Futbolcu seferi sayılır mı?

On bir ayın sultanıyla birlikte futbol aleminde 'oruç tutan oyuncunun performansı düşer mi' tartışması da yeniden masaya yatırılıyor. İslamın şartlarından sayılan oruç, müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş herkese farzdır.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

On bir ayın sultanıyla birlikte futbol aleminde 'oruç tutan oyuncunun performansı düşer mi' tartışması da yeniden masaya yatırılıyor. İslamın şartlarından sayılan oruç, müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş herkese farzdır. Bu farzın istisnaları arasında oruç tutamayacak derecede hasta olanlar, yoldakiler (seferiler) ve cengaverler yer alır. Radikal'in futbol dergisi için, iki yıl önce konuyla ilgili dosyayı 'Futbol için iftar vakti' adıyla kaleme dökmüştüm. Aradan geçen süre içinde oruç-futbol ilişkisi açısından literatürde fazla bir gelişme olmadı. FIFA Futbolcu Sağlığı Merkezi yetkililerinden Dr. Abdülmecid Yasin Zerguini'nin 'Futbol ve Ramazan' adlı araştırması hâlâ mevzuuya hakimiyetini koruyor. Mısırlı bilim adamı, müslüman olması dolayısıyla da Batılı meslekdaşlarının fazla üstüne eğilme gereği duymadıkları bu polemiği ayrıntılı biçimde ele almış.
Ramazan süresince futbolcuların sağlığına zarar vermeyecek oruç tutmanın koşullarını araştıran Abdülmecid hocaya göre 'profesyonel futbolcuların bu farzı yerine getirdikleri süre boyunca biyolojik gereksinimlerinin durumu halen yeterince bilinmiyor'. Spor hekimliğinin, bilimsel yönden cevaplarını aradıkları sorular şu satır başlarıyla ifade ediliyor:

  • Yüksek düzeyde profesyonel bir ligde oynayan futbolcu ve hakemlerin, oruçluyken sahaya çıkmalarının bünyeleri üzerindeki etkileri nelerdir?
  • Bu çok sert şampiyonalarda top koşturan oruçlu futbolcular performanslarını bir ay boyunca zirvede nasıl tutabilir?
  • Bu performans ramazan boyunca iniş göstermeden devam edebiliyorsa, bunun bilimsel açıklaması nedir?
    Tümünün ilmi açıdan açıklanması zor görünen bu ve benzeri diğer sorular henüz net yanıtlar bulmuş kavramlar değil. Yine de inancın sağladığı yüksek ahlakî değerlerin salt bilimsel sayısalları sollayarak kendi gerçeğini ortaya koyduğu açıkça görülüyor.
    Ayrıca orucun, sağlıklı sporculara zararı dokunmayacağını ileri süren tıp otoritelerinin de sayısı az değil. Tam aksine 'ortalama 12 saatlik sindirim sistemi ve karaciğer dinlendirilmesinin, kendi kendini toparlaması açısından vücuda büyük yararı olduğu' görüşü hayli taraftarı bulunan bir bakış açısı.
    Yeniden dinsel buyruklara döndüğümüzde, 'seferilik' ve 'cengâverlik' konumlarının futbolcuların yaşam biçimi sayıldığı kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. Hayatları sürekli bir yerden bir yere gidip gelmekle sürdüğünden kelimenin tam anlamıyla 'seferi' sayılırlar. Modern gladyatörler olarak sahaya çıkıp birbirleriyle kıyasıyla savaştıkları için de 'cengaverlik' onlara yakışır. Tutup ille de kılıç ya da gürzle birbirlerinin kafalarını kırmanın gereği yok. Zalim bir krampon darbesinin nice güzide futbol virtüözünü ameliyat masasına yatırdığına defalarca tanık olduk hepimiz. Sporcu, şiddetli açlık ve susuzluğun vücuduna zarar getireceğine inanıyorsa orucunu kazaya bırakabilir.
    Bir vicdan meselesi
    Aslında oyuncular, sahaya oruçlu ya da oruçsuz çıkmada son derece özgür bırakılmış. Vicdanına ya da sağlık grafisine bakarak karar verme hakkına sahipler. Tabii, bu özgürlüğü kullanabilmek her zaman gerçekleşmeyebilir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda, bir teknik direktör ligin son dört haftasında oyuncularına oruç tutmalarını yasaklamıştı. Puan cetvelinde en üst sıradaki bu ekip, oruç tutmamalarına karşın dört maçta da galip gelemeyerek bir üst lige terfi edememişti. Tanrının sopası belli olmaz derler...
    Terim de Galatasaray'ın süper dörtlemesinin sonuncu sezonunda talebelerinden, sadece maç günleri oruç tutmamalarını istemişti. Şu sıralar Daum, Fenerbahçeliler'e oruç tutmayı serbest bıraktı. Hatta bunu kolaylaştırmak için antrenman saatlerini değiştirerek 18.30'a aldı. Alman hocanın bu saat konusunu hemen düzeltmesi gerek. Zira İstanbul için iftar vakti 17.16. Uzmanlar, yemekten en az iki saat geçmeden spor yapılmamasında ısrarlı. Bu yüzden Sarı-Lacivertliler'in idman saatinin en erken 19.16'ya alınmasında büyük yarar var. Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'yi şampiyon yaptığı mevsim oyuncularından oruç tutmamalarını istediği söylenir.
    Şimdi Rizespor'un başındaki Hikmet Karaman ise 2001'de oyuncularının isteği üzerine Koceaelisporlular'ı oruç tutmakta serbest bırakmıştı. Yine günümüze döndüğümüzde Fatih Terim'le Lucescu'nun oruç konusundaki tutumları henüz belirlenmiş değil. Galatasaray'da cumaya muntazam giden, bazılarının eşlerinin de tesettürlü olduğu Hakan ünsal, Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Arif Erdem gibi mütedeyyin yıldızların oruç tutmadaki ısrarları karşısında, Terim hoşgörülü davranabilir. Geçen ramazanda 6 kasımda yaşanan 'Eski açık altı desene' faciasını da ıskalamamak gerek...


