Forma aşkı dediğin...

Eskiden futbolcular böyle değildi. Ama eskiden futbol da böyle değildi!
"Koydular önüme 1500 lirayı, 'bir de araba' dediler, ama 'yok abi' dedim, 'ben buradan başka yerde ne yaşayabilirim ne top oynayabilirim".
Haber: KIVANÇ KOÇAK / Arşivi

Eskiden futbolcular böyle değildi. Ama eskiden futbol da böyle değildi!
"Koydular önüme 1500 lirayı, 'bir de araba' dediler, ama 'yok abi' dedim, 'ben buradan başka yerde ne yaşayabilirim ne top oynayabilirim".
Hakan Dilek'in Radikal Futbol'da yazdığı, eski futbolcuları anlattığı 'siyah-beyaz yıllar' yazılarında, ki sonra kitap haline de getirdi bunları, hemen her zaman rastladığımız sözler mealen böyle. Zaten takım aşkı, forma aşkı denen şeylerin bir zamanlar gerçekten varolduğuna dair elimizde geriye bir tek bunlar var; 'eski zaman' futbolcularının anlattıkları. Zira artık böyle 'duygusal yaklaşımlar' ancak ve ancak 'sözde' kalıyor: Takımla imza yeni atılmışken, henüz kontrattaki mürekkep kurumamışken söyleniveriyor, 'burası benim yuvam, çocukluktan beri tutuyorum zaten' lafları. Sonra işler de biraz iyi giderse; mesela bir şampiyonluk, bir kupa, taraftarlar adını şarkılaştırmaya başlamışsa, 'asla ayrılmayı düşünmüyorum' teraneleri. Hele bir de ezeli rakibi hedef alıp, 'orada asla oynamam' denmişse...
Derken bir gün her şey değişiyor, işler öyle böyle değil, kötü gitmeye başlıyor. Takım, yönetim, takımın medyası, taraftar, mali durum... Dile bir türlü gelmeyen çok net aslında; o takımda oynamak arzusu, hevesi kalmıyor adamın. Gitmek istiyor, gitmek. Zira 'forma aşkı' karın doyurmadığı gibi belki daha da önemlisi heves de vermiyor artık, ki en kötüsü bu değil midir; hevesi kaybetmek!
Eski zamanlardan gelen tüm o forma aşkı efsanelerinin altını kazıyınca, tam da bunu bulacağız sanki; o renklere inanmak, o renk formayı giyerek bir şeyler yapabileceğine dair sürekli bir heves içinde olmak. Ama olmuyor işte, heves bitiyor; artık, 'yeni zamanlarda' daha da çabuk. Daha da çabuk çünkü artık başarı demek her şey demek. Eskiden de önemliydi kuşkusuz, ama artık başka türlü önemli sürekli kazanmak, sürekli başarılı olmak; endüstrinin çarklarının dönmesi, dönebilmesi için! Lafı uzatmayalım, işte öyle...
Çark böyle dönüyor
Bu bir düzenekse, tıpkı kulüpler gibi, bir diğer ayrılmaz parçası da futbolcu elbet. Dışarıda kalmasını nasıl isteyebiliriz, nasıl bekleyebiliriz? Ve unutulmasın, endüstri, vakti zamanında Cem Yılmaz'ın oynadığı bir reklamda eliyle 'para' işareti yaparak dediği gibi 'tamamen duygusal' bir ortamdır.
Hiç hakkınız yokken, futbolcuyu belki de 'duygusal' bir seçim yaptığı için, takımı sattığı için suçlayabilirsiniz, 'hain' diyebilirsiniz, ama kulüp de endüstrinin parçası olduğunu gösterme konusunda altta kalmaz elbette. Eski oyuncusunun formasını getirene yeni formaları yarı yarıya ucuza 'satar'. Çark böyle döner. Ve işin görünmeyen yanı şudur: Bir yandan 'forma aşkı', 'bizi sattın' diye bas bas bağırırken, bir yandan da eski oyuncularının formalarını oraya götürenler, bunu isteyenler de aslında satmaktadırlar formalarını. Ve bir soru gelir akla: Hani topçular gelip geçer formalar kalırdı? Evet, eskiden futbolcular böyle değildi. Ama eskiden futbol da böyle değildi...