Fransa'da doğdu, edepsiz oldu

Kovulduktan sonra, tribünün isteğiyle yeniden eski kulübüne eller üstünde getirilen ilk yabancı futbolcu. 'Fransa'da doğdu, Beşiktaşlı oldu' (hem de ne olmak) sloganıyla göklere çıkarıldıktan sonra ardından 'Pascal'ı satanı biz de satarız' pankartlarıyla kulübün tehdidinde başrol oynayan ilk krampon.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Kovulduktan sonra, tribünün isteğiyle yeniden eski kulübüne eller üstünde getirilen ilk yabancı futbolcu. 'Fransa'da doğdu, Beşiktaşlı oldu' (hem de ne olmak) sloganıyla göklere çıkarıldıktan sonra ardından 'Pascal'ı satanı biz de satarız' pankartlarıyla kulübün tehdidinde başrol oynayan ilk krampon. Saymakla bitmeyecek zengin sabıka kaydında rakibe tokat atmak, gazeteci dövmek, rakibe tükürmek, kafa atmak hatta hakeme bile tükürüp tribüne taş fırlatmak gibisinden her türlü suça eğilimli tek forma. Evet sahaların hırçın delikanlısı Pascal Nouma, bu kez Çarşı'ya arkasına döndükten sonra elini dirseğine kadar sokup hareket yaparak tribünlerin önünde resmi geçit yapmakla, edepsizce de olsa yine futbolun gündeminin tepesine oturmayı becerdi. Zaten her numarayı kaptığında sportif başarısıyla değil zaptiyelik hadiseleriyle manşetlik oluyordu.
Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu'nun ünlü 44. maddeyi işletmesi durumunda Fransız'ın 'üç aylık ceza'yla ait olduğumuz sezona Fransız olması ihtimali ortaya çıkıyor. Edebe aykırı davranışların cezalandırılması konularına hükmeden bu madde şöyle: 'Futbol müsabakasından önce, müsabaka sırasında veya müsabakadan sonra görevli hakemlere, teşkilat mensuplarına. Sporculara, yöneticilere, seyircilere kaba, müstehzi ve küçük düşürücü söz sarf eden veya bu hareketlerde bulunanlar, üç aya kadar müsabakalardan men cezası ile cezalandırılır'.
Burada Pascal'ı ilgilendiren bölüm 'seyircilere yönelik kaba, müstehzi ve küçük düşürücü hareket'te bulunmak. Öte yandan yayıncı kuruluşun ekran külhanbeyinin 'Ulan tombala çekiyor... Birinci çinko, ikinci çinko... Elini attı torbaya...' diye eylemi yererken, kendisini daha biçimsiz duruma düşürdüğü yorum ise her hafta olduğu gibi mecburiyetten seyredilen bir başka çevre kirliliği. Neyse, Nouma'nın eli ve şortu arasındaki münasebetsiz davranış 'boş ver olup bitmiş işte' meselesinden çok daha ötelerde, kendisini yücelten tribünlere bile yapılan küstahlık. Bu yüzden 44. maddenin kapsamındaki seyirciye yönelik 'kabalık, müstehzi ve küçük düşürücü hareket'in daniskasını yaptığından ceza gelmesine şaşırmamak gerekir.
Nouma'nın bu yaptığı terbiyesizlik ne ilk oldu, ne de son olacak. Delikanlının kesimi böyle. Tribünlerden 'Pascal bizi diskoya götür' haykırışları, onun agresif yapısını, içinde yatan 'insanlığa karşı öfke'yi daha da gübreleyip azmasına yol açıyor. Pazar akşamı mutedil Fenerbahçe'ye 8. dakikada neredeyse atmasına izin verildiği iddia edilen ilk golden sonra Teksas'tan başlayıp numaralı tribünün önüne kadar eli şortunun dibinde, yüzünde histerik bir ifadeyle tur atmasına, sırtını döndüğü tribünler acaba bu kez nasıl tepki gösterirdi.
