Gidenlerin ardından...

Feldkamp'ın milli takım maçları nedeniyle sık sık Türkiye'ye geldiğini, Almanya'da da Türkiye liglerini izlediğini, dolayısıyla, başka açılardan zaten yabancısı olmadığı bir futbol ortamında, salt disiplin nedeniyle
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Feldkamp'ın milli takım maçları nedeniyle sık sık Türkiye'ye geldiğini, Almanya'da da Türkiye liglerini izlediğini, dolayısıyla, başka açılardan zaten yabancısı olmadığı bir futbol ortamında, salt disiplin nedeniyle, ileride başını ağrıtacak kararlar almaktan uzak duracağını söylemek gerekir. Hatırlayınız, ilk geldiğinde Galatasaray'ın kadrosuna almak için epey mücadele ettiği ve o dönemin havasında duygusal yatırım da yaptığı Boliç'i çizmiş, uzun vadede Galatasaray'a çok faydalı olacağı düşünülen bir futbolcu, Türkiye'deki kariyerinin önemli bir kısmını, üstelik oldukça başarılı bir şekilde Fenerbahçe'de geçirmek zorunda kalmıştı.
Sadece para mı?
Feldkamp'ın elindeki kadrodan bazı futbolcuları dışarıda bırakması, yönetim baskısıyla ve mâli nedenlerle alınmış bir karar değildir. Anlaşılıyor ki Feldkamp bu futbolcuların performansını beğenmiyor, gelişebileceklerine de ihtimal vermiyor; bu futbolcuların, futbol ciddiyetleri de Feldkamp'ı memnun etmekten uzak. Bu bir teknik direktör tercihidir. Bence bu açıdan 'doğru' bir tercihtir. Gerets mesela, esas olarak, teknik direktörlüğünü başka bir düzeyde gerçekleştirmeyi seçmişti. Kadrosunu geniş tutup, faydalanabileceği oyuncu sayısının, ihtiyacından fazla olmasında bir beis görmemişti. Fakat, herkes kabul edecektir ki, bu seçim, Galatasaraylı futbolcuların oyununda herhangi bir gelişmeye yol açmadı. Türk futbolcularının, düzenli lig maçları oynamadan kendilerini formda tutmaları yahut gelişebilmeleri çok mümkün değil, aslında hiçbir futbolcu için mümkün değil. Bu nedenle kadro rotasyonu maalesef Türkiye'de hiçbir takıma katkı sağlamamıştır.
Bu teknik direktör tercihinin Türk futbolu için faydalı bir tarafı da var. Üç büyüklerin gereksiz yere şişirdikleri kadrolarında yer bulamayan futbolcular, biraz daha akıllıca düzenlenebilecek bir ücret politikasıyla aşağı yukarı aynı paraları kazanabilecekleri Anadolu takımlarına gidecekler ve eğer kendi zannettikleri kadar iyilerse, tutunabileceklerdir. Mesela Bursaspor, bu dört futbolcuyu da kadrosuna alarak bir atılım yapabilecektir. Gelgelelim, bir kere İstanbul'un havasını soluyan futbolcuların 'taşrada' önemli uyum sorunları ortaya çıkmaktadır. Fakat bu uyum, maddi şartlardan ziyade, futbolcuların zihniyetlerinde yatar. "Burada yahut orada olmayacak kadar iyi" olduğunu düşünmektedir zira futbolcu. Bu nedenle daha düşük bir performans sergilemeyi marifet sayar. Genellikle çalışmayı bırakır ve idare eder. Bu tutumun, kendisini oraya gönderen 'tutum' olduğunu kabul etmeye yanaşmaz bir türlü. Tamam teknik direktörün 'taktığı', seyircinin anlaşılmaz beğenilerinin mahvettiği, kadro zafiyeti gibi futbolcuya bağlı olmayan nedenler de vardır ama, futbolcu bir türlü kendi gerçekliğini kavramaya yanaşmaz esasında.
İyi örnekler
Kayserispor'da Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz epeydir, farklı bir yolda ilerliyorlar. 'Gidemedikleri' için mutsuzlar mı, bilmiyoruz ama futbolculuklarını geliştirdikleri ve çalışmaktan kaçınmadıkları
açık. Galatasaray'dan ayrılan özellikle Hasan Kabze gibi gelişmeye açık ve futbol tutumu pozitif oyuncular, bu ayrılığı, kariyerleri için önemli bir fırsat haline getirebilirler. Ayrıca çıkan haberler ne kadar doğru bilmiyoruz ama, özellikle yurtdışından gelen teklifleri değerlendirerek başka bir gelecek planı yapabilirler. Tek kapı, Daum'un Köln'ü olmasa gerektir.