Futbolcunun zihni yarılmış

Geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerde çıkan futbolcular arasında düzenlenen anketler konulu haberlere yeteri kadar ilgi gösterilmedi. Oysa farklı konular üzerine, farklı örnekleme gruplarıyla çalışılmış olsa da sonuçlar birbirini 'kovalar' nitelikte gözüküyor.
Haber: KIVANÇ KOÇAK / Arşivi

ANKARA - Geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerde çıkan futbolcular arasında düzenlenen anketler konulu haberlere yeteri kadar ilgi gösterilmedi. Oysa farklı konular üzerine, farklı örnekleme gruplarıyla çalışılmış olsa da sonuçlar birbirini 'kovalar' nitelikte gözüküyor. Ötesinde öyle paradokslar, açmazlar içine düşürüyor ki...
Fırat Üniversitesi'nden Mehmet Öcalan ve Mikail Tel'in Süper Lig ile İkinci Lig'den 173 futbolcuyla görüşerek yaptıkları araştırma,
oyuncuların boş zamanlarında neler yaptıklarına ve tribünlerdeki şiddet olaylarını nasıl değerlendirdiklerine dair... Futbolcular bulabildikleri dört ila altı saatlik kısıtlı boş zamanlarını televizyon izleyerek, müzik dinleyerek (özellikle belirtiliyor, Türk sanat müziği, pop müzik) ve gazete okuyarak geçirmektelermiş. Yüzde 61.8'i futbolun 'nankör' bir meslek olduğu fikrinde. Şiddet olaylarını ise büyük ölçüde 'seyircilerin eğitimsizliğine' bağlıyorlar. Diğer sebepleri ise şöyle sıralıyorlar: Mağlubiyetin kabullenilememesi, hakem hataları, amigoların ve futbolcuların tahrikleri, basının kışkırtmaları. 'Sahalarımızda görmek istemediğimiz olayların' azalması için çareyi seyircilerin eğitilmesinde buluyorlarmış.
Hacettepe Üniversitesi'nden Nefise Bulgu'nun araştırması ise Ankara amatör kümeden 138 oyuncu üzerinde duruyor, daha ziyade futbolcuların aile yaşamlarını değerlendirme çabasında. Katılımcı futbolcuların yüzde 95'i erkeğin evlenmeden önce cinsel ilişkiye girmesini doğal karşılarken, yüzde 50'si kadınların evlenmeden önce cinsel ilişkide bulunmasına 'evlenmekten vazgeçecek kesinlikte' karşı. Nitekim 'İşin içinde namus varsa şiddet kullanılır' düşüncesi yüzde 80 oranında hakim. Zaten katılımcı futbolcuların yüzde 56.5'i şiddetin erkekliğin bir göstergesi, ayrılmaz parçası olduğunu savunuyor.
Yaman çelişki
Elbette istisnalar vardır, kimseyi yargılamak haddimize de değil, ne var ki bu araştırmaların belli bir gerçeklikle örtüştüğünü de kabul etmek gerek. Sahici bir gönül rahatlığıyla, "Ama bunlar Türkiye'deki tüm futbolcuları temsil etmiyor" diyebilir miyiz yani? Profesyonel futbolcu olmanın aslında bir hayat tarzı seçmek olduğu, bu seçimin çoklukla bırakın yüksek öğretimi, lise eğitimini dahi dışladığı aşikar. İzole edilmiş bir ortamda, kamplarda geçen günleri, ağır fiziki çalışma koşullarını, mental gerginliklerden uzak durma gerekliliğini hepsini akılda tutalım ama yine de bir yandan "seyirci eğitilmeli" deyip, diğer yandan televizyona sığınan, gazetelerden kompakt bilgi alma hevesindeki zihniyeti kavrayabilmek zor. Futbolun nankörlüğünü bilirken, sonrası için hiçbir donanım sağlama çabasına girmemek... Şiddeti kınayıp, beri yandan bunun bir erkeklik göstergesi olduğunu iddia etmek; kadın-erkek ilişkisindeki tahakküm zincirini sıkılaştırmak, bir tür ast-üst ilişkisini tekrar tekrar kurmak için namus şiddeti, tribün şiddeti gibi ayrımlar yaratmak...
Futbolcu olmak zor. Kesinlikle... Ama taraftarıyla, futbolcusuyla, antrenörüyle, hakemiyle... Zihinleri böylesine yarılmış, sahici bir kültür bahsinden bu derece kopmuş bir alemde futbolu gerçekten sevebilmek daha zor.