Hareketim sadece topa değil!..

Hareketim sadece topa değil!..
Hareketim sadece topa değil!..
Önceki gece kazanılan Estonya maçının akılda kalan kısmı 'kaptan' Emre Belözoğlu'nun sevinç organizasyonuydu. Yadırganan tavrı oyuncunun eski hareketlerini hatırlattı...
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

‘Mesaj kaygılı filmler’... Bir zamanlar bu toprağın sinemasında son derece revaçta bir türdü. Elbette 12 Eylül’ün tüm ülkeyi sarıp sarmalayan faşizan zihniyeti altında yönetmenlerimizin denediği bir çıkış yoluydu ama genellikle şöyle bir tabloyla karşılaşırdık: Evet, izlediğimiz şeyin bir mesajı var ama bir film mi, işte orası tartışılır.
Uzun süredir milli takımımızın maçları da benzer haletiruhiyenin ifadesine dönüşüyor. Ortada futbol yok ama etraf mesajdan geçilmiyor. İşe bakın ki tüm bu toplam içinde genellikle mesajı yollayan kişi de takımın kaptanı Emre Belözoğlu. Galatasaray ’daki ‘Birinci Fatih Terim dönemi’nin eseri olan Belözoğlu, 1997-98 sezonunun ikinci yarısında arka arkaya Beşiktaş ve Şekerspor maçlarında golle süslediği performansıyla göz kamaştırmış ve tanınmış, o günden beri futbolumuzun yeteneğinin yanı sıra ‘tartışmalı’ kişiliğiyle de yer eden simge isimlerinden olmuştu.

Ayakları, elleri kolları, dili...
Yerli bölümde özellikle Galatasaray serüvenindeki Leeds maçı, Fenerbahçe serüvenindeki takım içi tartışmaları, rakip oyunculara gösterdiği ‘Asarım keserim’li el kol hareketleri, Trabzonsporlu Zokora’ya ilişkin ‘Irkçılık’ yaptığı suçlamaları, teknik direktörü Aykut Kocaman’la olan didişmesi, yorumcu Rıdvan Dilmen’le “Benim kariyerim yanında onunki nedir ki?” atışması vs. Saymakla bitmez olaylar silsilesi.
Inter ve Newcastle serüvenlerinin ardından tekrar Atletico Madrid’le açılan son ‘Avrupa defteri’yle buradan uzaklaşacak, o da biz de biraz dinlenmiş olacağız dedik ama Hakan Şükür’den bu yana ‘Modern zaman gurbetçileri’nin -ki buna Terim de dahil- Avrupa’da sürekli burayı düşünerek yaşamalarının yeni bir tezahürüne, Estonya maçı esnasında ve sonrasında Emre Belözoğlu örneğinde bir kez daha tanık olduk. Malum, 2014 Brezilya elemeleri macerasının ilk adımı olan Hollanda maçından beri teknik direktör Abdullah Avcı’nın Selçuk İnan tercih(sizliğ)i tartışılıyor. Öyle ki bu konu maçın önüne geçti ve genç çalıştırıcının daha ilk resmi maçında basının büyük bölümüyle arasındaki köprülerin atılmasına neden oldu. Belözoğlu belki de ‘Kaptan’ olmanın ve yaşadığı onca tecrübenin kendisine dayattığı psikolojiyle, önce Estonya’ya attığı gol sonrasını ‘Mesajlı bir şov’a dönüştürdü, peşi sıra maç sonunda NTV Spor’a verdiği söyleşide de başta Rıdvan Dilmen olmak üzere (çünkü Dilmen Avcı’nın Selçuk’u tercih etmemesini eleştirmiş, bu eleştiriden muhtemelen “Emre oynuyorken Selçuk niye oynamıyor” algısı doğmuştu) herkese ağzının payını bir güzel verdi! Bu esnada da Hamit Altıntop gibi değer, Selçuk İnan gibi yetenek de hem hedefe konuldu hem de ateşe atıldı; orası ayrı bir skandal elbette...
Son ‘Mesaj kaygılı çıkış’ aslında çoklarına Belözoğlu’nun en önemli ayıplarından biri sayılan 13 Eylül 2007 tarihli Macaristan maçını hatırlattı. Malum o mücadeleden Türkiye 3-0 galip ayrılırken Emre, elleriyle ‘Birtakım medya’ya gerekli mesajı yollamış ama sağ olsun teknik direktörü ya da federasyondan en ufak ceza ya da tepki görmeden kaptanlığını sürdürmüştü.

