İngilizler bize ümit verdi

Upton Park Stadı'ndan, hakemin bitiş düdüğü ile birlikte "yuh" sesleri yükseldi. Sayıları 500'ü bulan Avustralyalı taraftarların sevinç çığlıklarını bastıran bu "yuh" seslerini, kimin üzerine alınacağı
ise bilinmiyordu...
Haber: ZAFER ARAPKİRLİ / Arşivi

LONDRA - Upton Park Stadı'ndan, hakemin bitiş düdüğü ile birlikte "yuh" sesleri yükseldi. Sayıları 500'ü bulan Avustralyalı taraftarların sevinç çığlıklarını bastıran bu "yuh" seslerini, kimin üzerine alınacağı
ise bilinmiyordu...
İsveçli teknik direktör Sven Göran Eriksson mu? Eriksson'un, özel milli maçlar tarihinde ender rastlanan bir uygulama ile, ilk 45 dakikada sahaya sürdüğü İngiltere ilk onbiri mi? İkinci yarı sahaya dizilen ve tamamen gençlerden oluşan "ikinci onbir" mi? Israrla oyuncularını kamplardan ve hazırlık maçlarından sakınan kulüp yönetimleri mi? Yoksa bu işi bir türlü çözemeyen Federasyon mu?
Daha önce, 1998'in dünya şampiyonu Fransa'yı da yenerek 'sıradan' bir takım olmadığını göstermiş olan Avustralya'nın, İngiltere topraklarında ev sahibi takıma tattırdığı 3-1'lik yenilgi, daha doğrusu hezimetten, herkes payını alacak kuşkusuz... Ama dünkü gazetelerde, eleştiriler Eriksson'un üzerinde odaklanıyordu.
Elindeki malzeme, dünyadaki tüm teknik direktörlerin ağızlarını sulandırmaya yetecek kalitedeydi. Üstelik, Türkiye'yi saymazsanız çok da zorlu bir gruba düşmemişlerdi. O halde, sadece sembolik değer taşıyan, geçen Dünya Kupası elemelerindeki 5-1'lik Almanya galibiyeti ve Dünya Kupası'nda Japonya'daki 1-0'lık Arjantin maçı haricindeki maçlarda neden, taraftarlarına hep saç baş yolduruyordu İngiliz Milli Takımı?
Eriksson formülü
Kulüplerin, yoğun ulusal lig, kupa ve Avrupa fikstürleri nedeni ile Milli Takım'a futbolcu göndermeye pek gönüllü davranmamaları, Eriksson'u
'ucuz' bir çözüme sevketmişti çarşamba gecesi. Özellikle cumartesi günü oynanacak Manchester United-Arsenal Federasyon Kupası maçını düşünerek, asların yorulmaması ve sakatlanmaması için, onları sadece 45 dakikalık bir kadroda biraraya getirdi. Kaleye, hazır olmayan Seaman'ın yerine David James'i almıştı. Geride ideal dörtlü; Gary Neville, Sol Campbell, Rio Ferdinand, Ashley Cole ile dizildi. Orta sahayı yine, kafasındaki ideal kadroda bulunan David Beckham, Frank Lampard, Paul Scholes, Kieron Dyer ile kurdu. İleride de, Michael Owen ve James Beattie ile hücum etmeyi denedi.
Avustralya'nın orta saha üstünlüğü ve ileride Leeds United'ın iki silahşoru Kewell ve Viduka ile fişek gibi performansı karşısında, birinci golde Neville'in, ikinci golde de Ferdinand'ın inanılmaz hataları, zaten 45 dakika son bulduğunda İngiltere'nin kaderini belirlemişti. İkinci yarıda özellikle 17 yaşında, İngiltere tarihinin en genç milli olma rekorunu kıran Everton'lu Wayne Rooney ile diğer gençlerin hırsı ve isteği, Avustralya'yı durdurmaya yetmedi. Bulunan tek gol, skorborda sadece 'şeref sayısı' olarak yazılabildi.
Eriksson'un, İngiliz klasiği 4-4-2 ile de olsa, Dünya Kupası'nda denediği
ama başaramadığı "continental" yani çağdaş Avrupa futboluna, İngiliz çocuklarını bir türlü adapte edememesinin faturası, sadece "yuh" sesleri olmayabilir. Artık pek uzun bir zaman kalmadı. Bugünkü tabloya bakıldığında, her hattı "tel tel dökülen", doğru dürüst üç pası biraraya getiremeyen, Beckham'ından Owen'ına kadar ne yaptığını bilemeyen İngiltere'nin 29 Mart'ta Lichtenstein karşısında vereceği son sınav, Türkiye maçı öncesindeki son prova olacak. Sonrasında...
Tanrı, iyi bir Türk Milli Takımı karşısında hem Eriksson'u, hem de İngilizler'i korusun. Ya da... korumasa daha iyi olur, tabii ki...