Gelecek için ümit verdiler

Karşılaşma öncesinde "Bu maç niye Ankara'da" itirazları vardı. Çünkü asıl hedef İngiltere maçıydı ve o da Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanacağına göre orada yapılabilecek bir hazırlık uygun olurdu.
Haber: AHMET ÇAKIR / Arşivi

Karşılaşma öncesinde "Bu maç niye Ankara'da" itirazları vardı. Çünkü asıl hedef İngiltere maçıydı ve o da Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanacağına göre orada yapılabilecek bir hazırlık uygun olurdu. Gelgelelim yetkili ve sorumlu kişiler, işin bu yanını değil de Ankara'nın 11 yıllık 'Milli Takım cezasını' artık noktalamayı daha uygun bulmuşlardı. O tarihlerde Ay-Yıldızlı takım San Marino'yu bile yenmekte zorlanıyor, bu yüzden de Ankara seyircisi tarafından yuhalanabiliyordu. Aradan geçen uzun yıllar içinde herşey bizim lehimize o kadar olağanüstü biçimde değişti ki, artık seyircilerimiz tribünde dünyanın en güçlü takımlarından birinin taraftarı olmanın keyfini yaşıyor. Nitekim Milli Takım Moldova karşısına zaten 2-0 önde çıktı. Ve hiçbir şey oynamadan da o skoru buldu.
Nihat'taki gelişme sürüyor
Daha 9. dakikada Nihat'ın topa kafasıyla kılpayı değmesi, Okan'ın attığı golü ofsayt geçersizliğine mahkum etti. 17. dakikada ligin yükselen değeri Hasan Şaş'ın şovu vardı. Rüştü'den aldığı topu 60 metre sürüp önüne geleni geçtikten sonra şutlaması maçın en şık hareketlerinden biriydi. 19 ve 25. dakikalarda Nihat Kahveci'nin rakip kaleye yıldırım hızıyla gitme özelliğini her maçta biraz daha geliştirdiğine tanık olduktan sonra, 30. dakikada beklenen gol bu oyuncudan geldi. Belki pozisyon biraz enayiyde ama sonuçta Milli Takım bundan yararlanmayı bilecek kadar akıllı ve becerikliydi.
İlk yarının bundan sonraki bölümünde 40. dakikada maçın en iyilerinden Bülent Korkmaz'ın yediği berbat bir çalım ve aynı dakika içinde Hakan Şükür'ün bomboş durumda kaçırdığı gol tribünleri hereketlendirdi. Kalan dakikalarda da Hasan Şaş'ın artan şut cesaretenin örnekleri vardı.
İkinci yarıda Şenol Güneş 7 oyuncu birden değiştirirken, Ankaralı seyircilere ilk yarıda geçmişin, bu bölümde ise geleceğin Milli Takımı'nı izlettirir gibiydi. Gençlerin oynama iştahı elbetteki ağabeylerinden yüksekti. Buna bağlı olarak pozisyon ve şut yüzdesi de arttı. Yine de Okan Yılmaz'ın attığı gol bilinçli bir atak olmaktan çok, kaybolmuş pozisyonda Moldova savunmasının uykuya dalmasıyla geldi. Aslında bütün bunlar da bizim 15 yıl önceki halimize fazlasıyla benziyordu.
Moldova Milli Takımı oyunun bazı bölümlerinde sanki bizimle başabaş oynuyormuş gibi gözükse de, topu ağlarında gören hep onlar oluyordu. Ayrıca direkten dönen toplar, kalecinin kurtardığı şutlar, hep onların kalesi için söz konusu olan durumlardı.
Psikolojik hazırlık
Milli Takımın elbette İngiltere'den önce Liechtenstein'ı unutmaması gerekiyor ve bu maçla ilgili de psikolojik hazırlık için Moldova'dan daha uygun bir rakip üçüncüsü takımın karşısına çıkmış olmaktan dolayı yeterince keyifliydiler. Milli Takımın son zamanlarda alabildiğine artan kadro zenginliğine karşın Emre Belözoğlu ve Yıldıray gibi oyuncuların vazgeçilmez bir yerinin olduğu bu karşılaşmada da görüldü. Tugay'ın yanında görev yapan Tümer böyle bir kadroda yer bulabilmek için çenesinden çok ayaklarını konuşturmak zorunda olduğunu, oynadığı bölümü videodan izleyerek rahatlıkla anlayabilir. Karşılaşmanın dikkat çekici yönlerinden biri de Galatasaraylı iki oyuncudan Bülent ve Hasan'ın yükselen formlarını burada da sürmesinin yanında Ergün Penbe ile Hakan Şükür'ün yorgun ve bezgin bir görünüm vermeleriydi. O nedenle sanki oynatılmasalar daha iyi olurdu. Milli Takımda ikinci yarıda görev yapan gençler, belki çok parlak bir futbol oynamadılar ama genel olarak hırsları, kaliteleri ve becerileriyle Türkiye'nin uzun yıllar sıkıntı çekmeyeceği gerçeğini bir kez daha belgelediler.