Herkesten yeteneğine göre...

Sokak futbolunun otantizmi üzerine yazılıp çiziliyor bazen. Geçen temmuzda Four Four Two'da Eray mesela, adam almaca aşamasından üç korner bir penaltı kaidesine kadar, derli toplu bir rehber hazırlamıştı.
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Sokak futbolunun otantizmi üzerine yazılıp çiziliyor bazen. Geçen temmuzda Four Four Two'da Eray mesela, adam almaca aşamasından üç korner bir penaltı kaidesine kadar, derli toplu bir rehber hazırlamıştı. Bense, konunun folklorik yönünden ziyade hukuku ve örfü üzerinde duracağım biraz.
Arsada, sokak arasında, meydanlık yerde, keza halı sahada maça tutuşanların bileşimine, görev bölümüne ve 'taktik anlayışına' dikkat ettiniz mi hiç? Kabız damgası yemiş olanlar veya yaşça küçükler, bulaşığa yollanırcasına kaleye ya da 'geriye' geçirilir umumiyetle. Maçlar, iki takımdaki kendine hayran 'yetenekli'lerin karşılıklı dripling âyinleriyle geçer. Uç durumda, karşılıklı iki hünerli ergenin şahsi düellosundan ibarettir, 'maç' dediğiniz. Mürettebatın geri kalanı, çalım nesnelerine indirgenmiştir. Horozlar, saha boyu herkesi ipe dizerek slalom yapar, arada da birbirlerine çatıp kabarırlar. Kaza eseri ayağına top geçen garibanlar, onu behemahal ustaya aktarmadıkları anda azarı, küfrü yerler. Uç olmayan durumlarda da katılımcılara, maç içinde çok geçmeden tesis edilen bir yetenek hiyerarşisine göre top sırası ve süresi gelir, haddi
aşanlar yine azar yer. Umumiyetle.
Gayrifedere bir futbol
Testosteronu kafasına vurmuş ergenler, kendilerinden ufaklara karşı hoyrattırlar, basbayağı 'güç kullanırlar'. Küçücük gövdeleri sakınmadan abanırlar. Emsallerine de aynı biçimde diş geçirmeye çalışır, 'erkekliklerini' sınarlar. Kimi zaman bacak arası atmaya konsantre olarak; kimi zaman da mesela terlikle oynayan hasımlarının ayağına gaddarca 'girerek'. Diyebiliriz ki, bir ölçüde mazurdurlar, zira ergenlik, umumiyetle, zaten böyle bir şeydir: sıfır empati. Diyebiliriz ki, işte tam da bu, sokak futbolunun epiğidir: topçu, ayakları bacakları haşat ola ola, küfrü yiye yiye bileylenir, perdahlanır, nitekim harbi futbolcu böyle peydahlanır.
Eyvallah. Lâkin bu 'eyvallah', sokak futbolunun, başka deyişle gayrifedere futbolun, endüstri tarafından kirletilmemiş, şenlikli, demokratik cevherine dair efsaneye nizami bir şarj uygulamamızın önüne geçmesin. Zira karadüzen futbolda umumiyetle gözlediğimiz bu örf, bu hukuk da, endüstriyel-olmayan futboldaki o şenlikli, demokratik cevheri kirleten unsurları barındırıyor.
Oysa, 'başka bir futbol' olan sokak futbolunun da 'başka türlüsü' mümkün. Ötekinin ötekisi... Örneklerini pekâlâ görüyoruz. Yalnızca (yine Eray'ın bahsetmiş olduğu) ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı politik kampanyalar çerçevesinde düzenlenen futbol turnuvaları vesilesiyle değil, bazı halı saha cemaatlerinde, futbol iz'anına sahip güzel ahlâklı insanların liderlik ettiği maç buluşmalarında da görüyoruz.
Burada esas: Herkesin topla eğleşmesini gözeten bir oyun kurmaktır. Değişik yaş gruplarından, değişik yeteneklerden hatta değişik cinsiyetlerden oluşabilen takımların her ferdi muhteremdir ve oyuna dahil edilmesi gereken bir takım arkadaşı gözüyle görülür.
Eray, sözünü ettiği turnuvada, bir takımın iki golünden birinin kadın oyuncularca atılması 'kuralına' dikkat çekiyordu. Pozitif ayrımcılık şart olmayabilir: Üç senedir Bozcaada'nın halı sahasında izlediğim iddialı maçlarda, Elif'in sol ayağından çıkan şutlar gibisini görmedim.
Futbol güzel bir oyundur
Pozitif ayrımcılık, yine de mühim. İrfan ve kemal sahibi abiler, hünerlerini her şeyden önce kendilerini geri çekme becerileriyle kanıtlarlar. Ustalıklarını, asistlerle ve sorumluluk vererek besledikleri 'kazmaları' oynatma becerileriyle gösterir, öncelikle bundan haz alırlar. Ferdi oynayanlar, nefis terbiyesine zorlanır ve sebat ederlerse takımcak oynamanın zevkini öğrenirler. Herkes öğrenir. Yıllarca figüran muamelesi gördükleri sahalarda, diğerkâm takımdaşlarının teşvikiyle adam eksiltmeyi, düzgün şut vurmayı öğrenen ve bundan
30'undan sonra 'hayatı keşfedenler' misali coşkun bir sevinç duyan arkadaşlarım var. 'Yetiştirici' teknik direktörlere duyduğumuz hürmete, o takımdaşlar da lâyıktır.
'Ötekinin ötekisi' futbol, otantik bir fair-play terbiyesi de verir insana. Ufaklığa, tokyolu veya yalınayak adama dikkat edilir, abanmak âcizlik sayılır.
Kıssadan hisse: Futbol, her boydan, her yetenekten, her cinsten insanın bir ucundan katılabileceği bir oyun olduğu için de, güzel oyundur.
Not: Geçen haftaki yazımda, 1950'lerden 1970'lere dek yüzmede herkese köpük toplatan Adanalıların altın çağının neden, nasıl kapandığına değinmemiştim. Emin Özgür, cereyanlı mektubunda, Türkiye'de kapalı havuz yokken Adana'da yüzme sezonunun uzunluğunun önemli bir avantaj teşkil ettiğini, kapalı havuzlar açılınca Adana'nın bu mukayeseli üstünlüğünü kaybettiğini belirtiyor.