İzmir'in Göztepe'si göze geldi

Göztepe'nin başına gelenler, ezberciliğin insanların ve toplumların başına ne gibi sorunlar açabileceğinin iyi bir kanıtı. Futbol ekonomisini keşfettik zannederek şirketleşen takımların (Mesela Adanaspor'un...
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

Göztepe'nin başına gelenler, ezberciliğin insanların ve toplumların başına ne gibi sorunlar açabileceğinin iyi bir kanıtı. Futbol ekonomisini keşfettik zannederek şirketleşen takımların (Mesela Adanaspor'un,
İstanbulspor'un) sonradan yaşadıkları, bu çözümde işlemeyen bir şeylerin varolduğunu göstermişti zaten. Daha sonra, borsaya 'açılan' takımların hangi mekanizmaları kullandıklarını bilemiyoruz ama rasyonel yöntemlerle sahip oldukları borç stokunu eritmeleri pek mümkün gözükmediğinden, devletin ve maliyenin himmetine kalmış durumdalar.
Diğer taraftan İzmir gibi bir şehrin, Süper Lig'de sebat edebilen bir takımının bulunmayışı gerçeğini de irdelemek zorundayız. Alsancak Stadı'nın 'domestic' ortamına eyvallah diyelim ama Atatürk Stadı'nın seyirciler ve futbolcular açısından tıpkı İstanbul'daki stat gibi son derece elverişsiz bir ortam oluşturduğunu da ekleyelim. İzmir seyircisinin, basketbol örneğinde sergiledikleri üzere, tutku, heyecan, bağlılık hanelerine pekiyi koyduktan sonra, sebat ve ısrar hanelerindeki kırıklarla nasıl yaşayabildiklerini soralım. Fakat kuşkusuz bu mesele sadece İzmir'le sınırlı değil. Trabzon, Samsun, Adana, Eskişehir gibi üniversitesi de bulunan, buna karşılık, sosyolojik anlamda giderek şehir olmaktan uzaklaşan yerlerin yaşadığı çöküşün belki de en iyi futbol takımlarına bakarak çözümlenebileceğini belirtelim. Bir işe yarayacaksa.
Gelenekli takımların, kısa vadede başarı hayaline sarılarak kendilerini inkâr etmesinde, camiaların acilciliğinin büyük rol oynadığını da kabul etmek gerekiyor. Zamana karşı daha bildik yollarla direnmek, hatta bazen kalın kafalı bir muhafazakâr olarak işleri yürütmek, paranın sağlayacağı yeniliklerden daha akıllıca bir tutum olabilir.
FIFA'nın uyarısı
"Oturun oturduğunuz yerde" uyarılarının hepsinde olduğu gibi, FIFA'nın Türk Futbol Federasyonu'nun durumu hakkındaki nazik üslubu, herhangi bir dellenmeyi mümkün kılmayacak ölçüde açık hükümler içeriyor. Partisine özgü sivil giyimle (bu yana çizgili, gömlek yakalı tişört giymek demek oluyor) katıldığı sportif faaliyetlerde 'sevimli' demeçler vermeyi sürdüren spordan 'sorumlu' bakanın anlaması gereken, siyaseti idare ettiği gibi, futbolu idare edemeyeceği gerçeği. Böyle. Bir önceki başkana sahip çıkamadı. Şimdiki başkanı aday olmaktan alıkoyamadı ve sonuçta seçilmesine de engel olamadı. Daha sonra 'yetkilerini' gündeme getirerek gözdağı vermeyi sürdürdü. Bu tür durumlarda FIFA'nın yaptığı şey, kendi standartlarında tek ve "elinizi çekin" mesajı veriyor. Aksi durumda önce Yunanistan ve Gürcistan ya da diğer örneklerde karşılaşıldığı biçimiyle, siyasal iktidarlar hafif bir diklenme ve delikanlılık temrininden sonra, güle oynaya özerklik limanına gemileri bağlamaya oturuyor. Tabii milli gurur ve "bize karışamazlar" efelenmesinin üzeri örtülerek.
Federasyondan şikâyetçi olmak başka; futbolu yönetmek başka. Bu iktidarın futbola özel bir ilgi gösterdiği belli; bir çok şehirde 'belediye' takımı var ki açıkca kamusal kaynakların 'istismarına' dayanarak varoluyorlar. FIFA'ya çarpmak, belediye takımını kurtarmaktan biraz farklı bir şey. Böylelikle Türkiye'de epey bir karşıtı bulunan federasyonu meşrulaştırmış sayılırlar.
Umarız, ne yaptıklarının farkındadırlar.