftarlar sahaya girerek futbolculara haddini (!) bildiriyor. Bu arada ironik bir başlık, geçen ocak ayında Federasyon Başkanlığı için aday olduğunu açıklayan Haluk Ulusoy, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in açıklamalarının ardından kendisiyle yapılan bir söyleşide "Linç ediliyorum" ifadesini kullanıyor.
'Öteki'ne yürüme hakkı yok
Futbola ilişkin en ilginç linç girişimi ise geçen yıl yaşandı: Bursa'da Gey, Lezbiyen, Travesti ve Transseksüel (GLBT) hak ve özgürlüğünü savunmak ve geliştirmek için kurulmuş olan Gökkuşağı Derneği, Bursa Valiliği'nce 'ahlaka aykırı' bulundu. Dernek de 6 Ağustos 2006'da bir protesto yürüyüşü yapmaya karar verdi. Lakin saat 15.00'te yürüyüşün yapılacağı güzergâhta bekleyen Bursasporlu taraftar grubu, "Burası Bursa buradan çıkış yok, bir avuç i... dua edin polise" sloganları atarak gerginlik çıkardı. Polis de, 'güvenlik' gerekcesiyle yürüyüşe izin vermedi.
Futbolda şiddet ve onun türevi olan linç bitmiyor, bitecek gibi de görünmüyor. Aydın olmak, 'öteki' olmak kadar futbolu sevmek de zor ve işin ucunda bazen dayak, bazen de ölüm var...