Bir kez daha İsviçre maçı...
Hoş, bu ülke böyle bir yerdi ve bütün bu yaşananlar normaldi. O kadar normaldi ki, hep bize karşı gözüken tek dişi kalmış Batı medeniyetinin o gece sahadaki temsilcilerinden biri olan İskoç hakem Stuart Dougal, 64. dakikada Macar forvet Zoltan Gera’yı aldatmaya yönelik hareketten dolayı ikinci sarıdan atmıştı. Oysa pozisyon penaltıydı ve kırmızı görmesi gereken kaleci Hakan Arıkan’dı, penaltıdan da Macaristan muhtemelen 1-0 öne geçecekti. Tabii kırmızı sonrası maç döndü, Türkiye 3-0 kazanınca Emre de gerekli çevrelere gerekli mesajı yollayabildi!
Gelelim Estonya maçına... Bu kez de Ömer Toprak’ın maçın başlarında, durum 0-0’ken rakibe ceza sahasında yaptığı müdahaleyi Polonyalı hakem penaltı olarak değerlendirmedi, akabinde Estonya 10 kişi kaldı, çözüldüler ve ‘Avcı’nın öğrencileri’ kolay bir galibiyet aldı. Hoş, 10 kişi kalmasalar da Estonya kolay bir rakipti, bu maç öyle ya da böyle kazanılacaktı. Sanki Brezilya’ya ya da Almanya’ya gol atmak gibi büyük bir iş yapmışçasına devasa bir şova soyunmakla ilk falsosunu verdi Belözoğlu. Sonra da ‘sözde’ takım dayanışması ve ruhunu yansıtmak için tüm ekibi yedek kulübesindeki sevinç gösterisinde buluşturmaya çalışmak da neyin nesi? Hedef gösterdiği kişilerden biri olan Hamit, kenarda oturuyordu, Selçuk da ısınıyordu. Eğer bu iş organize değilse Emre’nin yaptığı çok çok büyük bir ayıp. Alman kültürüyle yetişmiş Hamit’in bu tür ‘Body language’sel (Vücut dili) hareketlere uzaklığı o kadar aşikâr ki. Eğer maç öncesi bu iş konuşulmuşsa, Hamit zaten tavrını o zamandan belli etmiştir. Üstelik büyüklük zaferlerde değil yenilgilerde daha bir belli olur. 1-0 yenildiğimiz Azerbaycan maçı sonrası Emre Belözoğlu, “Yeter artık, Milli Takım’ı bırakıyorum” diyerek arkadaşlarını suçlayıp takımı ateşe atarken Hamit yaptığı toparlayıcı konuşmayla lider karakterini ortaya koyuyordu. Eğer iş insanlıksa, bence bu alanda daha önemli bir vaka var, meşhur İsviçre maçı sonrası Emre hakemin bitiş düdüğüyle rakip oyunculara saldırırken ve takımın diğer kabadayıları soyunma odasında hakem odasının kapısını kırmaya ve buldukları İsviçrelileri hacamat etmek için dolanırken, Hamit ve Halil kardeşler, o an ya da geçmişte birlikte forma giydikleri rakip oyuncuları ve hakemi korumak için çabalayıp duruyordu.

Keşke ‘Çizgi’yi böyle aşsaydın
Belözoğlu’nun onca açıklamasından sadece Kazakistan maçı sonrası “Futbolcular olarak örgütlenmenin zamanı çoktan geldi” vurgusu hoşuma gitmişti. Metin Kurt arayan gözlerimiz, “Acaba” demişti o konuşmadan sonra. Tabii boşunaymış... ‘Rahmetli’ Kurt, hiçbir zaman arkadaşlarını ateşe atmamış bizzat ateşe atılmıştı. Son olarak “Aslında saha dışında çok iyi insan” meselesine de değinmek istiyorum. ‘Özel hayatlar’ beni ilgilendirmiyor; futbolcularınki, sanatçılarınki, siyasetçilerinki ve dahası kimseninki. Herkes için geçerli olan bir şey var; mesleklerini icra ederkenki psikolojileri. Futbolcuyu saha içinde, insanlığıyla da tanımak istiyorum ve tanıyorum da... Ne yazık ki Emre Belözoğlu bu konuda çoğu kez sınıfta kalıyor. Neyse, sıradaki randevu içeride 12 Ekim’de Romanya’yla oynayacağımız maç. Emre adına “Önümüzdeki mesaj ya da mesajlara bakalım” derim...

İddialara gülüyormuş
‘Sosyal medya’da Selçuk İnan’ın ‘mezhepsel’ bir nedenle Milli Takım’da Abdullah Avcı tarafından oynatılmadığı iddiası dillendirilse de söylentiden öteye geçemiyor. Zira bu konuda yakın çevresine konuşan Abdullah Avcı’nın İnan’ı ‘Hataylı bir Nusayri’ olduğu için takımdan kestiği söylentilerine güldüğü ifade ediliyor.