Fener bu turda 'sürpriz'siz

Öğleden sonrasını küçük, pamuk lifleri misali karın esir aldığı ama bütün şehri örtecek gücü bulamadığı bir güne 'endüstriyel futbol' hamlesiyle başladı İstanbul...
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Öğleden sonrasını küçük, pamuk lifleri misali karın esir aldığı ama bütün şehri örtecek gücü bulamadığı bir güne 'endüstriyel futbol' hamlesiyle başladı İstanbul... Kentin üç büyük takımından biri, diğer ikisini izlemiş ve halka açılma kararı almıştı. Televizyon ekranlarında başkan Aziz Yıldırım'ın daha az sahne aldığı ikinci başkan Nihat Özdemir'in ise ekonomi bilgisini konuşturduğu bu 'müjdeli' haberli günün sonunda takım da futbol mücadelesine soyunuyordu.
Gayet soğuk bir gecede kağıt üzerinde pek de seyir zevki vaad etmeyen bir karşılaşmada basın tribününde yer almanın nasıl bir gerekçesi olabilir ki. Uzak geçmişte Lüleburgaz, yakın geçmişte de Pendikspor facialarına tanık olmuş futbol dünyamızda içinden Türkiye Kupası geçen Fenerbahçe maçları doğrusu her zaman ilgiyi hak ediyor.
Dün Sabah gazetesinin spor sayfalarını süsleyen nostaljik bir fotoğraf vardı. Sarı-Lacivertliler Türkiye Kupası'nı en son Branko Stankoviç zamanında kucaklamışlar. Christoph Daum bu sezon sırf kupaya uzanan bir takımın teknik direktörü olarak bile tarihteki yerini alabilir. Dolayısıyla bu kupaya Alman çalıştırıcının Lucescu ve Terim'den daha fazla ihtiyacı var. Nitekim sahaya sürdüğü onbir Van Hooijdonk hariç asıl kadroydu.
Asıl kadro sahadaydı
Öylesine 'asıl'dı ki kendisini bir lig mücadelesinde sandı ve oyunu sahasında kabul eden rakibi önünde bir türlü organize olamadı. Son derece sıkıcı bir havada başlayan maçın ilk 20 dakikasında heyecan verici unsurlar küçük detaylardaydı. Rebrov'un üst direkte patlayan şutu, Yusuf'un, Rebrov'a atılan bacak arasının rövanşını üç dakika sonra alması gibi... Bir hava topu mücadelesinde sakatlanan Tuncay'ın yerine oyuna giren Petkov, uzun isimli misafir takımın amatörce yaptığı defans hatasını değerlendirdi ve skoru 1-0'a taşıdı. İlk 45 dakikanın geride kalan bölümünde yine sıkıcı anlar vardı. Serbest atışlarda bile acemice davranan Sarı-Lacivertliler devrenin sonuna doğru Ali Güneş, Aurelio ve Serhat'la üç pozisyon buldu ama tıpkı rakipleri gibi amatörce davranmayı yeğledi.
Maçta ikinci perde golle açıldı. 48'de Aurelio'nun defansa çarpıp yön değiştirerek ağları bulan vuruşu, oynanan oyunun mücadele sözcüğünden iyice uzaklaşması anlamına geliyordu. Kalan 42 dakikada Sarı-Lacivertlilerin doldur-boşaltı ve bir Aurelio imzalı golü daha vardı. Dünkü maç herkes için (futbolcular, seyirci, basın) sanki gereksiz bir 90 dakikaydı. Bu tür mücadeleleri zevkli kılan şov kabiliyetleri yüksek
oyuncuların ön plana çıkmasıdır. Dün sahada bu görevi üstlenebilecek tek bir isim vardı; Yusuf Şimşek...
Ama o da tembel bir günündeydi.
Sonuçta Fenerbahçe kendi kupa tarihi boyunca sıkça flört ettiği 'sürp-riz' sözcüğünden en azından bu turda uzak turdu. Sarı-Lacivertliler başka bir deyişle ilk 'ekonomik' sınavından başarıyla ayrılmış oldu.