Gülümse Blanc hadi gülümse...

Yayıncı kuruluşun (Canal + olmakta malum) haftada yedi maç (7!) yayımlama zorunluluğu yüzünden Galatasaray maçından yalnızca 48 saat sonra kendileri için süper önemli Valenciennes maçına çıkacakları için ideal 11'ini sahaya sürememişti Laurent Blanc.
Haber: BANU K. YELKOVAN / Arşivi

Yayıncı kuruluşun (Canal + olmakta malum) haftada yedi maç (7!) yayımlama zorunluluğu yüzünden Galatasaray maçından yalnızca 48 saat sonra kendileri için süper önemli Valenciennes maçına çıkacakları için ideal 11'ini sahaya sürememişti Laurent Blanc. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim, basın toplantısında saptadık ki feci soğuk nevale kendisi. Çok uzun boylu, çok zevksiz giyimli olmasının yanı sıra... Kibar, mesafeli ama tebessüm etse yüz kaşları "N'apıyor bu şimdi yaaa?" diyecekler izlenimi veren bir zat.
Maçı kaybetmiş tarafın hoşnutsuz (ama tarafsız) gazetecisi olarak konuşmuyorum vallahi, Bordeaux'lu gazeteci arkadaşlar da can-ı gönülden teyit ettiler gözlemimi. Basın toplantısında iki kere "Bu grubun en kuvvetli takımı Galatasaray, onların da gruptan çıkacaklarından hiç kuşkum yok" falan dedi ama Inter'den eski takım arkadaşı Hakan Şükür'e selam filan söylemedi, değil gülümsemek, gülümseme teşebbüsünde bile bulunmadı. Bu sezon takımın başına yeni geçtiği ve kariyerinin başında bir antrenör olduğu için henüz çevresindekilerle arasına mesafe koyma aşamasında olabilir. Ya da Bordeaux gibi snob bir şehirde, Blanc'ın da snob olmasında bir anormallik yok diyebilirsiniz ama Fransa'nın gelmiş geçmiş en efsane futbolcularından birinin robot gözlü ve ifadesiz suratlı oluşu insanı üzüyor, ne yapayım.

  • Bizim hiç haberimiz yoktu ama meğer kuralar ilk çekildiğinde maç programına göre bu sefer Bordeaux, İstanbul deplasmanına gelecekmiş. Helsingborg'da kışın maç oynanamadığı için maçları kaydırmışlar ve Galatasaray kendini yine Bordeaux deplasmanında buluvermiş iyi mi?
  • Bordeaux şehri gibi takımı da zengin; kulüp ve antrenman merkezi bir şatoymuş! "Buraya gelen bir antrenör ya da futbolcu bir ev ya da bağ almadan gitmez buradan" dedi aynı arkadaş. Tigana'nın bağları da buradaymış. "Zidane da oynadı burada ama 45. dakikada ıslıklanarak oyundan çıkardı, o Tigana'lı jenerasyon gibisi gelmedi" dedi Fransız gazeteci. Zidane'ı ıslıklayanlara ceza olarak "Hani Fenerbahçe'nin yendiği jenerasyon mu?" diye sorduk. "Hayatımda bir maçtan sonra hiç o kadar ağlamamıştım" cevabını verdi. Gerçi daha çocukmuş ama olsun, Zidane'ı ıslıklamayacaklardı...
  • Hafta sonu bu sefer aslarıyla aynı tarifeyi Valenciennes'e uyguladı Bordeaux. 1-0 geriye düştüler, 2-1 kazandılar. Sezon başından beri ilk yarıda uyuyup ikinci yarıda uyandıkları çok maç olmuş zaten. Maçın kilit adamı da (yine) Chamakh'mış; bizim maçtaki bir asist-bir gol performansını tekrarlayamamış gerçi ama çok güzel oynamış.
  • Haftanın sanşssızı, maç öncesi fikstür yüzünden sızlanan Laurent Blanc değil, Paul Le Guen oldu. Ya da yok yok Erik Gerets... Cumartesi günü maçın üç golünü de atmasına rağmen 2-1 kaybetti Gerets'in Marsilyası, çünkü gollerin ikisini kendi kalelerine attılar. Düşme hattında koskoca Marsilya. Sonra onlara teselli olsun diye midir, yoksa kaderin kötü bir oyunu mudur bilemiyorum, pazar günü gençlerle oynama ısrarı yüzünden PSG, Lyon'a kendi evinde 3-2 yenildi. 1991'den, yani Canal + kulübü satın aldığından beri gelen 11 teknik adam arasında maç başına 1.37 puanla en kötülerden biri sevdiğimiz bir arkadaş olan Le Guen. Eski takımı acımadı hocasına; Benzema ve Ben Arfa, fazla genç oyuncu oynattığı için eleştirilen Paul Le Guen'in haksız olmadığını kanıtlar bir performansla oynadılar, tek sorun rakip takımda olmalarıydı!
  • Bütün bu gollü skorlara ve berabere bitmeyen maçlara rağmen, Fransa'daki hafta sonumuzun en saçma olayı, Paris'in alakasız sokaklarında dolaşırken Bener'le karşılaşmamızdı. PSG'nin, Marsilya'nın yenilmesi değil de işte bu çok komik oldu.