Futboldan gayrısına da varız!

Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

‘Yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek’ genlerimizde mi var bilmiyorum ama bu toprakların en kabul gören komplimanlarından biri “Hiç Türk’e benzemiyorsunuz” ifadesidir. Bunu duyan kişinin aklına, söyleyenin ne düşündüğü hesaba katılmaksızın ‘Avrupai’ olmak, erkekse misal ‘İtalyan’, kadınsa da yine ‘İtalyan’ (Şahsi beğenim nedeniyle bunu seçtim) kimliğine bürünmek gelir. İşte bu ruh halini her zerresine kadar hissedebildiğiniz bir ortam var Sinan Erdem Spor Salonu’nda. Çünkü tenis izliyoruz.
Sebebi ziyaretimiz kadınlarda sezon sonu turnuvasının vuku bulması. İstanbul ’un tenissever kitlesi kapalı gişeye oynayan turnuvayı takip ediyor. Gazetecisinden seyircisine, görevlisinden gönüllüsüne kimi görseniz ‘Türk mü acaba’ soru işareti kafanızda dolanıyor. Ülkemizde spor dediğimiz şey futbol ağırlıklı olduğu için futbol kitlesine daha bir aşinayız ve bizim için ‘Türk seyircisi’ genellikle stadyumlarda gördüklerimizden ibaret.
Burada gördüğümüz ise hiç o seyircilere benzemiyor. Peki, hiç mi futbol seyircisi yok? Elbette futbol takımı formasını giyip gelen var. Ama galiba ‘bulunduğumuz ortama ayak uyduruyoruz’, o yüzden statta futbol seyircisi, salonda tenis seyircisi, sokakta ise ‘efendi’ olabiliyoruz... Yani ‘halk bunu istiyor’ durumu yok. ‘Halk’ denilen bizler, her şeyi istiyoruz. Galiba kaale alınmıyoruz.
Ülke olarak marka hareketimiz olan ‘inisiyatif kullanma’ ise pek rastladığımız bir durum değil organizasyonda. ‘Eloğlu’nun koyduğu kuralları ikiletmeden uyguluyoruz.
Can alıcı soruya gelelim: İlgi ve bilgi durumu nasıl? Kapalı gişe diyerek ilgiyi belirtmiştik ama biraz açmakta fayda var. Dün yarı finaller vardı ve öğlen saat 13.00’teki çiftler yarı finallerinde bile tribünler yarı yarıya doluydu. Bayram tatili ve hafta sonu olduğu göz önüne alınırsa önemli bir gösterge. Bilgi durumuna gelince bütün tribünlerin vaziyete hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Tenise dair ritüellerin hepsine şahit oluyorsunuz. Hakemin uyarmasına gerek kalmaksızın sükûnet sağlanıyor, güzel rallilerde tepkisiz kalınmıyor, emeğin hakkı veriliyor -bu da pek tarzımız değil aslında-. Hatta ‘Şahin gözü’ sayesinde puan itirazlarının karara bağlandığı esnada ‘alkışla tempo tutma’ ritüeli de kusursuz.
Sözün özü futbol sahasından biraz çıkabilirsek -onu da incitmeden, ilk gözağrımız sonuçta- spor kültürümüzü oluşturacağız ama alacağımız daha yol var gibi. Tribünlere gelen ve ellerindeki topları imzalatan çocuk sayısının fazlalığı ise en büyük güvencemiz.


    ETİKETLER:

    Futbol

    ,

    İstanbul

    ,

    spor

    ,

    Çocuk

    ,

    ruh

    ,

    ülke

    ,

    sezon