Güle güle Şifo

Türk futbolunun önemli isimlerinden Beşiktaşlı Mehmet Özdilek, namı diğer Şifo Mehmet, oyunculuk kariyerini Beşiktaş-Milan maçıyla noktalıyor. İnönü'de saat 20.30'da başlayacak maçın tüm gelirleri Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'na gidecek. Kanal D maçı naklen yayımlıyor.
Haber: ATTİLA GÖKÇE / Arşivi

Mehmet Özdilek, Beşiktaş formasını 1988'de sırtına geçirdi ama aslında bir yıl önceden anlaşmıştı Siyah-Beyazlı kulüple... Aldığı bir davet üzerine Ankara'da buluşmuştu Beşiktaş yöneticisi Celal Soydan'la. Şampiyon Kahramanmaraşspor'un gol kralı olarak bir çok kulüpten teklif almış, ama gönlünü Beşiktaş'a kaptırmıştı.
Ayrıntılara hiç girmeden, elini uzattı ve söz verdi: "Tamam, gelecek yıl Beşiktaş'tayım Celal Ağabey!"... Sonra ezile büzüle izin istedi: "Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sayın Tahsin Kaya beni bürosuna davet etti. İzin verirseniz, onunla görüşebilir miyim?" Soydan şaşırmıştı. Daha sözleşme bile imzalayan delikanlının
'müsaade' ile görüşmeye gitme isteğine saygı duydu, arkadaşlarına "Galiba futbolcu değil, gerçek bir evlat bulduk!" demekten kendini alamadı.
Fenerbahçe Başkanı Tahsin Kaya, "Sana Beşiktaş'ın verdiği paranın iki mislini vereceğiz. Hem de peşin" diye söze girdi. Mehmet, "Özür dilerim, ben buraya size teşekkür etmeye ve Beşiktaş'a söz verdiğimi söylemeye geldim. Sözümden dönmem mümkün değil. Sizinle pazarlık etmek, benim karakterime ters. Beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum" dedi. Kaya duygulanmıştı. Elini uzattı ve Şifo Mehmet'i kutladı: "Sana futbol hayatında başarılar diliyorum. Bu ilkelerinden asla dönme Mehmet."
Beşiktaş'a transferi kamuoyunda yankılar yaratmıştı... Takım arkadaşlarının ilgisiyle yeni formasına çabucak ısındı. Kendisine hedefler koymuştu: İlk onbirde sürekli olarak yer almak. Kalıcı olmak. Beşiktaş'ın Baba Hakkı'ları, Recep'leri, Şükrü'leri, Sanlı ve Yusuf'ları gibi sembol sporcuları arasına katılmak... Milli Takım'a seçilmek. Ve... en büyük mutluluk, şampiyonluk!
Bu hedeflere ulaşmak kolay değildi. Hele ki ikinci ligden gelen bir futbolcunun büyük bir kulüpte başarı şansının çok zayıf olduğunu ileri sürenlerin çokluğu işini daha da zorlaştırıyordu. Ancak Şifo Mehmet, başarının formülünü biliyordu: Basit, her profesyonelin de bildiği ama çok azının uygulayabildiği bir formüldü bu: Çalışmak... Özveri göstermek... Disiplinli ve uyumlu olmak... Gerçek bir sporcu gibi davranmak, gerçek bir sporcu gibi yaşamak. Hepsi buydu. Profesyonelliği, ahlak ve spor değerleriyle bütünleştirdiğinde işinin ne kadar kolay olduğu herkese göstermişti.
Unutamadığı goller
Hedeflerini buldu, ideallerinin hepsini gerçekleştirdi. En büyük dileği, futbol yaşamını Beşiktaş'ta zirvedeyken noktalamaktı. Zirveye çıktı, orada kaldı ve noktaladı. Gururla, onurla ve örnek alınacak bir toplumsal sorumlulukla...
Şifo Mehmet, Beşiktaş kariyerini şöyle özetliyor: "Siyah-Beyazlı forma altında ligde 135, Avrupa Kupaları'nda 7 gol attım. Bu gollerin hepsi benim çok özeldir, çok değerlidir. Elbette bazılarını unutamıyorum. Örneğin, Fenerbahçe'ye attığım, topun çizgiyi geçip geçmediği hala tartışılmakta olan gol. Ama tüm kalbimle bir kez daha ifade ederim ki, o golde top çizgiyi geçmişti ve yapılan tüm tartışmalar boşunaydı. Galatasaray'a Ali Sami Yen Stadı'nda röveşata ile attığım golü de hiç unutamam. Avrupa Kupaları'nda ise 1997-98 sezonunda Slovenya Şampiyonu Maribor'a deplasmanda 25 metreden attığım golün bende özel bir yeri var. İstanbul'daki ilk maç 0-0 bitmişti ve kazanmak zorundaydık. Benim attığım golden sonra iki gol daha geldi ve maçı 3-0 kazandık. Beşiktaş, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını elde etti. Takım kaptanı olarak bu başarıya katkıda bulunduğum için ayrı bir gurur duydum. Ajax'a, PSV'ye ve Paris St. Germain'e attığım golleri de şimdi keyifle, gururla hatırlıyorum."
