İyi haber yeniler, kötü haber Avni Aker

Sezon yerli Galaktiko Fenerbahçe'nin, ligin toy takımı İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a yenilmesiyle açıldı. Bu yenilgi küresel ısınma misali yapısal bir soruna mı işarettir, yoksa konjonktürel kuraklık misali bir kaza mı?
Haber: TANIL BORA / Arşivi

Sezon yerli Galaktiko Fenerbahçe'nin, ligin toy takımı İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a yenilmesiyle açıldı. Bu yenilgi küresel ısınma misali yapısal bir soruna mı işarettir, yoksa konjonktürel kuraklık misali bir kaza mı? Biz her zamanki gibi, galibi esas alarak bakalım. On yıl öncesinin turuncu-mavi belediye otobüslerini hatırlatan üniformasıyla İstanbul BB, mücadeleci ve incelikli bir oyun gösterdi herkese. İkinci yarıda oyuncuların tüm sahayı ve arkalarını görerek geliştirdikleri baskın ataklar, şahaneydi. Hantal savunmalarını, tâ ötelerde yaptıkları presle korudular. Abdullah Avcı'nın, takım ve oyun yapan bir teknik direktör olduğunu bir defa daha gördük. Aynı zamanda, spor ahlâkına önem veren birisi olduğunu. Sertan Eser'in 76. dakikaya kadar hiç el kol hareketi yapmadan kemal-i ciddiyetle oynamasını da bunun alâmeti sayıyorum ben.
Ankaraspor başka bir vaka
Cumartesi Efkan Bucak, taraftarsız ve 'nevzuhur' diye bu takımı horlayanlara nanik yapıyordu. İstanbul BB kulübü aslında o kadar da nevzuhur değil: Nurettin Sözen döneminde, İstanbul amatör spor âleminin ananevi markaları olan İETT, İtfaiye ve İSKİ'nin birleştirilmesiyle kuruldu. Kendi yağlarıyla kavrulduklarını, bütçelerinin yüzde 60'ının amatör branşlara, yüzde 40'ının futbola gittiğini, Süper Lig gelirinin önemli kısmını yine amatör şubelere aktarmayı düşündüklerini söylüyorlar. Sözen zamanından beri kulüpte olan Futbol Şube Sorumlusu Kamil Dizar'ın Sporİst dergisinin Haziran 2007 sayısındaki sözleriyle: "İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı gibi 5 bin bilet almıyor belediye, boş tribünlere oynuyoruz."
Kısacası, İst. BB, Ankaraspor gibi bir şey değil! Mavi-beyaz renkleri talihsiz bir biçimde 'su' çağrıştıran Ankaraspor'un Ankaragücü'ne yenilmesi, çok insana "Ankara bir başka güzel şimdi" dedirtmiş olmalı!
5-6 yıldır birlikte oynayan tahsil yaşındaki kadrosuna bir mûnis yabancı ve alt kümelerden 3-4 oyuncu ilâve etmekle yetinen Gençlerbirliği OFTAŞ da, tıpkı İstanbul BB gibi, 'takım olma' vasfıyla parlıyor. Ağabey Gençlerbirliği'ni TSYD kupasından bir hafta sonra ligde de yendiler. Enerjik, sert, atik bir takım. 4-2-3-1 peyzajını hemen hiç bozmadan bloklar halinde ileri geri gidip geliyorlar. Savunmada Giray-İlhan-Orhan, başlı başına bir teşkilât.
Galatasaray, gıyabındaki taraftarlarını ziyadesiyle memnun ederek başladı lige. Rize karşısında 'hissedilen' fark, 4-0'dan da fazlaydı. Rizespor'un Kolombiyalı kalecisi Gonzales, Sakaryaspor'daki vatandaşı Martinez'in kaderini hatırlatan bir çileyle siftah yaptı. Galatasaray'da isimli, isimsiz, yeni transferler yararlılıklarını gösterdiler. Hakan Şükür'ün, Tanju Çolak'ın skor rekoruna nihayet yetişmesi de, 'herkesi' rahatlatan bir gelişme.
Beşiktaş-Konyaspor: Kara kartal ve Selçuklu kartalı. Yırtıcı kuş gözlemcileri, bol geri ve yan pas izlediler. Esas seyirlik, Serdarlardı. Serdar Özkan ve onun yanında eski kalan Serdar Kurtuluş, enerjileri, inisiyatif alma cesaretleri, orta yapmayı bilmeleriyle alkışı hak ettiler. Alkışı mahallinde tevzi edenlere de büyük bir alkış: "Çarşı Sinan Engin'e karşı" pankartı, yitip gittiğinden yakınılan Beşiktaş ruhunu şöyle bir üfledi üzerimize. "Eksik olsun imparatorlar eksik olsun krallar, sağlam kalsın sağlam olsun, kaçıncı olursa olsun", Sinan-Ertuğrul bağlamı dışında da, bütün statlara asılası bir düstur. 'Mafya babalarının değil Baba Hakkı'nın Beşiktaş'ı şiarıyla bu protestoyu yapanlara tepki gösteren Sinan Engin'in söyledikleri, tribünlere ve her şeye nasıl baktığının özeti: "İstesem ben 150 tane 'hoş geldin' diye pankart astırırım..."
Arap-İsrail harbi
Tedirgin başlayanlardan Denizli-Bursa, geçen seneki gibi, 0-0. Kayserispor, yine sıkıntılı başlayan Manisa'yı, 3-1'in gösterdiğinden daha zor alt etti. Gökhan&Topuz yine sahnede. Antepspor, Kasımpaşa'nın hem hücumdaki ve savunmadaki serkeşliğinden faydalandı.
Avni Aker'deki manzara, iki-üç doğrumuzu da götürüyor. Galip götürülen maçın bitmesine saniyeler kala oyuncular arasında (Arap-İsrail harbiyle) başlayan kavgaya sahaya dalan seyircilerin de karışması ve bunun üzerine maçın yarım kalması, uzaktan bakanlara Lâz fıkrası gibi görünebilir. Trabzon'un 'ortamını' bilenlere ise, bir sosyoloji normali. Trabzon'un, altı sene önce Özkan Sümer'in başkanlığa gelişindeki gibi bir yeni başlangıca ihtiyacı var ama takati kaldı mı? Sivaslı futbolcuların seyircilere düzenledikleri karşı-saldırılardaki şiddet ve celâl de, 'tahrik' deyip geçiştirilmez umalım.