Hay Allah menajerinizi versin!

Köroğlu'nun "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" sözü çok kişi tarafından nice konuda kullanıldı; ama benim bakış açımdan bu vecizenin günümüzde iki nispeten yeni ve de çok isabetli kullanım alanı var: Bunlardan biri, Çin malı oyuncaklar...
Haber: HAKAN KULAÇOĞLU / Arşivi

Köroğlu'nun "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" sözü çok kişi tarafından nice konuda kullanıldı; ama benim bakış açımdan bu vecizenin günümüzde iki nispeten yeni ve de çok isabetli kullanım alanı var: Bunlardan biri, Çin malı oyuncaklar... Oyuncak çağında çocuğu olanlar bilirler; bu Çin malı plastik nesneler, değil çocukların, en kalifiye ve elinin ayarı tam teknik personelin kullanımına bile dayanacak takate sahip değildir. Hatta denebilir ki, Çin malı oyuncakların ömrü, meşhur Çin ipeğini ören ipek böceklerinin ömründen bile kısadır. Çocuğun, ikinci değilse üçüncü oyununda mutlaka, hatta bazen daha ilk ele alınışta bozulur, kırılır. Bunlar adeta bir kullanımlıktır. İşte bu nedenle sinir olurum ben bu "Made in China" oyuncaklara; ama yine de mertliği bozan ikinci müsibet gibi değil. Yani, şu futbolcu menajerliği kadar...
Futbolcu menajerliğinin, daha doğrusu, menajerlerinin futbolumuza girişi aslında uzun yıllar öncesine rastlıyor. Lakin, o zamanlar menajerler çoğunlukla Balkan kökenli, genelde de Yugoslav olurdu. Yerli menajer ise yok denecek kadar azdı. Oysa bugün öyle mi? Dünyanın dört bir yanından, 72 milletten kum gibi menacere ek olarak bir dolu Türk menajer de faaliyet gösteriyor futbolumuzda. Dahası, Türk menajerler, Türk olsun, ecnebi olsun birçok oyuncuyu, Amerika'dan en uzak dünya parçası Çin'e, Japonya'ya, Kore'ye kadar pazarlamaya çalışıyorlar harıl harıl (Zorunlu not: Bu yazının tasarlanmasından bir süre sonra ortaya çıkan ve tüm dünyayı dehşete düşüren SARS hastalığının hem Çin malı oyuncakların satışını, hem de Çin'e futbolcu ihracını baltalamış olması sadece bir rastlantıdır). Yani iş öyle bir hal aldı ki, Türkiye İkinci Ligi'nde zar zor forma bulabilen bazı oyuncularımızı bile yabancı kulüplere kurtarıcı olarak, bek demeye birkaç şahit isteyecek vasat futbolcuları "oyun kurucu", "beyin", "organizatör" sıfatları ile satabilecek yetenekte yerli menajerlerimiz var artık.
Hattızatında menajerlik medeni bir müessesedir, buna bir itirazımız yoktur. Lakin, bir nokta, bizi mecburen düşüncelere gark etmektedir ki, o da menajerlikteki bu baş döndürücü gelişmenin, menajerlerin pazarladığı oyuncuların kalitesine ve verimliliğine bir türlü yansımamasıdır. Bugün birçok menajerin kulüplerimize kaz/andır/ıkla/dığı çok sayıda yabancı oyuncu, takımlarına doğru dürüst katkı sağlayamamakta, maçların çoğunu kulübede ya da tribünde tamamlamakta ve planlanandan çok daha kısa sürede geri dönmektedir. Bunda mesleki yetersizlik ve uzun süreli formsuzluk gibi sıkıntıların yanında, menajerler tarafından ustalıkla saklanmış kronik ve ciddi sakatlıkların büyük payı olmaktadır. Bazı yabancı transferlerin dakikası on binlerce dolara gelmekte, hatta bazıları sezonda sadece bir maç oynayıp sözleşmede yazılı meblağın tamamını tıkır tıkır almaktadır. Bu açıdan bakıldığında, menajerlerin bu cennet ülkeye kurtarıcı melek makyajıyla getirdikleri yabancı oyuncuların, medyanın pek sevdiği tabiriyle lejyonerlerin, takımlarına yararının, bir bacağı şömine ateşinde erimiş 'kurşun asker'den daha az, ömürlerinin ise Çin malı plastik oyuncaklardan daha kısa kaldığını söylemek pek de abartılı olmasa gerek...
Ancak işin daha acı yönü, uluslararası menajerlerin medya ordusu huzurundaki telli duvaklı imza törenleriyle pazarladıkları oyuncuları, çok kısa süreleri takiben sorun çıkarmaya teşvik etmeleri ve bu yolla bir sezonda birden çok kulüp dolaştırarak azami komisyon geliri sağlama meraklarıdır. İşlerini doğru dürüst yapma gayreti içindeki birçok menajeri (ki bu grubu çok sayıda Türk ve az sayıda yabancı menajerin oluşturduğu sanılıyor) mutlaka tenzih ederek söylemek zorundayız ki, 'sermaye'sine gecede üç beş kapı dolaştıran Nataşa pazarlamacısı zihniyetiyle hareket etmekte mahsur görmeyen ve elinin altındaki potansiyelden birim zamanda en fazla kazancı elde etme hırsına kapılan bazı simsar bozuntularının aklına uyan ve başarıdan ziyade paraya aç bir kültürden yetişmiş olan kimi genç futbolcuların zamanla mesleğini layıkıyla icra etmek ya da yaptığı işten zevk almak gibi bir kaygısı kalmamakta ve maalesef onların da birincil amacı da kısa sürede en çok transferi yaparak mümkün olduğunca daha çok Amerikan doları biriktirmek olmaktadır.
FIFA ve UEFA'nın son dönemdeki, bir sezonda sadece bir transfer yapılabilmesi kısıtlamasının bu çürümüşlüğü ne denli önleyebileceği bizim için de merak konusudur. Ne yazık ki, ahlaki ve kanuni önlemlerin durumu tümden düzeltmesi pek mümkün gözükmemektedir.