Hiç kırmızı kart görmedi
Şifo Mehmet, Beşiktaş'a transfer olduktan sonra hiçbir kulübün formasını giymeyi düşünmedi. Takımına örnek alınacak bir kişilikle kaptanlık yaptı. Kendisini her zaman Beşiktaş'ın bir evladı gibi gördü. Hiçbir şeyi sorun haline getirmedi. Başarıyı hep arkadaşları, hocaları ve yöneticileriyle paylaştı. Başarısızlığın kapıyı çaldığı, kötü günlerin yaşandığı dönemlerde kaptan olarak sorumluluğu üstlendi. Taraftarlara saygı ve bağlılık gösterdi. Oyunculuğu boyunca hakemlerle hiçbir zaman sürtüşmedi. Tartışmaya girmedi, kırmızı kart görmedi.
Beşiktaş forması altında 4 lig şampiyonluğu, 4 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası ve TSYD kupaları kazandı. 1991 yılında Türkiye'de Yılın Futbolcusu seçildi. 23 Nisan'da Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın "1 Milyon Çocuk Eğitim Kampanyası" ile ilgili tanıtım filmini izlediği an, hem Mehmet'in hem de toplumsal hayatımızın önemli bir dönüm noktası sayılabilir. O anı ve sonra kafasında oluşan fikri şöyle anlatıyor:
"Lise öğreniminden sonra üniversite-futbol yol ayrımında karar verirken çok zorlanmıştım. Eğitimimi futboldan kopmadan gönlümce yapmayı çok isterdim, olmadı. Bir tercih zorunda kalmıştım. Kendimi bildim bileli vakıflara elimden geldiğince yardım edip destek verdiğim için TEGEV'in kampanyasına da katılma isteği duydum. Sonra jübilemin tüm gelirini TEGEV'e bırakmak, ülkemin çocuklarına karşı kendimce bir hizmette bulunmaya karar verdim. Amacım, genç kardeşlerimin spordan kopmadan önlerini açacak, öğrenim fırsatları sunacak kalıcı bir destek programı oluşturmaktı. Hemen TEGEV'e başvurdum. Kararımı çok sıcak karşıladılar. Heyecan yaratan bir kampanya ile düşüncelerimi hayata geçirdiler. Başta Sayın İbrahim Betil olmak üzere TEGEV'in tüm çalışanlarına teşekkürü bir borç biliyorum.
Fatih Terim, hocalığının ve karizmasının yanı sıra insani değerleriyle de futbol hayatımda en büyük iz bırakan kişi oldu. Özellikle jübile kararımla ilgili olarak Sayın Şenes Erzik'le birlikte sergilediği çabaları saygı ve şükranla anıyorum. Veda maçımı Milan gibi bir takımla oynayacağım için büyük mutluluk duyuyorum.."
Son söz
Sevgili futbolseverler, bu ülkenin aydınlık insanları... Sadece Beşiktaş taraftarlarına karşı değil... Sadece futbolcu olarak da değil... Mehmet Özdilek, bu ülkenin sorumluluk duygusuna sahip ilkeli ve iyi niyetli bir evladı olarak, kariyeri boyunca ilk aşkı futbola, futbolu sevenlere ve insanlara sevgiyle, saygıyla yaklaştı hep...
Verdiği emeklerin boşa gitmediğini, aktif futbol yaşamımın boşa geçmediğini, bir anlam ifade ettiğini, bir değer taşıdığını biz futbolseverler çok iyi biliyoruz. Ama artık futbola ilgi duymayanlar da çok iyi tanıyor bu 'Küçük Dev Adam'ı... Herkes ayakta alkışlıyor. Mehmet, hayatının en güzel golünü bu akşam atıyor. Ve bu unutulmaz golü, her biri çiçek kadar temiz ve güzel çocuklara armağan ediyor. Ne mutlu o çocuklara... Ne mutlu Mehmet'e...
'Seba özel bir insan'
Şifo Mehmet, 13 yıllık Beşiktaş macerasında 2 başkan, 6 yabancı, 1 yerli teknik direktörle çalıştı. Başkanları, Süleyman Seba ve Serdar Bilgili oldu... Teknik direktörleri de Gordon Milne, Christoph Daum, Rasim Kara, John Benjamin Toshack, Karlheinz Feldkamp, Peter Briegel'di.
Süleyman Seba'nın, Mehmet'in yaşamında çok özel bir yeri var: "Beşiktaş'taki 13 yıllık hizmet dönemimde 12 yıl Sayın Süleyman Seba ile birlikte çalıştım. Bundan büyük bir onur ve mutluluk duyuyorum. Süleyman Seba'yı insan olarak tanımamı büyük bir şans olarak değerlendiriyorum. Süleyman Seba, ilkeli, seviyeli, dürüst, sevecen ve örnek bir insandı bizim için. Bizler onu bir başkan olarak değil, bir baba gibi seviyor, sayıyorduk. Bu duygularımız hiçbir zaman değişmedi. Kendisini her zaman örnek aldım. Yaşam boyu taşımaya karar verdiğim ilkeleri hep onun rehberliğinde edindim."
Seba'dan görevi devralan Serdar Bilgili'yi de "Genç, dinamik, kültürlü, çalışkan ve Beşiktaş'ı hep üst seviyelere çıkarma heyecanında bir yönetici' sözleriyle tanımlıyor ve şunları söylüyor: "Başkanlığa seçildikten sonra da 1 yıl onunla birlikte çalıştım. Gönlüm, genç başkanımıza da ilk görev yılında şampiyonluk sevinci yaşatmayı isterdi. Ne var ki, bunu gerçekleştiremedik. Kendisine bundan sonraki dönemlerde başarılar diliyor, teşekkür ediyorum."