Doğum gününde Amok kosusu

Haftanın özeti, 'Tezkereyi bırak, doğum gününe bak' biçiminde gerçekleşirken, barıştan yana kararın coşkusuna, Siyah Beyazlılar'ın tribünleri mest eden dalya kutlamaları da eşlik etti.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Haftanın özeti, 'Tezkereyi bırak, doğum gününe bak' biçiminde gerçekleşirken, barıştan yana kararın coşkusuna, Siyah Beyazlılar'ın tribünleri mest eden dalya kutlamaları da eşlik etti. Güneydoğu Asya'da biraz da Hasan Sabbah'ın 'haşhaşileri'ni anımsatır biçimde, kuvvetlice haplandıktan sonra içindeki adam öldürme tutkusunu yenemeyerek çılgınca koşan elemanlar için 'Amok koşucusu' tabiri kullanılır. İnönü Stadı'nda pazar gecesinin, bilhassa ilk 45 dakikasındaki futbol, işte biraz 'Amok koşucuları'nın cirit attığı panayır yerine benziyordu. Kartallar'ın patronu Lucescu da futbol adına tuhaflıkların yaşandığı bu dakikaları 'ilk yarı biraz delilik gibiydi' diye yorumlamak ihtiyacını hissetti.
45 dakikaya, ikisi kendi kalelerine olmak üzere, sığdırılan 7 gol için daha aklı başında tarifname bulmak gerçekten zordu. Yani halı saha turnuvası düzenlense bu kadar matrak goller peşpeşe sıralanabilirdi ancak. Bırakın kalecileri, bekler, stoperler, orta alancıların alayı rakip oyuncu topa nasıl vuracak diye gevşek gözlemlerle çimlerin üstünde dolandı durdu. Meşin yuvarlak da hemen her vuruşta gol oldu. İlk sayı skorboarda tıklanırken, ilk dakikadan henüz çıkılmıştı. Bizim tribünden, aslına bakılırsa değil kimin attığı, gol olup olmadığını bile anında görmek zordu. Hoparlörler sayının sahibini '26 numaraaa... Mansııız... İlhaaan' olarak anons etti. Tahkikat sonucu, Tolga'nın emanet ortasında Nouma'yı bloke etmeye çalışan Cumhur Bozacı'nın Bora'yı da dağıtarak, topu kendi kalesine attığı ortaya çıkıyordu. Önceki haftaların başarılı eldiveni genç Göztepe kalecisi, sinir sistemini yerine oturtamadan bu kez burnunun dibine kadar sokulan Dobrovski'nin dokunmatik sayısı geliyordu. Ard arta buyur edilen goller sonucunda tabela eşitliğe ulaşırken, Siyah Beyazlılar'da hafta içinde ziyadesiyle yaşadıkları 'Slaviafobi' yeniden peydah oluyordu. Derken yeniden iki farkla rahatlama ve ertesinde Cordoba'nın sanki karşılaşmaya heyecan getirmek için yediği gollerden üçüncüsü de sığıyordu bu ilk çılgınca devreye.
İkinci yarının hemen başında bulunan üç sayının ardından doğum günü kutlamasında şenlik doruğa erişiyordu. Sonlara doğru futbol yeniden çığırından çıkma ve skorboard birkaç kez daha değişme tehlikesi yaşadıysa da parti toplam 10 mumla son buluyordu. Rumen hoca, ilk onbiriyle de kulübesiyle de daha saat dolmadan üç oyuncu değişiklik hakkını kullanmasıyla da 'riziko' almaktan hüküm giydi. Oysa Lucescu'nun takımı geleceğe yayma planlarında bu tür, tribünlere terso gelebilecek, yeniden yapılandırmalara sık sık rastlanılır. Beşiktaş'ın önünde, koşulmamışı da ele alındığında, daha 13 etaplık lig maratonunun yanı sıra Türkiye ve UEFA kupalarının zorlu sınavları var. Rumen filozof, tümüyle birbirine denk 22 kişi bulamasa bile en azından yüzde 75 randımanla çalışabilecek 18 kramponu mayısa kadar sarkacak heyecanlı maceralarda aktif rol almaya hazırlıyor.
Göztepe'nin ayakta kalma savaşı
Zago'nun kenarda oturmasını yadırgamıştım ama hızlı değişikliklerin ardından Lucescu'nun, evinde nispeten yumuşak sayılabilecek bir rakip-ne var ki Gözgöz gerçekten çok çetin bir ceviz çıkarken, maç boyunca
oyundan düşmeyip sürekli gol aradı-karşısında elindeki efektiflerin piyasadaki gerçek değerlerini ölçmeyi planladığı ortaya çıktı. Neticede, savunma Zago ya da Ronaldo, orta alan hem Sergen hem Tümer hem de Tayfur'suzluğa alışmak zorundaysa bunun behemehal tatbikata konulması gerekirdi. Pazar gecesi operasyon gerçekleştirildi zaten.
Hafta sonu maratonun en keskin virajı koşulacak. İçeriden girip kıvrılanlar rahatlarken, dışarı savrulanlar hayli mesafe kaybedecek. Son düzlüğe daha çok var ama çekiştiğin rakiplerle kapıştığın maçlar, puanı pişpirik kıvamına getirdiğinden aritmetiği daha fazla süsleyecek, tıpkı Galatasaray-Fenerbahçe'nin İstanbul, Ankaragücü-Gençlerbirliği'nin Ankara derbileri ile Trabzon-Beşiktaş hesaplaşması gibi. Tepedeki kuartetten Devler Ligi vizesi almaya en yakın forma İstanbullu Siyah-Beyazlılar gözüküyor. Kırmızı hatta dokuz ekip birden burnundan soluyor. Kocaeli, her ne kadar hasılat fakiri görünse de geçmiş sezonlardaki benzer badireleri atlatması hafızalardan silinmiş değil. Kupadaki çeyrek final kıvılcımlarından ilki bu akşam yine Ali Sami Yen'de, yine Malatya ile yine Galatasaray arasında çakacak. 21 şubatta otobüs yolculuğuyla başladıkları yolculuğu noktaladıkları İstanbul'da iki haftadır kamp yapan Malatya, arada bir de Kadıköy'e uğradıktan sonra yeniden Mecidiyeköy'ün bildik atmosferine dönecek.
'İyi ki doğdun Beşiktaş, nice yıllara Türk futbolu' temennisiyle...



