İzmir'de ikinciliğe ederken veda...

Bu yıl 11 temmuzda açılan futbol pazarında çok iyi prim yapan
'taraftarsız' Ankaralılar, dördüncü haftanın bittiği 1 eylüle kadar beyaz sayfa açarak 12 puanla ligin tepesindeki bayrağını dalgalandırmayı sürdürüyordu.
Haber: CENGİZ ALPMAN / Arşivi

Bu yıl 11 temmuzda açılan futbol pazarında çok iyi prim yapan
'taraftarsız' Ankaralılar, dördüncü haftanın bittiği 1 eylüle kadar beyaz sayfa açarak 12 puanla ligin tepesindeki bayrağını dalgalandırmayı sürdürüyordu. Açılışta, İzmit deplasmanındaki 3-1'lik Kocaeli zaferinin ardından başkentte İstanbulspor'u 4-1'le yolcu ettiler. Liderlik iki hafta da kılpayı Cim Bom'daydı. Diyar dönüşü heybelerinde yine aynı skorla alınmış üç puanın yanı sıra bu kez 'lider' damgası vuruluydu. Dördüncü hafta misafir Göztepe 3-1'lik yenilgiyle geri postalanırken 10 puanlı Galatasaray'dan iki fazlasıyla harbiden ilk sıraya oturan Gençlerbirliği oluyordu. Attıkları 14 gole karşılık, sadece dört kez santra yapmışlardı. İzmir'in Sarı Kırmızılıları yenilgi sonrasında hocaları Ali Osman Renklibay'la yollarını ayırıp takımı taze kan Mustafa Fedai'ye teslim ediyordu.
Trabzon deplasmanı Ersun Yanal ve cengaverleri için düşüşün başladığı 1-1'lik eşitlikle sonuçlanıyordu. Zorlu rakip karşısında alınan puana eyvallah demek yerine kaybedilen ikisinin sıkıntısını yaşayan Yanal, "Takım olarak beraberliğe üzülüyorsak, doğru yoldayız demektir" yorumunu getiriyordu.
Gençler'in son İzmir deplasmanını Alsancak'ta izledim. Onlar Etimesgut, ben de Yeşilköy'e dönmek üzere Adnan Menderes'te tayyareleri birlikte bekliyorduk. İskoç parfümlü ufarak bara girdiğimde Ersun hocanın hiç mi hiç müteessir bir hali yoktu. Eşofmanlarıyla salonun sağına soluna dağılmış, bir bölümü de barda masaya çökerek eğleşip gülüşen oyuncuların da hiç birinin yüzünde kaybedilmiş iki puanın verebileceği can acısına rastlamadım. Demek ki 'üzülmüyorlardı'.
Beşinci haftada Trabzon deplasmanında aldıkları ilk eşitliğe, takım olarak üzülen Gençler, son İzmir deplasmanında düşme hattında hizaya girmiş kaderini bekleyen Göz Göz karşısındaki 'yaşamsal puan kayıpları'na tövbe üzülmüyorlardı. Bilakis, patronundan tüm teknik heyetine, asaleten oynayanından vekaleten kulübede bekleyenine kadar cümlesi, düşman çatlatacak bir neşeyi muhabbet içindeydi ki o kadar olur doğrusu...
Derken içeri başkan girdi. Suratı asıktı. En meşhur markası çikleti de yoktu ağzında. Cavcav'ın Şampiyonlar Ligi macerasının sona erdiğini anladığı yüzünden akıyordu. Belki de lig filmini biraz geriye almış, altıncı haftada başkent derbisinde Ankaragücü'ne 1-0 yenildikleri maçı ve rakip tarftarlardan bazılarının çirkin tezahüratını yeniden hatırlamıştı.
O hafta da 13 puan ve averaj liderliğe yetmişti. Derken tam altı koca hafta süren 'nagalibiyet' serisinin korkunç girdabı boyunlarına sarılıverdi. Gaziantep yenilgisinden sonra bir türlü arkadan takviye gelmeyen 13 puan artık sadece 4. basamağa ilişmeye yetiyordu.
Devler Ligi pasaportu iptal mi?
Sezonun en fiyakalı mücadelelerinden biri sayılan Malatya düellosunu 5-4 ev sahibine kaybetmenin ardından bir basamak daha aşağı indiler. Altıncılığa vurdukları 1-1'lik Fenerbahçe maçı, yıldızlarının yeniden parlayacağı günlerin önünü açacak bir başka üzüntüydü. İkisi de deplasmanda alınan 7-2'lik Adana ve Samsun maçları sonrasında ligin en golcü ekibi unvanını kazandılar. İnönü'deki 1-1'lik maçtan sonra peşpeşe beş kez üç puana ulaşan Gençler, 20. hafta yeniden yakaladıkları Devler Ligi'ne giden yolun pasaportunu, Göztepe eşitliğinin ardından Galatasaray'ın 'kar operasyonu'nda Malatya'yı yenmesiyle bir kez daha yitirdiler.
Ersun hoca müsabakadan sonra rakiplerin onlara karşı kapalı defans yapmalarından yakındı. Yıllardır üç büyükler -bilahare Trabzon'un da dansa katılmasıyla dörtlendi- zaten bu etten duvarlara çarpmaktan yakınıp durmaz mıydı. Hâlâ şikayet ediyorlar o başka. Oysa aynı savunma planını, Avrupa maçlarında kendileri uyguladıklarında kimse ağzını açıp tek kelam etmiyor ya neyse.
Bizde, doğuda, 'büyük lokma ye, büyük konuşma' demek marifettir, batıda da 'büyük olmak için büyük düşün' sloganını sarılmak. Ersun hocanın belki de ikisini harmanlayıp yeni bir oryantoksidantal formülü kendisine ve ekibine empoze etmesi gerek: 'Büyük lokma ye, büyük konuş...



