Futbol: Ba'de harabül Bosna

1940'larda Yugoslavya milli takımında kaptanlık yapan Meho Brozoviç, geçtiğimiz ekimde 89 yaşında vefatından kısa süre önce, 'yaşayan en yaşlı Bosnalı futbolcu' sıfatıyla UEFA'nın resmi internet sitesinde yayımlanan bir röportajda demiş ki:
Haber: TANIL BORA / Arşivi

1940'larda Yugoslavya milli takımında kaptanlık yapan Meho Brozoviç, geçtiğimiz ekimde 89 yaşında vefatından kısa süre önce, 'yaşayan en yaşlı Bosnalı futbolcu' sıfatıyla UEFA'nın resmi internet sitesinde yayımlanan bir röportajda demiş ki: "20. yüzyılın ilk yarısı boyunca ülkemiz üç savaşla alt-üst oldu. Ama futbol her zaman bu dehşeti aşmak için bize yardım eden bir heyecan kaynağıydı." 21. yüzyıla da savaşla, çatışmayla girdi Bosna. 11 yıl geride kalan savaş ve kırım, ardında büyük bir hüzün ve yoksulluk bıraktı. Ama manen hamarat bir ülke burası! Ve kuşatmanın ortasında Saraybosna'da keman resitali düzenlemekten, edebiyatla uğraşmaktan geri kalmayan bir direniş kültürü ortaya koyan Bosnalıların canına futbol da can katıyor. Son olarak, cumartesi gecesi Türkiye karşısında aldıkları galibiyete mesela, nasıl sevindiler! Üstelik, 2008 Avrupa Şampiyonası finallerine kalma umutları da güçlendi.
Tek sorun federasyon
Bosna futbolunun, eski Yugoslavya ekolünde iyi kötü bir yeri vardı. FK Sarayevo, Zeljeznicar Yugoslavya şampiyonluğuna erişmişlerdi. Vahid Halilodziç, Saffet Susiç gibi Avrupa çapında yıldız futbolcular çıktı buradan.
Şimdi, bitap düşmüş ülkede, bu geleneği canlandırmaya çalışıyorlar. En büyük ayak bağı: Federasyon! Futbol geçmişi olmayan siyaset esnafının etno-dinsel kontenjanlara göre mevkilerini paylaştığı Bosna-Hersek Futbol Federasyonu, futbolseverlerin, taraftarların ve futbolcuların nefret nesnesi. Bu konunun yanı sıra Bosna-Hersek Liginin sosyolojisine dair ayrıntıları, FourFourTwo dergisinin son sayısında Özgür Dirim Özkan'ın tatlı röportajında okuyabilirsiniz. Velhasıl, cumartesi gecesi Türkiye'yi
3-2 alt eden Bosna-Hersek Milli Takımı'nın, ülke futbolunun potansiyelini kamilen temsil etmekten uzak olduğunu unutmamak lâzım.
1992'de kurulan bu Federasyon, ilk milli maçını ancak 1997'de örgütleyebildi. Bu arada Bosna'yla doğum veya aile bağı olan birçok profesyonel, tercihini Sırbistan-Karadağ veya Hırvatistan'dan yana yapmıştı. Asıl 'büyük balığı', Avusturya'da çıkan 'Ballesterer' dergisinin Mayıs 2006 sayısından öğrendim: Zlatan İbrahimoviç, İsveç liginde yeni parlamaktayken, Bosna-Hersek Federasyonu'yla bağlantı kurup kendisiyle ilgilenmelerini istemiş. Yetkililer, "Bosna'da bunun gibi iki-üç otobüs dolusu futbolcu var!" demişler! Küçücük fakir ülkede 2002'de 22 takımla lig oynatmış bu federasyon, herkesin gönlünü yapmak için (şimdi 16'ya indi). Akçalı isnatlar da hiç eksik olmuyor.
Özgür Dirim Özkan'ın da belirttiği gibi, Bosnalı futbolseverlerin
ilâhı olan Sergey Barbarez, 2005 şubatı'nda Der Spiegel'de yayımlanan mülakatında, federasyona isyanını dile getirmişti. (Mostar doğumlu Barbarez, büyükbabası ve babasının da futbol oynadığı Velez Mostar kulübünde yetişti, 1991'den beri oynadığı Bundesliga'da, 2001'de gol kralı oldu.) "Teknik direktör dışında, geçmişinde futbolla meşgul olmuş kimse yok. Başkandan temizlikçi kadına kadar hepsinin değişmesi gerek" diyordu şimdi Leverkusen'de oynayan golcü. "Biz futbolcular, yaşanan din savaşının yol açtığı acıların farkında olan, sağduyulu insanlarız. Federasyondakiler ise halen eski yollardan gitmek istiyorlar" diyordu. Bu açıklamadan sonra milli takımı bırakan Barbarez, Elvir Boliç ve koca Salihamidziç'in ardından 2006 Kasımı'nda da 13 milli oyuncu federasyonu istifaya davet etmiş, yoksa takımı boykot edeceklerini açıklamıştı. Onlardan mesela Bochum'lu Misimoviç cumartesi gecesi Asım Ferhatoviç stadına çıktı ama mesela Schalke'li Bayramoviç, yoktu. Federasyon öylece 'duruyor' ve hoşnutsuzluk sürüyor.
İki renkli sima
Bosna-Türkiye maçından önce, Türkiye'nin ilk yabancı gol kralı
olan Tarık Hociç'le söyleşiler yayımlandı gazetelerimizde. Maçı izlemeye onun yanı sıra yıllarca Türkiye'de oynayan Elvir Boliç, Cevad Şekerbegoviç, Sead Çelebiç de gelmiş. Eh, Baliç'i, Mirsad Kovaçeviç'i, Nejat Biyediç'i de hep biliyoruz.
Memleket futbolunun renkli simalarıydılar. Ben, iki unutulmuş Boşnak'ı anayım, 70'lerin Galatasaray'ından; tam olarak 1978/79. Yusuf Hatuniç: 'Geldi geliyor', 'büyük yıldız' diye hevesle beklenen libero nihayet vasıl olduğunda, beli dönmüyor, şuradan şuraya gidemiyordu, gözlerimle gördüm. Cem'an dört maç oynadı. Sessiz sedasız 'yanında' getirdiği, tıknaz, hafif de kambur gibi duran Eşref Yaşareviç ise Boşnak bir börekçi gibi kollarını sıvadığı formasıyla, Boşnak bir bahçıvan kadar çalışkan ve üretkendi. Çoğu uzaktan şutlarla dokuz gol attığı sezonun ardından sessizce ayrıldı. Sağsa, Boşnakların selam sözüyle: 'Allah'a emanet' olsun! Bütün Bosna, 'Allah emanet'...