'Futbolcu... Ve medeni insan'

Profesyonel kulüplerdeki genç futbolcu adaylarının nasıl buhranlı bir hayatları var aslında.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Profesyonel kulüplerdeki genç futbolcu adaylarının nasıl buhranlı bir hayatları var aslında. Bir yandan, ciddi ciddi futbolcu olma yolunda, müstakbel bir kariyere tutunmuş olmanın heyecanıyla yürekleri kanatlı... Bir yandan, yarı yolda kalma endişesi içlerini daraltır. Öyle ya, 'hiçbir şey olamamak' veya güya-profesyonel gariban kulüplerde üç otuz paraya forsalık etmek de var işin ucunda. Üstelik, hem hayattan artan talepleri eser gürlerken hem 'bilememe, becerememe' endişeleriyle savruldukları ergenlik fırtınası altında yaşanıyor bu stres. Üstelik çoğunlukla, futbol dışı bir sosyalleşme ve kültürel beslenme kaynağının da olmadığı koşullarda. Bu berzahtan 'başarıyla' çıkmak, her zaman olgunlaşmak anlamına gelmiyor. Nitekim futbolcu profilimizde bu buhranlı gelişmenin damgası görülmüyor mu?
'Adam gibi sporcu' olmak
Gençlerbirliği Altyapı Koordinatörü Ahmet Canatan, bu sezon başında menajer Cem Onuk'un da desteğini alarak, bu profille biraz meşgul olma derdine düştü. Yıllarını futbol altyapı çalışmalarına vermiş olan Ahmet Canatan, hedefini şöyle açıklıyor: "Hem saha içinde hem saha dışında, her atmosferde çözüm üretebilen, olumsuz ortama kapılmayan, insan ilişkileri düzgün, her gittiği yerden kendinden söz ettiren, iz bırakan sporcular yetiştirmek istiyoruz." Çocukların 'hayat görüşlerinin genişlemesinden', 'adam gibi sporcu' olmalarından, iki kelimeyle, 'medeni insan' olmalarından söz ediyor.
Psikolog Ali Ekber Düzgün'ün geliştirdiği proje çerçevesinde, altyapıdaki genç futbolcuların hem futbola başka pencerelerden baktıracak, hem futbol dışı ilgilere, meraklara yöneltecek etkinlikler yürütülüyor. Bunun bir adımı, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden (aynı zamanda maraton tribünü müdavimi) Hakan Kaynar'ın rehberliğinde yapılan eski Ankara gezileri.
Söylemesi ayıptır, bu program çerçevesinde ben de bir söyleşiye katıldım. Altyapıdakilerle gol sevinçleri üzerine sohbet ettik. Başka bir söyleşide, Dr. Emin Ergen, 'Takımdan ayrı düz koşmayalım' başlığı altında, çocuklara olası sakatlıkların nedenleri ve önlemleri hakkında bilgiler verdi. Fizikçi Özgür Yaşar, 'Ayda futbol nasıl oynanır?' başlıklı sohbette, futbol topunun seyrüseferi üzerinden, 'pratik' fizik anlattı. (Biraz da 'fizik kurallarına aykırı vuruş' klişesine kontratak niteliğinde bir söyleşiymiş bu!)
Ankara Barosu Staj Kurulu Başkanı avukat Akif Kurtuluş'un 'Futbolun adaleti var mı?' söyleşisinin ise, CD'si çıksa listelere girebilecek lezzette olduğu söyleniyor. Aynı zamanda, Ali Ekber Düzgün'ün deyişiyle 'hayatın adaleti üzerine düşünen bir şair' olan Akif Kurtuluş'un altyapı kadrosunu büyüleyen hususiyeti, bengay kokusunu bilen bir abi (amca) olarak konuşması olmuş! Amatör kümelerde uzun yıllar zımpara zemin çilesi çekmiş olan üstad, 'futbolun fena halde hayata benzediği' felsefesini hukuk bağlamında tekrarlarken, 'topçu' âleminden canlı örneklere başvurmakta zorluk çekmemiş.
Programın son söyleşi konuğu, eski hakem Serdar Çakman'dı. Çakman, hakemle birlikte oyunu güzelleştirmeye çalışan futbolcunun, o maçı kaybetse de, bir başka maçta avantajlı olacağını, çünkü hakemlerin de bütün insanlar gibi çalışan duygusal bir hafızası olduğunu anlatmış: "O gün hakemi yanıltarak maçı kurtarabilirsiniz, ama maçtan sonra bunun farkına varan hakem bir daha size asla güvenmeyecektir."
Psikolojik direnç artıyor
Ahmet Canatan, gidişattan memnun. Gençlerin toplantılara artık ısrarlı duyurulara gerek kalmadan, severek katıldıklarını, daha rahat söz aldıklarını söylüyor. Hatta söyleşilere önceden bir şeyler okuyup hazırlanarak gelenler oluyormuş. "Psikolojik dirençlerinin arttığını gözlüyorum" diyor Ahmet Hoca: "Saha içinde de daha zor sinirleniyorlar, kolay demoralize olmuyorlar."
Programda şimdi ergenlik 'çağı' üzerine bir söyleşi var. Medyanın mantığı ve 'işleyişi' üzerine bir söyleşi öngörülüyor, bence futbolcu
adayları için fevkalade lüzumlu hayat bilgisidir. Sonra, bellibaşlı Avrupa liglerini ve futbol kültürlerini tanıtan sohbetler tasarlıyorlar. Bir basketbol takımıyla önce basket, sonra futbol maçı yaptırma projesi var; kazanma-kaybetme ve empati idmanı. Harika bir tasarı daha: Genç futbolcuları bir klasik müzik orkestrasının provasına götürmek; bir orkestra ile bir futbol takımının ahengi arasındaki benzerlik üzerinden, çoksesli müzikle yakınlık kurmak. Konsere götürüp 'kültür aşılamayı' ummaktan çok daha sıcak, ince bir fikir değil mi? Bütünüyle, çok hayırlı bir proje değil mi?