'Zavallı çocuk, belki de sıkışmış, çişi gelmiştir' diye mi düşüneceklerdi. Hep bir ağızdan 'Pascal bizi helaya götür' diye naralanacaklarına inanmak zor. Küçük Nouma uğruna üç ay gibi büyük bir cezayı göze alan Pascal'ın, hiç de birlikte boy göstermemesine rağmen merhum Turgut Özal'ın hayat anlayışına çok benzer bir yapısı var. Rahmetli de başı sıkıştığında 'Siz onu Küçük Turgut'a anlatın' diye etrafını dehşete düşürecek yüksek düzeyli sevimli şakalar yapmasıyla tarihe geçmişti. Basın, Nouma'nın davranış bozukluğunun iyiden iyiye ayyuka çıktığı konusunda görüş birliğine varmış görünümde.
Fransa'da parlamayan yıldız
6 Ocak 1972'de Epinay-Sur-Seine'de ilk kez 'ınga' diyen eleman henüz 14 yaşındayken Paris Saint Germain formasıyla tanıştı. Sırasıyla Caen, Lille, Strasbourg, Lens ve Marsilya'da devam eden futbol yaşamında sürekli başını derde soktu. Varoşların çocuğu, özellikle ırkçılık söz konusu olduğunda önlenilemez bir tepkiyle havada, karada, sahada her yerde karşı tarafa pervasızca saldırdı. Hem de haklı ya da haksız olduğunu hiç mi hiç düşünmeden. Bu yüzden, sık sık geleceğin starı olarak gösterilmesine rağmen Fransa'da yıldızı hiç parlamadı. O da tekrar tekrar çiçeğinin açmasına uygun bulduğu Beşiktaş iskelesine demir atmaya başladı.
Kara Kartal'dan maç başına 30 bin Euro gibi Avrupa'da bile hayli yüksek sayılan döviz alan Pascal'ın davranışları delikanlılık olarak değerlendirildiği sürece bu hakaretlere katlanmak zorunda olduğumuzu sanmıyorum. Bunların dışında ayrıca 'homoseksüel değilim ama istenirse olabilirim' gibisinden cinsel tercihlerinde serbest bırakarak Nouma'dan tribün terörüne hizmet etmekten artık vazgeçmesini bekliyoruz. Ayrıca işin içine artık tenasül kebabı katmak gibisinden ortaya çıkan fazla mesailere de yine canavarı yaratan tribünlerin dikkatini çekeriz.



Pascal'ın seyir defteri
Fransız futbolcu, ilk Beşiktaş serüveni sırasında, o zamanki antrenörü Nevio Scala ile aralarında geçen 'telefon atma' olayını Milliyet'te 10 eylül 2001'de yapılan bir söyleşide satırbaşlarıyla şöyle anlatıyor:
"– Peki telefon meselesi?
– Bir değil, iki telefon attım Scala'nın kafasına. Cezalıydım. Son idmandan sonra takımı kampa aldı. Oynamayacağım
için eve gitmek istedim. İzin vermedi. Önce sırtımdaki çantayı yere fırlattım. Sonra Türk hatlı telefonu, ona doğru attım. Iskaladım. Ardından Fransız hatlıyı yolladım, onu da ıskaladım. Aslında isabetli olmadığı için sevindim. Zaten baba-oğul arasında böyle şeyler olur.
– Ayrıca Ahmet Dursun ile çok dedikodunuz çıktı.
– Ahmet çok 'güzel' bir erkek. Evet onu, çok beğenirdim. Çünkü kullandığı parfüm beni çok etkilerdi. Ellerine krem sürerdi, giyimi beni çekerdi, saç stiline bayılırdım. Onunla gerçekten güzel bir 'arkadaş'
ilişkimiz vardı. Bazen basın önünde bilerek birbirimize yakınlaşırdık, yani rol yapardık."