    Mircea Lucescu aça aça geliyor
    Ligin 10. haftasının sonunda Lucescu'lu Beşiktaş peşindekilerle açık arayı koruyarak, şampiyonluğun tek adayı olduğunu süper performansıyla gözler önüne seriyor. Kartal'ın bu mevsimdeki başarısı geçen sezonun 10. haftasına oranla 6 puanlık artışla gözleniyor. Fenerbahçe'de 4 puanlık artışa karşı Galatasaray geçen sezonun 10. haftasındaki 23 puanıyla denk bir hasılat içinde. İlk dördün fire veren ekibi Trabzon, geçen dönemki 16 puanını 20'ye çıkarırken, lidere evinde boyun eğen Gaziantep eski efektifinin dört puan gerisine düştü.
    Yine geçen mevsimin bu haftasında 20'li puanlardaki üç takıma karşı bu kez dört ekip yarışı sürdürüyor. Diplerdeki mücadele ise çok daha düşük verim gösteriyor. Geçen yıl sondan dördüncü Göztepe'nin 10 puanı vardı. Onun peşinden Altay 8, Diyarbakır 6 ve sonuncu Kocaeli de 4 puandaydı. Bu kez işler iyice kesat. Hagi'nin Bursa'sıyla Adana 7 puan toplayabildi. Elazığ'ın 5, Sebat'ın 4 puanı ise istikbâle fazla ümitli bakamamalarına yol açıyor.
    'Taş da yağsa buradayız'
    Galatasaray'ın olimpik trajedisi, henüz kasım soğukları bile gelmeden bariz biçimde kendini gösterdi. Taraftarların, sezonluk kombine bilet almaları tribünleri doldurmaya yetmiyor. Yetmeyeceği burada oynanma kararı
    alındığında belliydi. öyle fazla hayret edilecek bir şey yok yani! Kulübe gönül verenler, maddi külfete girip kombineleri alırken sevdikleri renge yardımda bulundu. Ne var ki, 'bileti var' diye fırtınada, soğukta olimpik işkence çekmeye insanları zorlamamak gerek. Başkan, kendi açısından 'İki sezon burada oynayacağız. Kar da yağsa, taş da yağsa buradayız' derken haklı.
    Oynayacak başka stad yok ki bu saatten sonra. Eski başkan Faruk Süren, yeni Ali Sami Yen projesini ortaya atarken, inşaat süresince Galatasaray'ın maçlarını Diyarbakır'da oynayabileceğini söylemişti de kafa mı buluyor diye bir güzel şaşırmıştık. Derken vaz geçip maçları İzmit'te oynamayı ileri sürdü. Sonra da temelli gitti zaten. Şimdi, daha iki sezon, taş da yağsa, Olimpiyat Stadı maceraları süreceğe benzer.