Futbolda da: Geçmişle hesaplaşma

Mithat Sancar, İletişim'den çıkan 'Geçmişle Hesaplaşma Unutma Kültüründen Hafıza Kültürüne' adlı kitabında, yaklaşık 20 yıldır bütün dünyada toplumların geçmişin travmalarıyla yüzleşmeye yöneldiğini anlatıyor.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Mithat Sancar, İletişim'den çıkan 'Geçmişle Hesaplaşma Unutma Kültüründen Hafıza Kültürüne' adlı kitabında, yaklaşık 20 yıldır bütün dünyada toplumların geçmişin travmalarıyla yüzleşmeye yöneldiğini anlatıyor. Geleceğe gönül ferahlığıyla yürüyebilmenin yolu geçmişin yaralarını sarmaktan, toplumsal rüşde ermenin yolu hafızayı özgürleştirmekten geçiyor.
Geçmişle hesaplaşma ışığının huzmeleri, futbolun üzerine de düşmekte. Birikim'in Mart 2007 sayısında, Şilili aydın Mart Obert'in, bir 'hafıza mekânı' olarak Ulusal Stadyum'u ele alan yazısı yayımlanmıştı. Şili'deki askeri diktatörlüğün ve onun travmasıyla baş etme deneyimlerinin izini, ünlü statta sürüyordu Obert. Simon Kuper, İthaki Yayınları'ndan Türkçesi çıkan kitabında, Hollandalıların işgalci Nazilere yüz vermeyip Yahudileri kolladığı efsanesini sarstığı gibi, 'Yahudilerin kulübü' diye bilinen Ajax'ın sicilindeki lekeleri de ortaya seriyordu.
Schalke'nin hesaplaşması
Almanya'da son yıllarda, 1933-1945 döneminde Nasyonal-Sosyalizmin futbol alanındaki 'işleyişine' dair bir yığın kitap yayımlandı. Özellikle Schalke 04, Nazi geçmişiyle hesaplaşmanın ilginç bir konusunu teşkil ediyor. Zira Schalke, Nazi ideolojisindeki 'milli bünyenin en sağlam ve sadık unsuru olan işçi camiası' imgesini cisimleştirmeye pek münasip göründüğünden, rejimin gözde kulübü idi. Mavililer bu imgeleştirmeye hizmet mi ettiler, yoksa usuldan karşı mı koydular, tartışılıp duruyor. 2005'te bizzat Almanya Futbol Federasyonu, futbolu yöneten mercilerin ve kulüplerin Nazilerle nasıl, hangi boyutta işbirliği yaptığına dair bir araştırmayı finanse etti.
En sıkı işi, geçenlerde Hamburger SV kulübü yaptı. 5 Haziran'da, kulüp müzesi içinde özel olarak düzenlenen 'Gamalı Haç Altında Karolar' bölümü açıldı. HSV'nin amblemi, rastlamışsınızdır, mavi zemin üzerinde, sivri uçları dikey olmak üzere, iç içe üç karodur (beyaz-siyah-beyaz). Kulüp müzesi müdürü Dirk Mansen: "Kulüp olarak, Nazizm döneminde olup bitenlerin, hayatın hiçbir alanında, arşivlerde kaybolup gitmesine göz yummamak gerektiğini düşünüyorduk" diye gerekçelendirdi bu girişimi.
On binlerce avroya mal olan 100 metrekarelik sergi, Nazi döneminde HSV'ye, sporcularına ve üyelerine 'olanlarla' ilgili gazete kupürleri, fotoğraflar, mektuplar, ses kayıtları içeriyor. Nazi terörü altında HSV'lilerin kimi kovuşturulmuş, hapsedilmiş, kimiyse rejimle işbirliği yapmış veya savaşta silah altına alınmış. 1936'da, bizzat kulüp başkanı Emil Martens eşcinsellik 'suçlamasıyla' hapsedilmiş ve zorla kısırlaştırılmış! 1920'lerde ve 30'larda şampiyonluk kupaları kaldırmış takımdan santrhaf Halvorsen, üç sene kaldığı toplama kamplarından 40 kiloya düşmüş vaziyette kurtulmuş. Aynı takımın santrforu Otto Fritz Harder ise ziyadesiyle 'uyum sağlamış' ve Hannover-Ahlem'deki toplama kampının yöneticiliğine kadar 'yükselmiş'! 1949'da savaş suçlusu olarak 10 yıl hapse mahkûm edilmiş ancak 1951'de salıverilmiş Harder. Gittiği ilk HSV maçında, statta bulunduğu anons edilince büyük tezahüratla karşılanması, bir utanç belgesi olarak sunuluyor HSV müzesinde.
Velhasıl, HSV kimliğini işin içinden sıyırmak maksadıyla düzenlenmiş bir sergi değil bu. Kulübün bünyesinde Nazi rejiminin mazlumlarını da zalimlerini de barındırmış olduğunu açık yüreklilikle teşhir ediyor; utanılacak işleri de basbayağı 'utanılacak işler' olarak sunuyor.
HSV için büyük prestij
Hayli ilgi gören sergi, HSV'ye büyük prestij kazandırdı. Kulüp şimdi, Nazi geçmişiyle hesaplaşmada 'en dürüst kulüp' olma payesiyle övünüyor. HSV'nin müzesinde, boru değil: altı Almanya şampiyonluğu, bir Avrupa Şampiyon Kulüpler, bir Avrupa Kupa Galipleri şampiyonluğu kupası duruyor. Genç yaşlı birçok taraftar, müzedeki 'Gamalı Haç Altında Karolar' sergisinin, bu sergiye yansıyan yüzleşme cesaretinin, kendilerine o kupalardan daha büyük bir gurur verdiğini söylüyorlarmış, başları dikilip sesleri titreyerek.
100. yılını kutlayan 'büyük camiaların', mevcut yönetimin bir nedenle hoşlaşmadığı şu veya bu futbol emekçisini bile tarih yazımından silmeye, ufaltmaya çalıştığı memleketimizde, gün gelip devran dönüp kulüplerin geçmişle ve geçmişleriyle hesaplaşmasını bekleyebilir miyiz dersiniz? Sadece 12 Eylül'ü ve 12 Eylül deyince hep akla geldiği üzere sadece Ankaragücü'nü düşünüp kolayına kaçmayın. Futbolun kendi 6-7 Eylül'leriyle, Susurluk'larıyla hesaplaşmaktan söz ediyorum. Yüzleşme ve hesaplaşma bekleyen tabaka tabaka olaydan söz ediyorum; son iki-üç yıllık, son bir iki aylık yakın geçmiş dahil...