Hiç kimsenin, yağmurun bile...

Ne maçtı ama... Nuh tufanının bataklığa dönüştürdüğü ağır saha bile sezonun, özellikle Şükrü Saracoğlu'nun en fiyakalı karşılaşmasını engelleyemedi.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Ne maçtı ama... Nuh tufanının bataklığa dönüştürdüğü ağır saha bile sezonun, özellikle Şükrü Saracoğlu'nun en fiyakalı karşılaşmasını engelleyemedi. Kar yağışının iyice sarkması yüzünden İstanbul'da baharın gülleri ancak Nisan'ın ikinci haftasında açarken, baharın golleri de benzer statüyü uyguladı. Cuma gecesi Galatasaray, Ali'nin siftahı, Arif'in dalyasına tanıklık eden maçta Altay'ı 5-0'la geçerken mevsimin en farklı maçını da kazanıyordu. Pazar akşamı da Kadıköy'de her şeyin yaşandığı karşılaşmada öne geçen ev sahibi, dört dakika içinde eşitlikten yenilgiye düşüverdi göz açıp kapayana kadar. Ardından ikinci beraberlik ve ikinci Sarı-Lacivertli zaferin yolu açılıyordu. Ve uzatmada gelen üçüncü ve sonuncu eşitlik sonrasında tribünler haftanın en gollü, (Coşkun Özarı'nın deyimiyle) 'plus' en kaliteli maçındaki futbol ziyafetinin tadı damaklarında stadı boşaltıyordu.
Spor akademili Ersun hoca
Bu, çok seyirlik futbol filminin iki aktörü, iki de rejisörü vardı. İlk jön prömiye, tepemizden aşağı boşalan rahmetti. Ne var ki Kadıköy'deki başa baş, dişe dişe mücadelenin hızını bu rahmet bile kesemedi. İkinci aktör daha doğrusu bir grup genç oyuncuydu filmde rol alan. 'Ali-Semih-Tuncay ya da AST üçlüsü' adlı genç silahşörler. İlk yönetmen çevirdiği filmlerle gişe rekorları kırarken sezonun en başarılı teknik patronu ilan edilen Ersun Yanal'dı. 42 yaşında, İzmir Buca doğumlu Ersun hoca, 1984'de Manisa Spor Akademisi'nden mezun olduktan sonra ilk çalıştırıcılık deneyimleri sırasında futbol oynamayı da sürdürdü. Denizlispor'la birkaç kez randevulaşan Yanal, Alkaralar'ın başına geçmeden önce başkentin rakip takımı Ankaragücü'ne kumanda ediyordu.
Futbolcu keşfinde eşine menendine rastlanmayacak derecede becerikli Cavcav başkanla elele tutuşup sezonun canavar takımın birlikte inşa ettiler. Aslında Pazar akşamı Sarı-Lacivertliler'deki eksikler (Rebrov, Fatih ve Ceyhun) filmin ikinci rejisörü Tamer Güney'in gençlere yönelmesini ve maça da direnç getirmesini sağladı. Ne var ki aynı tempo yükseltici eksiklik faktörü konuk ekipte tam tersine gelişiyordu. 22'lik Süleyman Youla'nın yanı sıra ikisi de henüz 25'ini süren M'Bayo ve Filip Deams'in yoklukları Yanal'ın pres makinasının alışılmış tıkır tıkırlılığını hissedilir biçimde bozmuştu. 1936 doğumlu Tamer hoca, ilk antrenörlük tecrübesini 33 yaşındayken Orduspor'da yaşadı. Daha sonra PTT, Balıkesir, Ankaragücü, Adanaspor, Ayvalıkgücü ve son olarak Kayseri'yle devam
eden yaklaşık yirmi yıllık antrenörlük serüvenini 90'ların başında noktaladı. Ardından federasyonun başdanışmanlığını yapan plan-program-eğitim üstadı Güney, bir sezon Antep'in altyapısını hazırladıktan sonra uzun yıllar emek vereceği Galatasaray'a rotasını çevirdi. Terim'in Çizme'ye gitmesinden altı ay sonra, Aralık 2000'de Tamer hoca Kadıköy vapuruna biletini aldı.
Azerbaycan'ın 'El Musavat' gazetesinde Tamer Güney'in A takımının başına getirildiği haberinde "... yeni yetmelerden ibaret komandasını çalışdırır" ifadesine de yer verilmiş. 'Yeni yetmeler komandası'ndaki üç genç Güney'le birlikte altyapının üstyapıya ne denli enerji aktaracağını ortaya koyan dinamik kramponlar oldu. İzmir Özçamdibispor'dan (Bir de üveyi var her halde...) 2001 yazında transfer edilen Semih Şentürk, henüz 19 yaşında bir fırtına. Yirmisine bu ayın 29'unda basacak fırsatçı forvet, sezon başındaki hazırlık maçlarında 'oynatın beni' diye adeta çırpınmıştı. Ne var ki ne Lorant ne de ardılı Çetin, bu genç pırlantayı ellerine alıp parlatmayı beceremedi. 25'lik Ali Güneş'in yerine giren Fahri Tatan da 19'luk bir altyapılı. Rizeli Fahri önümüzdeki ayın sonunda yirmilikler tertibine girecek. Çok yorulan Kemal'le bitime iki dakika kala değişen Bilal Kısa ile Bahçeligençlik'in 19'lukları üçleniverdi. Merzifonlu Bilal'in son yoklamasına çağrılması için 22 hazirana kadar vakti var.
İlk onbirlere bakıldığında Güney'in cengaverlerinin yaş ortalaması 23, 7 yaşı bulurken, Yanal'ın talebelerinde bu vasat iki yaş daha fazlaydı. Fener'in gençlik aşısının daha da aşağılara inmesini 32'lik Mirkoviç ile 30'luk Johnson (Bir başka 30'luk Rüştü'yü yaş haddinden muaf tutuyorum, seve seve...) engelledi. Ankaragençlik'te en yeni krampon 20'lik dişleri yeni çıkmaya başlayan Serkan Balcı'ydı. 30'ların siftahını yapan Thomas Zdebel de kafa kağıdı en eski Gençler'dendi. Bize de Orson Welles'in türküsündeki gibi "Ben genç olmayı bilirim ama sen yaşlı olmayı bilmezsin..." demek kalıyor...



Kulüplerin dikkatine
Galatasaray'da tüzük değişikliğine gidilmesi tartışılırken, bence en önemli madde sayılan 'genel kurulun aralık ayında toplanması'nı salt Sarı-Kırmızılılar değil tüm kulüpler gerçekleştirmeli. Yıllardır bu konuyu anlatmaktan dilimde tüy bitti. Proje üretim toplantısına katılanlardan bir bölümü 'Yeni seçilecek yönetim kendi transferini yapmalı. Aralık ayı ise buna izin vermez" diyerek geçerli bir gerekçe göstermeden karşı çıkıyor. Avrupa'da kulüpler, futbolun icadından bu yana kongresini
aralıkta yapar. Bundan amaç kış transferinde acil ihtiyaçları alıp ocak sonunda portföyü yeniden denkleştirmek. Daha da önemlisi iktidara gelindiğinde yeni sezonda alınması düşünülen teknik direktör ve oyuncularla erkenden söz kesip ön anlaşma yapmak. Çünkü bu işi martta yapınca yurtdışından transfer edilecek kaliteyi bulamıyoruz, tapon mallara kalıyoruz.