Biz eskiden, eskiden...
Ligimiz, Gençler gibi, liderliği uzun süre sürdürdükten sonra maratonun yorucu temposuna dayanamayıp mütevazı bir sıraya ilişivermek zorunda bırakılan nice takımlarla doludur. Üstelik, Yanal'ın da haklı olarak çok şikayet ettiği 'taraftarsız takım olmanın dayanılmaz ıstırabı'nı bile hiç mi hiç çekmeden. Ayrıca Gençler, üç büyükler sıralamasını 1965-66 sezonunda, Beşiktaş ile Galatasaray'ın peşinde bitirerek, Fenerbahçe'ye ilk dördüncülüğünü tattıran bir başka ilke daha imza atmıştı. Meşhur 'Es Esler', 1968-72 arasında üç kez ikinci olmuş ancak şampiyonluğu görememişti. 1969-70, şampiyon Fenerbahçe'nin ardından ikinciliği Kırmızı şeytanlar'a kaptıran diğer büyüklerden Galatasaray yedinci, Beşiktaş ise 9. basamağa zor bela kapağı attıkları sezon olarak hafızalardadır. Zonguldak ve Adana da ikincilik koltuğunu İstanbul baronlarına bırakmayan dişli ekiplerdendi.


Ah bu şubat çekilmez...
En iyisi liglerde devre arası molasını bundan böyle şubatta yapmak olacak. 1985'teki karakış zulmünden bu yana dünyanın iyice nevri döndü. Mevsimler hizasını şaşırdı. Eskiden aralığın ortasından ocağın ilk yarısına kadar hüküm süren 'beyaz geceler', giderek cüce şubatın hükümranlığına devroldu. UEFA, yerel liglerin takvimine karışmaz. Onun işi kendisinin organize ettiği kulüpler ve uluslararası turnuvaların raconunu kesmek. Böyle her hafta maçları ertelemekle bir sonuca varmak zor. Cidden söylüyorum. Devre arasındaki o bezdirici tatilin son dört haftasının şubata kaydırılması, daha iyisi bulununcaya kadar en optimal formül.