Helal sana Ziya hoca
Malatya'nın Şükrü Saracoğlu sınavından 2-0 yenik ayrıldığı maçın hakemi Bülent Demirlek, Doğu'nun Sarı Kırmızılıları'ndan Muharrem'i 35, Tolga'yı 76'da ikinci sarıdan oyundan attı. Arnavut Duro ise bitime 5 dakika kalan doğrudan gördüğü kırmızı sonucunda ihraç edildi. İlk ikisi gereksiz faulleri sonucunda takımı eksiltmenin sorumsuzluğunu yaşarken, Duro'nun tekmesi değil kırmızı kart, iki sene içerde yattıracak kadar
ağır cezalık bir saldırıydı. Maçtan sonra dalında kuruyan Kayısılar'ın teknik patronu Ziya Doğan, üç oyuncusunu atarak daha maçın ilk yarım saatinde takımını eksilten Demirlek'e çatmak şöyle dursun, tam aksine 'Hakem, kararlarının tümünde haklıydı' diyerek ayak topu camiasında fazla görülmeyen bir dürüstlüğe imza attı. Helal olsun Ziya hocaya. Diğerlerine de ibret olsun. Tıpkı Kocaeli maçında Hüseyin'in etkisiz hareketi sonrasında, şarapnelle vurulmuş gibi yere yapışarak dakikalarca çimde debelenen Galatasaraylı Bülent gibi. Büyük kaptan, hiç yakışmadı bu sana, hiç...


Emre, Okan ve Hasan
Biliyorum, 'biz bu filmi görmüştük' diyeceksiniz. Tıpkı Emre ve Okan gibi Hasan da kulübünün kasasına tek sent girmesine fırsat bırakmadan çalılıklar arasında kaybolup soluğu Çizme'de ya da Kadıköy'de alacağa benzer. Ufaklıklar, Inter'e transfer olacakları sezonun ikinci yarısında, bazılarınca 'Galatasaray'ı arkadan vurmak', dahası 'takımı şampiyonluktan etmek'le suçlanmıştı. Fatih Terim'in, benzer senaryoyu gerçekleştirme hevesindeki Hasan'ı, hemşehriliğe filan aldırış etmeden gözden çıkarması da tartışma konusu. Geyikler arasında 'Madem gidecek, oynatmazsın abicim. Men dakka dukka'nın yanı sıra 'Hasan gibi kıvrak bir topçu hiç kadro dışı bırakılır mı ya' da hayli revaçta. Mesele Hasan değil, ondan sonra hangi genç ve yetenekli kramponun veda bile etmeden Florya'dan ayrılacağı...